Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ŞEN: | f. Naz, eda, cilve. Göze ve gönüle hoş görünen hal. Bayındır, ma'mur. Sevinçli, ferahlı. |
| ŞEN' (ŞIN'): | Buğz ve adâvet etmek. Kin bağlamak. Düşmanlık yapmak. |
| ŞENAAT: | Fenâlık, kötülük, alçaklık. Cenab-ı Hakk'ın emrine muhalif hareket. |
| ŞENAK: | Devenin yularını çekmek. Çok yemekten mide dolmak. Yaralamaktan dolayı alınan az diyet. |
| ŞENAN: | Buğz, adâvet, kin, düşmanlık. |
| ŞENAR: | Büyük utanç, ayıp. |
| ŞENAYİ': | (Şenia. C.) Çok günahlı hareketler. Kötü işler. |
| ŞENBİH: | f. Gün. Cumartesi günü. |
| ŞENC: | Hıçkırık tutmak. |
| ŞENCAR: | Eşek marulu adı verilen bir cins ot. |
| ŞENEB: | Dişlerin keskin olması. Parlamak, ruşen olmak. |
| ŞENEC: | Derinin buruşması. |
| ŞENEF: | Buğz. Kibir. |
| ŞENES: | Galiz. Kaba. |
| ŞENF: | (C.: Şünuf) Salkım küpe. |
| ŞENG: | f. Neşeli, kıvrak. Haydut, şaki, eşkiya. |
| ŞENGARE(T): | Kötü huyluluk. |
| ŞENİ': | (Şeni'a) Kötü, çok fena, çirkin, günahlı iş. |
| ŞENN: | (C.: Şinân) Eski kırba. Araptan bir kabile. Dağılıp perâkende olmak. |
| ŞENNAR: | (C.: Şenâir) Ayıp. Utanç. Kötülük. |
| ŞENŞENE: | Usul. Âdet. |
| ŞENUN: | Aç. Ne zayıf, ne semiz olan deve. |
| ŞEN: | f. Naz, eda, cilve. Göze ve gönüle hoş görünen hal. Bayındır, ma'mur. Sevinçli, ferahlı. |
| ŞENES: | Galiz. Kaba. |
| ŞENGARE(T): | Kötü huyluluk. |
| ŞENŞENE: | Usul. Âdet. |
| İçerisinde 'ŞEN' geçenler | |
| AHŞEN: | Pek sert şey. * Geçimsiz kimse. |
| AŞEN: | Her nesnenin aslı ve kökü. * Sözü kendi kanaatine göre söylemek. |
| AŞENNET: | (C.: Aşânit) Yaramaz huylu kimse. |
| AŞENZER: | Katı, sağlam nesne. |
| AHŞEN: | Pek sert şey. * Geçimsiz kimse. |
| AŞENNET: | (C.: Aşânit) Yaramaz huylu kimse. |
| BAHŞENDE: | f. Bağışlayan, ihsan eden. Afveden. |
| BAŞENG: | f. Tohumluk olmak için saklanan sarı, iri hıyar, salatalık. * Asma üzerindeki üzüm salkımı. |
| BEŞEN: | f. Uzun boy. * Beden, cisim. * Taraf, uç, kenar. |
| BEŞENC: | f. Yüz güzelliği, parlaklığı. |
| BEŞEN: | f. Uzun boy. * Beden, cisim. * Taraf, uç, kenar. |
| CEVŞEN: | Zırh. |
| CEVŞEN-İ KEBÎR: | Büyük zırh. Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (A.S.M.) vahiyle gelen en azîm ve en mühim bir münâcâtın ismidir. Bu harika münâcât, mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtının fevkindedir. Bin hâsiyeti olan ve bin Esmâ-i Hüsnâ'yı içine alan emsalsiz bir münâcât-ı Peygamberiyedir. |
| CEVŞEN-PÛŞ: | f. Zırhlı, zırh giyen. |
| DİRAHŞENDE: | f. Işıklı, nurlu, ışıldayan, parıldayan. |
| DÜŞENBİH: | f. Haftanın ikinci günü, pazartesi. |
| EŞEN: | f. Karpuz ve kavun hamı, kelek. * Ters giyilmiş elbise. |
| EVŞEN: | Yaltakçı, dalkavuk. |
| EVŞENG: | f. Sicim. İnce ip. |
| Fİ'L-İ ŞENİ': | Irza vuku bulan tasallut hakkında kullanılan bir tabirdir. Bununla birlikte, mutlaka cima' manâsına değildir. |
| ÇAR-ŞENBİH: | f. Haftanın dördüncü günü. Çarşamba günü. |
| ÇEŞENDE: | f. Tadıcı, tadan, tadına bakan. |
| GÜFT Ü ŞENÎD: | İşitilen şeyler, duyulan şeyler. |
| GÜLŞEN: | f. Gül bahçesi. Güllük. |
| GÜLŞEN-ÂRÂ: | f. Gül bahçesini süsleyen. |
| GÜLŞEN-GÂH: | f. Gül bahçesi. |
| GÜLŞEN: | f. Gül bahçesi. Güllük. |
| GÜLŞEN-ÂRÂ: | f. Gül bahçesini süsleyen. |
| GÜLŞEN-GÂH: | f. Gül bahçesi. |
| HAŞENE: | (Haşin. C.) Sert, katı ve kalb kırıcı olanlar. |
| HOŞENDAM: | f. Boyu bosu güzel ve düzgün olan. |
| HUŞENK: | f. İdrak, akıl, iz'an. |
| HOŞENDAM: | f. Boyu bosu güzel ve düzgün olan. |
| KEŞENDE: | f. "Çeken, çekici" mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapmakta kullanılır. Meselâ: (Mihnet-keşende: Mihnet çeken.) * Dayanan, tahammül eden, mütehammil. |
| KÜŞENDE: | f. Öldüren, katil, öldürücü. |
| KÜŞENDE: | f. Öldüren, katil, öldürücü. |
| MAAŞEN: | Yaşayış bakımından. |
| MÜŞENNEF: | Küpe takınmış, küpeli. Küpe takarak süslenmiş. |
| MÜTEŞENNİC: | Buruşan. * Kasılan, büzülen adale veya sinir. |
| MÜTEŞENNİF: | Küpe takınan. |
| NUŞENDE: | (C.: Nuşendegân) f. İçki içen kimse. |
| PAŞENDE: | f. Saçan, dağıtan, saçıcı. |
| PENCŞENBİH: | f. Beşinci gün. Perşembe. |
| PUŞENDE: | f. Örten. Örtücü. |
| PUŞENDE-İ HATÂ: | Ayıp örten. |
| PUŞENDE: | f. Örten. Örtücü. |
| RAHŞENDE: | f. Parıldıyan, parıldayıcı. |
| REŞEN: | Tar: Yeniçeri maaşlarının üçüncü üç aylığı. |
| RUŞEN: | f. Parlak, aydın. Belli, âşikâr. |
| RUŞENBEYAN: | f. Fasih konuşan. Açık ifadeli. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ŞEN' (ŞIN') : | Buğz ve adâvet etmek. Kin bağlamak. Düşmanlık yapmak. |
| ŞEA' : | Dağılıp parçalanmak. |