Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ŞARE: Libas, elbise.
Heyet.
ŞARE: Libas, elbise.
Heyet.
İçerisinde 'ŞARE' geçenler
BEŞARE: (C.: Beşâir) Hüsn, güzellik, cemâl.
BEŞARET: (Doğrusu Bişârettir) Müjde. Sevindirici haber. Hayırlı haber. * Müjdeye verilen ihsan. * Yeni çıkan acib şey.
BEŞARET-ÂVER: Beşaret veren, müjdeci.
BİŞARET: (Bak: Beşâret)
BEŞARET-ÂVER: Beşaret veren, müjdeci.
BEŞARE: (C.: Beşâir) Hüsn, güzellik, cemâl.
DALL-İ Bİ-L İŞARE: (Dâllibilişâre) Sözdeki mânanın işâretine göre delil olmak.Üç nevi delâletten biri ile sevkedildiği mânanın gayrisine yâni; söylenince maksud-u asli olmayan bir mânaya delâlet eden lâfızdır. Meselâ: "Cenab-ı Hak bey'i helâl, ribâyı haram kılmıştır." ibâresi, bey', yani alış-veriş ile ribâ (fâiz) arasında fark bulunduğunu beyan için sevk olunmuştur. Bundan asıl murad budur. O hâlde bu ibâre meşru alışverişle faiz arasında fark bulunduğuna "delâlet-i mutabıkıyye" ile delâlet ettiği gibi, bey'in helâl, fâizin haram olduğuna da yine "delâlet-i mutabıkıyye" ile "bi-l işâre" delâlet etmiş olur. Yine bunun gibi bir malın abde verilmesini veya verilmemesini isteyen bir kimseye karşı "Bu malı hiç bir şahsa vermem" sözü bu malın abde verilmeyeceğine "delalet-i tazammuniye ile" "bi-l işare" delâlet eder.)"Evlâdın nafakaları mevludün leh üzerinedir" ibâresi de çocukların neseblerinin, babalarından sâbit olacağına delâlet-i iltizâmiye ile bil-işâre delâlet eder. Çünkü, babanın mevlüdün leh olması, nesebin kendisinden sübutunu müstelzimdir." (İst. Fık. K.)
HUŞARE: Bir yere giderken bırakılan faydasız şeyler. * Her şeyin kötüsü.
İSM-İ İŞARET: Gr: Kendisiyle muayyen bir şeye işaret olunan kelime. "Bu, şu o" gibi.
İSTİŞARE: Meşveret etmek. Fikir danışmak. Müşâverede bulunmak.
İŞARET: Bir şeyi bir vasıta ile (el, göz, kaş veya parmakla) göstererek bildirmek. * Nişan, alâmet, belli bir iz. * Ist: Doğrudan doğruya olmadan, hatırlatma suretiyle verilen emir. (Münasebat-ı tevafukiye eğer taaddüt etse ve ayrı ayrı cihetinden bir hâdiseye muvafık gelse, hem bilhassa makama mutabık, hem bilhassa kelâmın mânâsına muvafık ve müeyyid olsa, o muvafakat o vakit işaret derecesine çıkar. Evet muzaaf münasebet, işarettir. M.)
İŞARET-İ ÂLİYE: Tar: Şeyh-ül islâm, defterdar ve yeniçeri ağası gibi maiyyet memurlarından biri tarafından yazılan takrir veya ilam üzerine sadrazamın kabul veya red şeklinde yazdığı yazı. * Sadaret makamından çıkan emirler.
MEDD İŞARETİ: Harekenin uzun okunacağını gösteren işaretin adı. * Hemze ile elifin birleşmesi.
MEŞARE: Bostan. Tarla. * Çiftçiler arasında meşhur olan tahta yer.
MÜŞARE: Düşmanlık, adâvet, muhâsama.
MÜŞAREBE: (şürb. den) Beraber içme.
MÜŞAREFE: Şan, şöhret ve şeref gibi hususlarda biriyle övünme. * Yükselme, yüksek yere çıkma.
MÜŞAREKET: Birbirine ortak olmak, ortaklık. Beraber olup bir iş yapmak. * Gr: İkili tarafın da isteğini bildiren fiil. * Karşılıklı anlaşma, birbirini anlama.
MÜŞAREME: Birbirinin başını yarmak. * Hediyeleşmek, atâ etmek.
MÜŞAREZE: Çekişme, geçimsizlik, huysuzluk.
MÜŞAREBE: (Şürb. den) Beraber içme.
MÜŞAREZE: Çekişme, geçimsizlik, huysuzluk.
NÜŞARE: Kesilen ağaçtan dökülen talaş, yonga.
NÜŞARE: Kesilen ağaçtan dökülen talaş, yonga.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ŞAR : f. şehir, belde.
ŞAAB : Ayrılmak. * Yarmak.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...