Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AİB: (Bak: Ayib)
İçerisinde 'AİB' geçenler
ACAİB: (Acib. C.) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.
ACÂİB-İ SEB'A-İ ÂLEM: Dünyanın yedi tane şaşılacak, acaib şeyi. (Çin seddi bunlardan biridir.)
ACAİBAT: Normale zıt şeyler. Acâib şeyler.
A'CEB-ÜL ACÂİB: Çok acib ve gülünç olan.
AGREB-ÜL GARÂİB: Şaşılacak şeylerin en garibi.
ALE-L-ACAİB: Tuhaf şey, şaşılacak şey.
ASAİB: Cemaatler, tayfalar. * Başa sarılan sargılar, nesneler.
CAİBE: (C.: Cevâib) Halkın ağzında gezen haber.
CENAİB: (Cenayib) (Cenibe. C.) Yedek hayvanlar, yedek binekler.
CEVAİB: Halk arasında gezen haberler.
DÂİB: Âdet ve usulünde devam eden. (Bak: De'b)
DÂİBEYN: Âdet ve usulünde devam eden iki şey.
EFKÂR-I SÂİBE: Maksada uygun fikirler, doğru sözler.
EVCEB-İ VECÂİB: Lüzumluların en lüzumlusu, en çok lüzumlu olan şey.
GAİB: Göz önünde bulunmayan, hazırda olmayan. Kaybolmuş olan. Görünmeyen âlem. * Gr: Üçüncü şahıs, hazırda olmayan kimse.
GAİBÂNE: f. Hazırda görünmeksizin, yüzyüze olmadan. Gizliden.
GARAİB: (Garib. C.) Acaib şeyler. Hayret edilecek şeyler. Tuhaflıklar.
GARAİBAT: (Garâib. C.) Garib ve şaşılacak şeyler. Alışılmadık, tuhaf ve acaib nesneler.
GARAİBPEREST: f. Garib, tuhaf şeylere çok düşkün olan ve çok seven.
HABAİB: (Habibe. C.) Habibeler, sevgili kadınlar.
HAİB: (Heybet. den) Kokan, Utanan. Utangaç.
HAİB: Mahrum. Ümidsiz. Kederli. Me'yus. Bi-behre olan.
HAİBEN: Muvaffakiyetsiz olarak. Mahrum olarak.
HAİBÎN: (Hâib. C.) Zarar ve ziyâna uğrayanlar. * Mahrum olanlar. * Me'yus olanlar, üzülenler.
HARAİB: (Harîbe. C.) Bir kimsenin geçineceği şeyler.
KADÎ NAİBİ: Kadıların (hâkimlerin), gitmedikleri yerlere gönderdikleri vekiller.
KAİB: (C.: Kevâib) Tomurcuk memeli kız.
KAİBE: Hüzün ve gamdan perişan olmak.
KARAİB: (Karib. C.) Yakınlar, hısımlar. Akraba.
KETAİB: (Ketibe. C.) Askerler, neferler, erler. Alaylar, birlikler.
KEVAİB: (Kâib. C.) Yeni yetişmiş turunç memeli kızlar.
LEYLE-İ REGAİB: (Bak: Regaib gecesi)
MAHŞER-İ ACÂİB: Herkesi hayrete sevkeden toplanma. Veya toplanma yeri. * Hayret edilecek harika şeylerin bulunduğu yer.
MAÎB: (C.: Maâyib) Kusur, eksiklik, noksanlık. Leke. * Ayıplanmış.
MA'RAZ-I ACÂİB: Acâiblerin teşhir olunduğu yer.
MASAİB: (Bak: Mesaib)
MELAİB: (Mel'ab-Mel'abe. C.) Oyuncaklar. Oyun oynanacak yerler.
MESAİB: Musibetler. * Güçlükler.
MESAİB-İ DÜNYEVİYE: Dünya musibetleri ve güçlükleri.
MESAİB: Felâketler. Uğursuzluklar. Suubetler. Güçlükler.
METAİB: Yorgunluklar. Meşakkatler. Eziyet verecek şeyler.
METAİB-İ SEFER: Muhârebe veya yol yorgunlukları.
METAİB: Seçilmiş ve güzel şeyler.
MÜLAİB: (La'b. dan) Oynaşan, oynayan.
MÜNŞAİB: (Şa'b. dan) Şubelenen, dallanan, çatallanan, kollara ayrılan, ayrılmış. Bölük bölük, kol kol, kısım kısım olan.
MÜTELAİB: (La'b. dan) Oyun ile meşgul olan, oynayan.
MÜTESAİB: Esneyen, esneyici olan.
MÜTEŞAİB: Şu'belenen. * Birbirine karışmamış. * Dallı, budaklı. Kollara ayrılmış.
NAİB(E): (Nevb. den) Vekil, birinin yerine geçen. * Şeriat hâkimi olan kadı vekili. * Nöbet bekleyen.
NAİB-ÜL ÂM: Cumhuriyet müddei-i umumisi. Cumhuriyet savcısı.
NAİB-İ FÂİL: Meçhul fiilin mevzuu olan kelime ki, harekesi merfu olur. (Küsirel kalemü: "Kalem kırıldı" cümlesinde " kalem", "Naib-i fâil" olmuş ve fâilin yerine geçmiştir.)
NAİB: Karga gibi çirkin sesli kuşların ötüşü.
NASAİB: (Nasibe. C.) Dikili taşlar.
NECAİB: (Necib. C.) Şerefli, necib, asil, temiz kimseler.
NEVAİB: (Naibe. C.) Musibetler, kazalar, belâlar.
NEVAİB-İ EYYAM: Günlerin belâları.
RAİB: Korkmuş. * Semizliğinden yağı damlar olan. * Dolu.
RAİB: Göz bağlayıcı, büyücü. * Doldurucu.
REGAİB: (Ragibe. C.) Çok istenilecek şeyler. Hediye, atiyye. Çok rağbet olunan şeyler. Bol bol ihsan etmek.
REGAİB GECESİ: Receb ayının ilk perşembe gününün akşamı (Cuma gecesi).
SAİB: Bir yerle veya bir şeyle ilişiği ve alâkası olmayan.
SAİB: (Savab. dan) Maksada uygun. * Hedefe doğru ulaşan. * Doğru. Yanlışsız. Yanlışlık yapmayan.
SAİB: Yağmur getiren bora.
SAİB: Ak saçlı, beyaz saçlı.
SAİBE: Başı boş bırakılmış hayvan. Sâime.
SEHAİB: (Sehâbe. C.) Bulutlar.
ŞAİBE: Leke, kir. * Süprüntü. Pislik. * Kusur. Noksan. Hata. Eksiklik.
ŞEVAİB: (Şâibe. C.) Kusurlar, lekeler, noksanlar, ayıplar. * Şüpheler $* Eserler, izler, nişânlar.
TAİB: Tövbe eden. Günahlarına pişman olan.
TERAİB: (Teribe. C.) Tıb: Göğüs kemikleri. Kaburga kemikleri. Gerdanlık yeri.
ZAİB: Eriyici, eriyen.
ZEHEB-İ ZÂİB: Eriyen altın.
ZEVAİB: (Zâib. C.) Erimiş şeyler, eriyenler.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AİD : Geri gelen, dönen. Râci. Dâir. * Bir kimse veya bir şeyle ilgili olan. * Hastayı ziyaret eden.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...