Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ŞEV: | f. Gece. Leyl. |
| ŞEVA: | Kolay. Vücut organları. (El, ayak gibi). Malın kötüsü. |
| ŞEVAGİL: | (Şagile. C.) Uğraşmalar, meşguliyetler. |
| ŞEVAHIK: | (şahika. C.) Yüksek tepeler, şahikalar. |
| ŞEVAHİD: | (Şâhid. C.) Şahitler, şehadet edenler. |
| ŞEVAHİN: | (Şahin. C.) Şahinler, doğan kuşları. |
| ŞEVAİ': | (Şâyi'. C.) Yayılmış bulunanlar. Şâyi olanlar. |
| ŞEVAİB: | (Şâibe. C.) Kusurlar, lekeler, noksanlar, ayıplar. Şüpheler $ Eserler, izler, nişânlar. |
| ŞEVAİR: | (Şâire. C.) Kadın şâirler. |
| ŞEVAKİL: | (Şâkile. C.) Tarikler, yollar. Mezhebler, tarikatlar, meslekler. Şâkileler. |
| ŞEVAMİH: | (Şâmiha. C.) Yüksek yerler, tepeler, yüksekler. |
| ŞEVAMİL: | (Şâmile. C.) Şâmil olanlar, içine alanlar, çevreliyenler. |
| ŞEVAR: | Ev esvabı, elbise, libas. Heyet. |
| ŞEVARIK: | (Şârıka. C.) Nurlar, aydınlıklar. Parlaklıklar. |
| ŞEVARİ': | (Şâri'. C.) Büyük yollar, caddeler. |
| ŞEVARİB: | (Şârib. C.) Bıyıklar. |
| ŞEVARİD: | (Şâride. C.) Dağılmış, dağınık şeyler. |
| ŞEVAT: | (C.: şivâ) Baş derisi. |
| ŞEVATÎ: | (Şâti. C.) Kenarlar, kıyılar. |
| ŞEVAYİB: | (Şayibe. C.) Şâyibeler, noksanlıklar, ayıplar. |
| ŞEVAZ (ŞÜVÂZ): | Tütünsüz ateş. |
| ŞEVAZÎ: | Dağların dik tepeleri. |
| ŞEVAZZ: | (şâzze. C.) Müstesnalar. Kaide hârici olanlar. |
| ŞEVB: | Karıştırmak. İçilecek olan şeye katılıp karıştırılan şey. |
| ŞEVBEC: | Oklava. |
| ŞEVE: | Göz değmesi, nazar değmesi. |
| ŞEVEH: | (şevh) Kara olmak ve çirkinlik. (Bak: şâhet-il vücuh) |
| ŞEVES: | Gururdan dolayı göz ucuyla bakma. |
| ŞEVH: | Kara ve çirkin olmak. |
| ŞEVHA: | Avurtları ve burun delikleri geniş olan çirkin yüzlü kadın. |
| ŞEVHA: | Yay yapımında kullanılan ağaç. |
| ŞEVHEB: | (C.: şevahib) Kirpi. |
| ŞEVHER: | f. Erkek eş, koca, zevc. |
| ŞEVK: | Diken. Birinin hiddet ve şevketi görünmek. Ekin. |
| ŞEVK: | Çok istek, şiddetli arzu. Neş'e. Bir şeyi bir yere şeye sağlamca bağlama. Memnun. Şâduman. (Bak: Himmet, Şavk) |
| ŞEVK-İ TENZİLÎ: | Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk. |
| ŞEVK-ÂLUD: | f. şevkli, neşeli, sevinçli, keyifli. |
| ŞEVK-ÂVER: | f. Neşe veren, neşe getiren, şevklendiren. |
| ŞEVK-BAHŞ: | f. şevk veren, şevklendiren. Meşhur bir çeşit lâle. |
| ŞEVK-EFZÂ: | f. şevklendiren, neşe artıran. |
| ŞEVKERAN: | Baldıran otu. |
| ŞEVKET: | Kudret ve kuvvetten doğma haşmet. Padişaha mahsus heybet ve saltanat. Diken. Diken batmak. |
| ŞEVKETLÛ: | Tar: Padişahlar hakkında kullanılmış bir tâbir olup, azamet ve heybet sahibi mânalarına gelir. |
| ŞEVKÎ: | Neşe ve şevk ile alâkalı. |
| ŞEVKİSTAN: | f. Dikenlik. |
| ŞEVK U İŞTİYAK: | Şevk ve arzu. Şevk ve iştiyak. |
| ŞEVNİR: | Çörek otu. |
| ŞEVR: | Davarı baharda otlamağa bırakmak. Kovandan bal almak. Satılığa çıkarmak. |
| ŞEVSA: | Karın içinde olan yel. |
| ŞEVŞAT: | Tez yürüyüşlü dişi deve. |
| İçerisinde 'ŞEV' geçenler | |
| AŞEVÎ: | Akşam, akşam vaktine dair. |
| AŞEVİ: | Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. * Para ile yemek yenilen yer, lokanta. * Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer. * Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer. |
| AŞEVSEC: | Büyük karınlı iri deve. |
| AŞEVZEN(E): | Galiz, katı nesne. |
| AŞEVÎ: | Akşam, akşam vaktine dair. |
| BOLŞEVİKLİK: | (Bolşevizm) Rusya'da kanlı komünizm ihtilalini yapan ve bütün hür dünya milletlerinin de aynı ihtilal metotlarıyla komünizmin hâkimiyeti altına gireceğini savunan Marksist Leninist siyasî görüş. Bu görüşün temsilcileri önce Rus halkını aldattılar, onlara en çok özledikleri şeyleri va'dederek onları aldatıp kendilerine bağladılar ve cinayetlerine ortak ettiler. Sonra da va'dettiklerinin tam tersini uygulıyarak halkı köleleştirdiler. Daha sonra gerçeklerden habersiz başka milletlerin gençlerini ve işçilerini aldatarak memleketlerini komünizmin esaretine soktular. Bugün memleketimizde ve başka ülkelerde anarşizmin kaynağı bolşevizm (Komünizm)dir. Allah'ı, peygamberi, âhireti inkâr eden,vatan millet tanımayan, inançsız ve acımasız, insanları âlet olarak kullanarak milletleri içten yıkmak ve sonra hâkim olarak onları sömürmek isteyen bolşevizme ve komünizme karşı en büyük silâh Allah'a iman ve İslâmiyet'tir. Bolşevizm ve komünizm gibi üvey kardeşleri olan kapitalizm ve faşizm de insanlığa kan ve acıdan başka birşey vermemişlerdir. Gafletten uyanan insanlar, İslâmiyet'in yegâne kurtarıcı olduğunu anlamaya başlamışlardır. İstikbal İslâmındır ve İslâm'ın olacaktır. (Bak: Komünizm) |
| MÜŞEVVEH: | Şekil ve kıyafeti çirkin. Bed-endâm kimse. |
| MÜŞEVVEK: | (şevk. den) Dikenli. Diken şeklinde sivri olan. |
| MÜŞEVVEŞ: | Karmakarışık, anlaşılmaz, düzensiz. |
| MÜŞEVVEŞİYET: | Karışıklık, karmakarışık vaziyet. |
| MÜŞEVVİK: | İsteğini arttıran. Gayrete getiren, şevk veren, teşvik eden. |
| MÜŞEVVİKANE: | f. şevk vermek suretiyle, teşvik ederek, sevdirerek. |
| MÜŞEVVİŞ: | Karıştıran, anlaşılmaz ve içinden çıkılmaz hâle koyan. |
| MÜTEŞEVVİK: | Şevkli, çok istekli olan. |
| MÜTEŞEVVİKANE: | f. Çok istekli olan bir kimseye yakışır şekil ve surette. Şevkli bir tarzda. |
| MÜTEŞEVVİKÎN: | (Müteşevvik. C.) şevkliler, çok istekli olan kimseler. |
| MÜTEŞEVVİŞ: | (Teşevvüş. den) Karışık, karmakarışık, anlaşılmaz, içinden çıkılmaz. |
| MÜTEŞEVVİKÎN: | (Müteşevvik. C.) Şevkliler, çok istekli olan kimseler. |
| PİŞEVER: | f. Sanat ehli, işçi. |
| PİŞEVER: | f. Sanat ehli, işçi. |
| RA'ŞEVER: | f. Titretici. |
| RA'ŞEVER: | f. Titretici. |
| ŞEVA: | Kolay. * Vücut organları. (El, ayak gibi). * Malın kötüsü. |
| ŞEVAGİL: | (Şagile. C.) Uğraşmalar, meşguliyetler. |
| ŞEVAHIK: | (şahika. C.) Yüksek tepeler, şahikalar. |
| ŞEVAHİD: | (Şâhid. C.) Şahitler, şehadet edenler. |
| ŞEVAHİN: | (Şahin. C.) Şahinler, doğan kuşları. |
| ŞEVAİ': | (Şâyi'. C.) Yayılmış bulunanlar. Şâyi olanlar. |
| ŞEVAİB: | (Şâibe. C.) Kusurlar, lekeler, noksanlar, ayıplar. * Şüpheler $* Eserler, izler, nişânlar. |
| ŞEVAİR: | (Şâire. C.) Kadın şâirler. |
| ŞEVAKİL: | (Şâkile. C.) Tarikler, yollar. Mezhebler, tarikatlar, meslekler. Şâkileler. |
| ŞEVAMİH: | (Şâmiha. C.) Yüksek yerler, tepeler, yüksekler. |
| ŞEVAMİL: | (Şâmile. C.) Şâmil olanlar, içine alanlar, çevreliyenler. |
| ŞEVAR: | Ev esvabı, elbise, libas. * Heyet. |
| ŞEVARIK: | (Şârıka. C.) Nurlar, aydınlıklar. Parlaklıklar. |
| ŞEVARİ': | (Şâri'. C.) Büyük yollar, caddeler. |
| ŞEVARİB: | (Şârib. C.) Bıyıklar. |
| ŞEVARİD: | (Şâride. C.) Dağılmış, dağınık şeyler. |
| ŞEVAT: | (C.: şivâ) Baş derisi. |
| ŞEVATÎ: | (Şâti. C.) Kenarlar, kıyılar. |
| ŞEVAYİB: | (Şayibe. C.) Şâyibeler, noksanlıklar, ayıplar. |
| ŞEVAZ (ŞÜVÂZ): | Tütünsüz ateş. |
| ŞEVAZÎ: | Dağların dik tepeleri. |
| ŞEVAZZ: | (şâzze. C.) Müstesnalar. Kaide hârici olanlar. |
| ŞEVB: | Karıştırmak. * İçilecek olan şeye katılıp karıştırılan şey. |
| ŞEVBEC: | Oklava. |
| ŞEVE: | Göz değmesi, nazar değmesi. |
| ŞEVEH: | (şevh) Kara olmak ve çirkinlik. (Bak: şâhet-il vücuh) |
| ŞEVES: | Gururdan dolayı göz ucuyla bakma. |
| ŞEVH: | Kara ve çirkin olmak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ŞEVA : | Kolay. * Vücut organları. (El, ayak gibi). * Malın kötüsü. |
| ŞEA' : | Dağılıp parçalanmak. |