Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ŞAR: | f. şehir, belde. |
| ŞARAB: | İçilecek şey. İçki. Mey. Bâde. Hamr. İçilmesi haram olan bir içki. (Bak: Mubikat-ı seb'a) |
| ŞARAB-I TAHUR: | Temiz ve helâl olan Cennet şarabı. Cennete mahsus şurub. |
| ŞARAPNEL: | Fr. Ask: Bir çeşit top mermisi. Top mermisinden dağılan herbir parça. |
| ŞARE: | Libas, elbise. Heyet. |
| ŞARIK: | Çıkan, tulu' eden. Parlayan. |
| ŞARIKA: | (C.: Şevârık) Aydınlık, nur, ziya, ışık. |
| ŞARİ': | Şeriatı meydana koyan, teşri eden. Allah (C.C.). Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) bir ismi. Şüru' eden, başlayan. |
| ŞARİB: | (Şürb. den) İçen. Şürbeden. (C.: Şevarib) Bıyık. |
| ŞARİB-ÜL LEBEN: | Süt içen. |
| ŞARİB-ÜL LEYLİ VE-N NEHAR: | Gece gündüz içki içen. Devamlı sarhoş. |
| ŞARİBE: | Su kenarında olan tâife. |
| ŞARİD: | Tutunup beğenilmiş ve yayılmış şiirler. Şiir tarzındaki ata sözleri. |
| ŞARİF: | (C.: Şürüf) Yaşlı deve. |
| ŞARİH: | Şerheden, açıklayan. Bir şeyin mânasını izhâr eden. |
| ŞARİH: | (C.: Şurah) Yiğit, kahraman. |
| ŞARİM: | Ucu yarılmış ok. |
| ŞARİK: | (C.: Şevârık) Güneş. Parlak cisim. |
| ŞARK: | Doğu. Güneşin doğduğu taraf. Güneş ve güneşin aydınlığı. Yarmak. Parıldamak. Avrupa kültürünün dışında kalan müslüman ülkeleri. |
| ŞARK-I CENUBÎ: | Güneydoğu. |
| ŞARK-I ŞİMALÎ: | Kuzeydoğu. |
| ŞARKÎ: | Şark ile alâkalı. Ciheti şarka, doğuya doğru olan. |
| ŞARKİYAT: | Şark dilleri veya ilimleri hakkında inceleme yapan ilim şubesi. |
| ŞARKİYYUN: | Doğulular, şarklılar. |
| ŞARK MUSİKİSİ: | (Bak: Musikî) |
| ŞARLATAN: | Fr. Yalancı. Yüksekten atarak karşısındakini aldatan. Hayasız. |
| ŞART: | Bir kısım muamelelerde lüzumlu olan hüküm. Bir şeyin olması ona bağlı olan şey. Kayıt. Bir iş için mutlaka lüzumlu olan husus. Yemin. Hal, vaziyet. Gr: Biri diğerine bağlı olan iki cümle hakkında delâlet edilen; yâni mütevakkıf aleyhe delâlet eden diğer cümleye cezâ denir. Meselâ: "Haber verirsen, ben de gelirim" cümlesinde "Haber verirsen" cümlesi şart, "ben de gelirim" cümlesi ise cezâdır. Bunlara "cezâ cümlesi, şart cümlesi" de denir. Başka tabirle "cümle-i şartiye" ve "cümle-i cezâiye" denir. |
| ŞART EDATLARI: | (Huruf-u şartiye) Bunlara "Şart isimleri" de denir. Arapçada şart mânâsını ifade eden edatlar: İn, Men, Ma, Mehmâ, Eyyü, Metâ, Eynemâ, Eyyâne, Ennâ, Haysümâ, Keyfemâ. $Bu edatlar iki fiili (şart ve ceza fiillerini) cezmederler. Şart mânâsını ifade eden edatlardan sonra gelen ilk fiil, şart; ikincisi de, cevab veya ceza adını alır. İkinci fiilin meydana gelebilmesi, birinci hükmün meydana gelmesine bağlıdır. |
| ŞART VE CEZA FİİLİNDEN TEREKÜB ETMİŞ CÜMLEYE ŞART: | Kim isterse bulur) cümlesinde olduğu gibi. |
| ŞARTİYE: | Şart ile olan. Şartlı. (Bak: Şart) |
| ŞARTİYYET: | Şartlılık. Şarta bağlı olmaklık. |
| ŞARTNAME: | f. Bir sözleşmede olan şartların yazıldığı resmi kâğıt. |
| ŞARUF: | Süpürge. |
| ŞARYO: | Fr. Araba. Yazı makinelerinde, daktilolarda kâğıdın takıldığı kısım. |
| ŞAR: | f. Şehir, belde. |
| ŞARE: | Libas, elbise. Heyet. |
| ŞARİB-ÜL LEBEN: | Süt içen. |
| ŞARUF: | Süpürge. |
| İçerisinde 'ŞAR' geçenler | |
| AB-ŞAR: | f. Şelâle, su akarken çıkardığı ses, şırıltı. |
| AFŞAR: | Avşar kabilesini meydana getiren Türkmenlerin adı. |
| AKSÂ-YI ŞARK: | Uzak Doğu. Çin, Japonya gibi yerler. |
| AKŞAR: | (Akşın) Doğuştan derisi, kılları beyaz olan insan veya hayvan. |
| ARZ-I A'ŞÂRİYE: | Öşür (onda bir vergi) veren memleket. |
| A'ŞAR: | (Öşür. C.) Öşürler. Arazi mahsüllerinden alınan onda bir nisbetindeki vergiler. * Mahsül alan zengin müslümanların zekâtları. |
| A'ŞARÎ: | Ondalığa âit. Öşür hesapları nev'inden. On sayıları. Ondalık. |
| AŞR-İ MİŞAR: | (Bak: Öşr-ü mişar) |
| AŞŞAR: | A'şar tahsildarlığı yapmış olan kimse. Öşürcü, ondalıkçı. |
| AŞR-İ MİŞAR: | (Bak: Öşr-ü mişar) |
| BEŞARAT: | (Beşaret. C.) Beşaretler. (Bak: Beşaret) |
| BEŞARE: | (C.: Beşâir) Hüsn, güzellik, cemâl. |
| BEŞARET: | (Doğrusu Bişârettir) Müjde. Sevindirici haber. Hayırlı haber. * Müjdeye verilen ihsan. * Yeni çıkan acib şey. |
| BEŞARET-ÂVER: | Beşaret veren, müjdeci. |
| BE-ŞART-I ANKİ: | f. Bu şartla ki. Şu şartla ki. |
| BİLÂ-KAYD U ŞART: | Kayıtsız şartsız. |
| BİŞAR: | f. Esir, kul, köle. Harpte teslim alınan kimse. * Altın, gümüş kakmalı işlemeler. * Takatsiz, dermansız, halsiz. |
| BİŞARET: | (Bak: Beşâret) |
| BEŞARET-ÂVER: | Beşaret veren, müjdeci. |
| BEŞARE: | (C.: Beşâir) Hüsn, güzellik, cemâl. |
| BEŞARAT: | (Beşaret. C.) Beşaretler. (Bak: Beşaret) |
| CEZA-ÜŞ ŞART: | Şartın cevabı. Meselâ: Zeyd ayağa kalkarsa, ben de kalkarım cümlesindeki, "ben de kalkarım" ifadesi, birinci cümlenin cevabıdır. |
| CÜMLE-İ ŞARTİYE: | (Bak: şart) |
| CÜMLE-İ ŞARTİYE: | (Bak: Şart) |
| DÂD-I HAK RÂ KABİLİYYET ŞART NİST: | Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanında kabiliyyet şart değildir. |
| DALL-İ Bİ-L İŞARE: | (Dâllibilişâre) Sözdeki mânanın işâretine göre delil olmak.Üç nevi delâletten biri ile sevkedildiği mânanın gayrisine yâni; söylenince maksud-u asli olmayan bir mânaya delâlet eden lâfızdır. Meselâ: "Cenab-ı Hak bey'i helâl, ribâyı haram kılmıştır." ibâresi, bey', yani alış-veriş ile ribâ (fâiz) arasında fark bulunduğunu beyan için sevk olunmuştur. Bundan asıl murad budur. O hâlde bu ibâre meşru alışverişle faiz arasında fark bulunduğuna "delâlet-i mutabıkıyye" ile delâlet ettiği gibi, bey'in helâl, fâizin haram olduğuna da yine "delâlet-i mutabıkıyye" ile "bi-l işâre" delâlet etmiş olur. Yine bunun gibi bir malın abde verilmesini veya verilmemesini isteyen bir kimseye karşı "Bu malı hiç bir şahsa vermem" sözü bu malın abde verilmeyeceğine "delalet-i tazammuniye ile" "bi-l işare" delâlet eder.)"Evlâdın nafakaları mevludün leh üzerinedir" ibâresi de çocukların neseblerinin, babalarından sâbit olacağına delâlet-i iltizâmiye ile bil-işâre delâlet eder. Çünkü, babanın mevlüdün leh olması, nesebin kendisinden sübutunu müstelzimdir." (İst. Fık. K.) |
| DÂD-I HAK RÂ KABİLİYYET ŞART N: | Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanında kabiliyyet şart değildir. |
| EFŞAR: | f. Çimdikleme. * Sıkılmış, sıkma (meyve suyu gibi.) |
| ELSİNE-İ ŞARKİYE: | Doğu dilleri. |
| FEŞAR: | f. Sıkıcı. Sıkan. Sıkıp suyunu çıkaran. |
| Fİ'L-İ ŞART: | şart fiili. (Bak: şart) |
| Fİ'L-İ ŞART: | Şart fiili. (Bak: Şart) |
| HAŞARI: | Yaramaz, rahat durmaz, hırçın. |
| HIYAR-I ŞART: | Âkitlerden birinin veya herbirinin akdi, muayyen bir müddet içinde fesh veya icazetle infaz edebilmek hususunda muhayyer olmasıdır. |
| HURUF-U ŞARTİYE: | (Bak: Şart edatları) |
| HUŞAR: | Avaz, ses. |
| HUŞARE: | Bir yere giderken bırakılan faydasız şeyler. * Her şeyin kötüsü. |
| HUŞAR: | Avaz, ses. |
| İBŞAR: | (Büşr. den) (C.: İbşarât) Müjdeleme, tebşir etme, sevinçli bir haber bildirme. |
| İBŞARAT: | (İbşâr. C.) Müjdelemeler, tebşir etmeler, sevinç verici haber bildirmeler. |
| İHTİŞAR: | Büyük kafalı olma, koca başlı olma. * Toplanma, cem' olma. |
| İNKIŞAR: | Bir şeyin derisinin veya kabuğunun soyulması. |
| İNŞAR: | Ölüyü diriltme. (Bu fiil, Allah'a mahsus olmak kaydiyle: İnşar-ı emvat denir.) |
| İNTİŞAR: | Dağılmak. Yayılmak. Üremek. * Tıb: Yorgunluktan damar şişip kabarmak. Umumileşmek. |
| İNTİŞAR-I ARZANÎ: | Hedefin sağ veya sol taraflarına düşen mermilerle, hedef arasında kalan mesafe. |
| İSM-İ İŞARET: | Gr: Kendisiyle muayyen bir şeye işaret olunan kelime. "Bu, şu o" gibi. |
| İSTİBŞAR: | Müjde almak. Hayırlı, iyi haber iyi sevinmek.İSTİBTA' : Ağır ağır hareket etme. * Gecikme, geç kalma. |
| İSTİŞARAT: | (İstişare. C.) İstişareler, danışmalar, meşveret etmeler. |
| İSTİŞARE: | Meşveret etmek. Fikir danışmak. Müşâverede bulunmak. |
| İŞAR: | Birlikte geçinmek, muâşeret etmek. Hoş geçinmek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ŞARAB : | İçilecek şey. İçki. * Mey. Bâde. Hamr. İçilmesi haram olan bir içki. (Bak: Mubikat-ı seb'a) |
| ŞAAB : | Ayrılmak. * Yarmak. |