Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ŞAHÎ: | f. şaha, hükümdara ait, şah ile ilgili. Hükümdarlık, şahlık. Eski topların bir çeşiti. Nişastalı, yumurtalı bir helva. Tar: Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim Han'ın bastığı altun para. (Bu ismin verilmesi, üzerinde "şah" kelimesinin yazılı bulunmasından dolayıdır.) |
| ŞAHİC: | Eşek, hımar. |
| ŞAHİD: | Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. Resul-ü Ekrem Efendimizin (A.S.M.) bir vasfı. Melâike-i kiram. Hazır. |
| ŞÂHİD-İ ÂDİL: | Doğru sözlü şâhid. |
| ŞÂHİD-İ EZELÎ: | Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak. |
| ŞAHİD: | (C.: Şevâhid-Şühud) Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri. |
| ŞAHİD: | f. Sevgili, mahbube. Güzel, dilber. |
| ŞAHİDE: | (Müe.) Kadın şâhid. Mezar taşı. Mezara dikine dikilen ve üzerinde yazı ve çiçek motifi bulunan baş ve ayak taşları. f. Dilber, güzel. |
| ŞAHİD-ZOR: | f. Yalancı şâhit. |
| ŞAHİH: | (C.: Şihah) Bahil kişi. |
| ŞAHİK: | Yüce, büyük dağ. Yüksek yapı veya ağaç. |
| ŞAHİKA: | Dağ tepesi, zirve. |
| ŞAHİM: | Semiz, yağlı, şişman, besili. |
| ŞAHİN: | (C.: Şevâhin) Doğan'a benzer bir kuş ki, av avlamak için terbiye olunur. |
| ŞAHİNE: | Öşür memuru. |
| ŞAHİS: | Büyük cüsseli, iri yapılı kimse. |
| ŞAHİT: | (C.: Şihât) İnce yufka olmuş nesne. |
| ŞAHÎ: | f. Şaha, hükümdara ait, şah ile ilgili. Hükümdarlık, şahlık. Eski topların bir çeşiti. Nişastalı, yumurtalı bir helva. Tar: Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim Han'ın bastığı altun para. (Bu ismin verilmesi, üzerinde "şah" kelimesinin yazılı bulunmasından dolayıdır.) |
| ŞÂHİD-İ EZELÎ: | Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak. |
| İçerisinde 'ŞAHÎ' geçenler | |
| CİBAL-İ ŞÂHİKA: | Yüksek dağlar. |
| HAŞAHİŞ: | (Haşhâş. C.) Haşhaşlar. |
| İMZA-Yİ PADİŞAHÎ: | Padişahın imzası. Osmanlı Padişahları tarafından vaktiyle hükümdarlara yazılan name-i hümayunların kenarlarına altun yaldızla imza konurdu. Bunlara imza-yı padişahî denilirdi. |
| MEŞAHİD: | Meşhedler. Şehidlikler. * İnsanların toplanacağı yerler. |
| MEŞAHİR: | Meşherler. Teşhir olunan yerler. |
| MEŞAHÎR: | Meşhurlar. Çok kimselerce tanınanlar. |
| MEŞAHİR-İ ÜDEBÂ: | Meşhur edibler. |
| MÜŞAHİD: | Gören, seyreden. Görmekle tetkik eden. |
| MÜŞAHİDÎN: | (Müşahid. C.) Görenler, bakanlar. Müşahede edenler. |
| MEŞAHİR-İ ÜDEBÂ: | Meşhur edibler. |
| MÜŞAHİDÎN: | (Müşahid. C.) Görenler, bakanlar. Müşahede edenler. |
| PADİŞAHÎ: | f. Padişahla ilgili, padişaha ait. |
| PADİŞAHÎ: | f. Padişahla ilgili, padişaha ait. |
| ŞAHİC: | Eşek, hımar. |
| ŞAHİD: | Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. * Resul-ü Ekrem Efendimizin (A.S.M.) bir vasfı. * Melâike-i kiram. * Hazır. |
| ŞÂHİD-İ ÂDİL: | Doğru sözlü şâhid. |
| ŞÂHİD-İ EZELÎ: | Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak. |
| ŞAHİD: | (C.: Şevâhid-Şühud) Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri. |
| ŞAHİD: | f. Sevgili, mahbube. * Güzel, dilber. |
| ŞAHİDE: | (Müe.) Kadın şâhid. * Mezar taşı. * Mezara dikine dikilen ve üzerinde yazı ve çiçek motifi bulunan baş ve ayak taşları. * f. Dilber, güzel. |
| ŞAHİD-ZOR: | f. Yalancı şâhit. |
| ŞAHİH: | (C.: Şihah) Bahil kişi. |
| ŞAHİK: | Yüce, büyük dağ. * Yüksek yapı veya ağaç. |
| ŞAHİKA: | Dağ tepesi, zirve. |
| ŞAHİM: | Semiz, yağlı, şişman, besili. |
| ŞAHİN: | (C.: Şevâhin) Doğan'a benzer bir kuş ki, av avlamak için terbiye olunur. |
| ŞAHİNE: | Öşür memuru. |
| ŞAHİS: | Büyük cüsseli, iri yapılı kimse. |
| ŞAHİT: | (C.: Şihât) İnce yufka olmuş nesne. |
| ŞAHR (ŞAHİR): | Ağızını öttürmek. * Islık çalmak. * Sesi yükseltmek. |
| ŞÂHİD-İ EZELÎ: | Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ŞAHİC : | Eşek, hımar. |
| ŞAH : | f. Ağaç dalı. Budak. * Boynuz. Karın. * Su arkı. * Alın. * Kadeh. |
| ŞAAB : | Ayrılmak. * Yarmak. |