Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ACÎB: Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.
ACİB: Hayret veren. Şaşılacak şey.
ACÎBE: Alışılmış surette olmayan. Çok hârika. Acib ve garip, hayret verici, şaşılacak şey.
ACİBE-İ HİLKAT: Her zaman yaratılan şekilden farklı olarak yaratılmış olan. (Meselâ: Normalinden çok fazla büyük cüsseli veya üç ayaklı olmak gibi)
ACİC: Sesi yükseltmek.
ACİL: Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı.
Ahiret.
ÂCİL: Aceleci.
Acele eden. Hemen.
Derhal. Peşin.
Çabuk.
Fık: Dünya.
ÂCİLANE: f. Acele edene ait. Acele olarak.
şimdiki zamana ait.
ÂCİLEN: Vakit gelince yapılmak üzere. Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak.
ÂCİLEN: Acele olarak. Serian, derhal, müstâcelen.
ACİN: Rengi ve tadı değişmiş pis su.
ACİN: Yoğurma, hamur tutma.
ACİNÎ: Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında.
ACİNİYET: Mâcun halinde olma. Hamur gibi yoğurulmuş olma.
ACİR: Elindekini başkasına kiralayan. Kiraya veren.
ACİŞ: f. Üşüme, soğuktan üşüme.
ACİYY(E): (c: Acâyâ) Anası öldüğünden, başka kimsenin sütüyle beslenen çocuk.
Anası sütünü vermeyip yemeği öğrettiği çocuk.
ÂCİZ: Beceriksiz. Eli ermez. Kabiliyetsiz. Gücü yetmez olan.
ÂCİZÂN: (Âciz. C.) Âcizler, beceriksizler, zayıflar, güçsüzler.
ÂCİZÂNE: f. Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler."
ÂCİZİYYET: Acizlik, beceriksizlik, kabiliyetsizlik.
Fakirlik, tevâzu.
AÇI: (Bak: Zâviye)
İçerisinde 'AÇI' geçenler
ACÎB: Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.
ACİB: Hayret veren. Şaşılacak şey.
ACÎBE: Alışılmış surette olmayan. Çok hârika. Acib ve garip, hayret verici, şaşılacak şey.
ACİBE-İ HİLKAT: Her zaman yaratılan şekilden farklı olarak yaratılmış olan. (Meselâ: Normalinden çok fazla büyük cüsseli veya üç ayaklı olmak gibi)
ACİC: Sesi yükseltmek.
ACİL: Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı. * Ahiret.
ÂCİL: Aceleci. * Acele eden. Hemen. * Derhal. Peşin. * Çabuk. * Fık: Dünya.
ÂCİLANE: f. Acele edene ait. Acele olarak. * şimdiki zamana ait.
ÂCİLEN: Vakit gelince yapılmak üzere. Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak.
ÂCİLEN: Acele olarak. Serian, derhal, müstâcelen.
ACİN: Rengi ve tadı değişmiş pis su.
ACİN: Yoğurma, hamur tutma.
ACİNÎ: Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında.
ACİNİYET: Mâcun halinde olma. Hamur gibi yoğurulmuş olma.
ACİR: Elindekini başkasına kiralayan. Kiraya veren.
ACİŞ: f. Üşüme, soğuktan üşüme.
ACİYY(E): (c: Acâyâ) Anası öldüğünden, başka kimsenin sütüyle beslenen çocuk. * Anası sütünü vermeyip yemeği öğrettiği çocuk.
ÂCİZ: Beceriksiz. Eli ermez. Kabiliyetsiz. Gücü yetmez olan.
ÂCİZÂN: (Âciz. C.) Âcizler, beceriksizler, zayıflar, güçsüzler.
ÂCİZÂNE: f. Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler."
ÂCİZİYYET: Acizlik, beceriksizlik, kabiliyetsizlik. * Fakirlik, tevâzu.
ARÂZİ-İ HARACİYE: Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi.
AVACİM: Dişler.
BERACİM: (Bürcume. C.) Boğumlar, mafsallar.
CELACİL: (Cülcül. C.) Küçük çanlar, ufak çıngıraklar.
CÜSACİS: Büyük deve. * Kılların veya otların sık ve çok olup birbirine karışması.
DACİ': İşlerinde kısaltan. * Yatak arkadaşı.
DACİA: Çok fazla bulut.
DACİC: Çağırış. * Sesi yükseltmek.
DACİN: (C.: Devâcin) Evi öğrenmiş olan davar.
DACİR: Gamkin ve gönlü dar kimse. * Bağırgan dişi deve. * Kederlenmek, hüzünlenmek muztarib olmak.
DARAĞACI: t. İdama mahkûm olanların asıldıkları sehpa.
DAVACI: t. Dava açan.
DEYACİR: (Deycür. C.) Karanlıklar, zulümatlar.
EÂCİB: (U'cube. C.) Çok tuhaf ve acaib, şaşılacak şeyler.
EÂCİB-İ DEHR: Dünyanın ve zamanın çok şaşılacak yerleri, şeyleri.
EACİM: (Acem. C.) Yabancılar, Arap olmayanlar. İranlılar.
EBU-N NACİ': Helva.
EHACÎ: (Uhcüvve. C.) Bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar.
EL-MACİD: Allah (C.C.)
EMACİD: (Emced. C.) Emcedler, en şanlılar, en şerefliler, eşrefler, en fazla haysiyet ve onur sahibi olan kimseler.
EMCED-İ EMÂCİD: şereflilerin şereflisi, en şerefli.
ENACİL: (İncil. C.) İnciller.
ERACİF: Uydurma, yalan sözler. (Bak: Recefe)
ERACİF VE EKÂZİB: Yalan ve uydurma sözler.
ERACİH: (Urcuha. C.) Salıncaklar.
ERACİZ: (Ürcuze. C.) Mısraları kafiyeli, kısa vezinli şiirler, kasideler.
EVTAR-I ÂCİLE: Acil ihtiyaçlar.
FACİ': (Fâcia) Büyük belâ. Musibet. Acıklı. Elem verici hâdise. (Dram)
FÂCİA-ENGİZ: Fâcialı. Çok acıklı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ACÎB : Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.
AC : Fildişi. * Dolu kap.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...