Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
AİD: Geri gelen, dönen. Râci. Dâir.
Bir kimse veya bir şeyle ilgili olan.
Hastayı ziyaret eden.
AİDAT: (Aide. C.) Gelirler, kazançlar.
Resim, vergi. İrad. Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüd edilen para.
AİDE: (C: Avâid - Aidat) Kâr, kazanç, fayda, gelir.
AİDİYYET: Alâkalılık, ilgililik. Aid olma. Birine mahsus olma.
İçerisinde 'AİD' geçenler
AİDAT: (Aide. C.) Gelirler, kazançlar. * Resim, vergi. İrad. Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüd edilen para.
AİDE: (C: Avâid - Aidat) Kâr, kazanç, fayda, gelir.
AİDİYYET: Alâkalılık, ilgililik. Aid olma. Birine mahsus olma.
AKAİD: (Akide. C.) Akideler. İtikad olunan hakikatlar. İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar.(Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir. İ.İ)
AKAİD-İ DİNİYE: Dini akideler. İmâni esaslar.(Ben tahmin ediyorum ki: Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbâni (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsa idiler; bütün himmetlerini hakaik-ı imâniyyenin ve akaid-i İslâmiyyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünkü, saadet-i ebediyyenin medârı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyyeye sebebiyet verir. M.)
ALE-L-KAİDE: (Ka, uzun okunur) Kurala, kaideye göre.
AVAİD: (Âide. C.) İratlar, gelirler. Aidat. * Tahsisât.
BAİD: (Bu'd. dan) Uzak. Irak. * Umulmadık.
BAİD-ÜL İHTİMÂL: İhtimalden uzak.
BEVN-İ BAİD: Çok açıklık, uzak mesafe.
CERAİD: (Ceride. C.) Cerideler. Gazeteler.
CERAİD-İ YEVMİYYE: Günlük gazeteler.
EBAİD: (Eb'ad. C.) Yakın olmayan (hısım ve akraba.) * En uzak yerler.
EBU SAİD-İL HUDRÎ: Ashab-ı Kirâmın en mümtazlarından ve Ensardandır. 1170 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Uzun müddet fetva vazifesinde bulunmuş, Hicri 72'de 86 yaşında iken Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. (R.A.)
ECZÂ-İ ZÂİDE: Fazladan olan kısımlar, parçalar.
ENGÜŞT HAİDEN: f. Yok farzetmek, bir an için olmadığını kabul etmek. * Mahvetmek. * Parmakla göstermek.
ESFAR-I BAÎDE: Yolculuklar, uzak seferler.
FÂİDE: (C.: Fevaid) Kazanç, kâr, nef', menfaat. İstifadeye sebeb. Yararlılık, işe yarama.
FÂİDE-MEND: f. Kârlı, faydalanan, menfaat elde eden.
FEVÂİD: (Fayda. C.) Faydalar. Faydalı şeyler.
FEVÂİD-İ ME'MULE: Umulan faydalar.
HADAİD: (Hadîd. C.) Demirden yapılmış şeyler. Sert şeyler.
HAİD: Pişman, nedamet eden, tövbekâr, nâdim.
HAKAİD: (Hakd. C.) Kinler, garezler, hasedler.
HAMAİD: (Hamîde. C.) Bir kimsenin medhedilmeğe lâyık olan işleri.
HARAİD: (Harîde. C.) Kızlar, bâkireler. * Delinmemiş inciler.
HARF-İ ZÂİD: Gr: Kelimenin bazı tasrifinde düşen harf. Fazla, zâid harf. Te'kid için yazılan harf. Sonradan ilâve olan harf.
HULF-ÜL VAÎD: Va'dedilmiş azabı yapmamak, cezâyı yerine getirmemek. (Cenâb-ı Hak kendine isyan edenlerin, günahta devam edenlerin cehenneme gideceklerini beyan ediyor, tehdid ediyor, vaid ile beyanda bulunuyor. Affetmediği takdirde bu vaidinden dönmesi, aslâ adâletine yakışmaz, muhâldir.)
İHTİMALAT-I BAİDE: Uzak ihtimaller.
KAİD: (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden. * Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun. * Yedeğine alıp çeken. Çavuş. Serasker, kumandan. * Sıradağ. * Geniş ark.
KAİD: (Kuud. dan) Oturan, oturucu, oturmuş.
KAÎD: (C.: Kavayid) Çekirge. * Ulu, yüce kişi.
KAİDAN: (Kaid. C.) Kumandanlar, komutanlar, seraskerler.
KAİDE: Esas. Temel. Düstur. Nizam. Yol. Ayaklık. * Dip taraf. * Bir şeyin meydana gelmesine şart ve düstur olan husus. * Bir ilim ve fennin düsturlarından her biri. * Fık: Hayızdan ve çocuktan kesilmiş kadın.
KAİDE-İ KÜLLİYE: Açık ve sarih olan kaide ve hüküm. Herşey hakkında tatbik edilebilen, umumi kaide.
KAİDE-İ RABT: Bağlama kaidesi, bağlama cümlesi.
KAİDEN: Oturarak, oturduğu hâlde.
KAİDEŞİKEN: f. Kaide ve usullere uymayarak. Kuralları çiğniyerek.
KAİDEŞİKENÂNE: f. Usul ve kaideye riayet etmeyerek, kuralları çiğneyerek, kaideyi bozarak.
KAİDETEN: Kaide ve hükümlere göre. Kurala uygun olarak.
KAİDEVÎ: Kaide ve kural ile alâkalı. * Mat: Tabana ait.
KAİD-ÜL CEBEL: Dağın çıkıntısı, burnu.
KAİD-ÜL CEYŞ: Orduyu, askeri idare ve sevkeden. Kumandan. Serasker.
KALAİD: (Kılâde. C.) Gerdanlıklar. * Akarsular.
KASAİD: (Kaside. C.) Kasideler.
KAVAİD: (Kaide. C.) Kaideler. Hareket porgaramları. Dil öğreten bir kitaptaki kaideler. Arab lisanındaki kaidelerin dercedildiği gramer kitabı.
KAVAİD-İ ESASİYE: Esası teşkil eden temel kaideler.
KUSS İBN-İ SAİDE: İslâmiyetten önce Arabistan'da yaşamış İyâd Kabilesinin ileri gelenlerinden, mühim hakikatlı bir şâirdir. Cârud gibi hakperesttir. Henüz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm genç iken Suk-ı Ukaz panayırındaki hitabeti ile meşhurdur. Hitabesinde bir Hak Peygamber geleceğini ve onun en güzel bir din üzere olacağını müjdelemiştir. (K. En. Sh. 61)
MÂ-İ ZÂİDE: Bazı edat ve fiillerin sonuna fazladan olarak gelir. $ kelimelerinde olduğu gibi.
MAİDE: Yemek sofrası. Üzerinde nimetler bulunan sofra. Ziyafet. * Kur'an'ın 5. Suresinin adıdır ve Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AİDAT : (Aide. C.) Gelirler, kazançlar. * Resim, vergi. İrad. Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüd edilen para.
AİB : (Bak: Ayib)
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...