Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AİR: Göz ağrısı.
İçerisinde 'AİR' geçenler
AMÂİR: (Amâyir) (İmâret. C.) İmâretler. Mâmur etmeler. * Sâlih fakirlerin veya kendisini idare edemiyen veya çalışamıyan talebe-i ulumun, fukarâ-i sâlihînin iâşesinin te'min edilmeleri.
AMÂİR-İ HAYRİYYE: Hayır ve hayrat müesseseleri.
AŞAİR: (Aşiret. C.) Aşiretler. Kabileler.
BAİR: Erkek deve.
BAİR: Şaşkın, şaşırmış. Perişan durumlu.
BAİRE: Sürülmemiş, ekilmemiş, sert toprak.
BASAİR: (Basiret. C.) Basiretler. İbretli görüşler. Deliller. İbretler. Hüccet ve bürhanlar. Gözler. * Kalb duyguları.
CAİR: Mâni, engel. * Eğri. * Çok, kesîr. * Eziyet eden. Cevreden. Zulmeden.
CENAH-I TÂİR: Kuş kanadı.
CEZAİR: (Cezâyir) (Cezire. C.) Cezireler, adalar. * Kuzey Afrikada Fas ile Tunus arasında olan ülke ve bu ülkenin merkezi olan şehir.
CEZÂİR-İ İSNÂ AŞER: Ege Denizindeki oniki adalar.
CEZÂİR-İ İSNÂ AŞER: Ege Denizindeki oniki adalar.
DAİR: Devreden. Dolaşan. Dönen. Bir şeyin etrafını kuşatan. * Belli bir şey hakkında olan. Alâkalı, müteallik.
DAİRE: Resmi hükümet makamlarından her biri. * Yazıhane. * Büyük bir idare adamının makamı. * Ev veya apartman katı. * Bir manevi te'sirin hükmü geçtiği mahal. * Sınır içi. * Büro, büyük ev, konak. * Çember, düz yuvarlak şekil. * Mat: Merkezden aynı uzaklıktaki noktaların çevirdiği düzlük parçası. * Hezimet ve musibet. Beliye-i muhita. * Dönüp dolaşıp meydana gelen hâdise ve inkılâb.
DAİRE-İ ÂFÂK: Ufuklar dairesi. Çok geniş ve büyük dâire, kâinat.
DAİRE-İ EHADİYET: Allah'ın ehadiyetle tecelli ettiği dâire. (Bak: Ehadiyet)
DAİRE-İ ESBAB: Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.
DAİRE-İ ESMÂ: Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin sahası ve dairesi.
DAİRE-İ İMKÂN: Kâinat. İmkân âlemi. Mükevvenat. Mümkün olan, şartların müsait olduğu âlem. (Daire-i mümkinat da aynı mânada kullanılır.)
DAİRE-İ MÜMKİNAT: (Bak: Daire-i imkân)
DAİRE-İ RESMİYE: Hükûmet dairesi, resmi daire.
DAİRE-İ VÜCUB: Tebeddül ve tagayyür etmeyen ve mümkinat âleminden olmayan âlemler. Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye gibi. (Bak: Vücub âlemi)
DAİRE-İ VÜCUD: Vücud ve varlık dairesi ve sahası.
DAİREVÎ: Daire şeklinde. Daire gibi.
DAİREZEN: Mehter takımında def çalan.
DEVAİR: (Dâire. C.) Daireler. Resmî işlerin görüldüğü yerler.
DEVAİR-İ ASKERİYE: Askerî daireler.
DEVAİR-İ DEVLET: Devlet daireleri.
DEVAİR-İ MÜTEDAHİLE: İç içe daireler.
DEVAİR-İ RESMİYE: Resmî daireler.
DEVİR DAİRESİ: Denizde geminin çeşitli hızla ve muhtelif dümen açısı ile çizdiği dâire.
EKBER-ÜL KEBÂİR: Kebâirin kebâiri. Büyüklerin en büyüğü. Büyük günahların en büyüğü. (Bak: Mubikat-ı seb'a)
EŞAİRE: (Eş'ari. C.) Dinde meşhur imam Eb-ul-Hasan-ül-Eş'arî'ye bağlı olan sünnet ehlinin bir kısmı.
FÂSİD DAİRE: Man: A yı B ile, B yi A ile ispat etmek. Bir düşünceyi isbat etmek için isbat edilmemiş başka bir düşünceyi delil olarak kullanmak ve bunu da isbat için isbatı istenen ilk düşünceyi doğru sayıp buna delil diye kullanmak. Yani isbat edilen ile isbat edeni birbirine delil saymak olup isabetsizdir.
FASİT DAİRE: (Bak: Fâsid daire)
GADAİR: (Gadire. C.) Saç örgüleri.
GAİR: Gayret. * İnsan topluluğu.
HAFAİR: (Hafîr. C.) Oyuklar, delikler, çukurlar.
HAİR: Hayrette kalmış, mütehayyir. Şaşırmış, taaccüb etmiş.
HAİR-İ BAİR: Şaşkın, sapıtmış. * Aklını kaybederek ne yapacağını bilemiyen.
HATAİR: (Hatire. C.) Mühim işler, ehemmiyetli ve önemli ameller.
HAZAİR: (Hazire. C.) Duvar veya çitle çevrilmiş ağıl. * Etrafı duvarla çevrili olan mezarlıklar.
HIRKA-İ SAADET DAİRESİ: İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda "mukaddes emanetlerin" bulunduğu yer. Burada yüzyıllardan beri, başta Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (A.S.M.) hırkaları olmak üzere İslâmî nitelikte birçok mukaddes eşya saklanmaktadır. Bu eşya Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından, Mısır'ın fethinden (1517) sonra İstanbul'a getirilmiştir.
HUBZ-I ŞAÎR: Arpa ekmeği.
KAÎR: Daha derin, çok derin.
KEBAİR: (Kebire. C.) Büyük şeyler, büyük günahlar. Kebairin sıralanışı:-Allah'ı inkâr etmek.-Allah'a şirk koşmak.-Kat'iyyen sâbit olan dini bir hükme inanmamak.-Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek.-Allah'ın cezasından, mekrinden ve azabından emin olmak.-Günah üzerinde ısrar etmek. Yâni, herhangi bir günahı devamlı işleyip durmak.-Namazı, orucu terketmek. Allah yolunda cihaddan kaçmak.-Anaya, babaya âsi olmak. Yalan yere şehadet veya yemin etmek.-Bir kimseyi haksız yere öldürmek. Bir kimsenin bir uzvunu haksız yere kesmek veya muattal bir hale koymak.-İffetli kadınlara fuhuş isnad etmek. Nemmamlık etmek.-Ribâda (fâizde) ve hırsızlıkta bulunmak. Rüşvet almak.-Yetim malı yemek.-Zina ve livata denilen günahları işlemek. Bu sayılan günahlar hülâsa edilse, "yedi kebair"i ifade eder. Başta üçü el-iyâzü billah küfürdür. Sonrakiler ise, üzerine İlâhî ceza terettüb edip, hadd-i şer'îyi icab ettiren, açıkça ve kat'i olarak nehyedilmiş bulunan büyük günahlardır. (Bak: Mubikat-ı seb'a)
KUTR-U DÂİRE: Geo: Dairenin kutru. Çap.
MENAİR: (Menâvir) Minâreler. * Nur yerleri. * Alâmet.
MESAİR: (Mis'ar. C.) Ateşi karıştırmağa yarıyan demirler.
MEŞAİR: (Meş'ar. C.) Beş duygu, his. Hasseler. * Akıl ve vahiy. * Hacı olmadan evvel durulması lâzım gelen mühim makamlar.
MİLEL-İ SÂİRE: Başka, diğer milletler.
MUHİT-İ DÂİRE: Mat: Daire çevresi. Çember.
MUKŞAİRR: Ürperen.
MÜSTAİR: (Ariyet. den) Ödünç alan.
MÜTEDAİR: Dolayı, alâkalı, üzerine, müteallik, için.
MÜTEŞÂİR: (C.: Müteşâirîn) (Şi'r. den) Şâirlik taslayan.
MÜTEŞÂİRİYET: şairlik taslama.
MÜTEŞÂİRİYET: Şairlik taslama.
NAİR: Haykıran, nâra atan. * Uzak. Irak, baid.
NAİR: Parlak, parlayan. * Düşmanlık, adavet.
NAİRE: (C.: Nevâir) Alev, ateş. * Hararet, sıcaklık.
NAZAİR: Nazire. Nazireler. Benzerler, örnekler.
NEBAİR: (Nebire. C.) Torunlar.
NEVAİR: (Naire. C.) Ateşler, alevler.
NEVAİR: (Naure. C.) Bostan dolapları.
NEZAİR: (Nazire. C.) Nazireler, benzerler, emsâl olanlar.
RUB'-I DAİRE: Dairenin dörtte biri.
SAGAİR: (Sagire. C.) Küçük günahlar.
SAİR: Seyreden, harekette olan. * Bir şeyden geri kalan. * Maadâ. Geçen, dolaşan. * Yolcu. Seyyar. * Başkası, diğeri.
SERAİR: (Sır. C.) Gizli şeyler, sırlar.
SERAİR-İ VÜCUD: Yaradılış sırları.
SETAİR: (Sitâre. C.) Örtünülecek veya perdelenecek şeyler.
ŞAİR: (C.: Şairât) Arpa. * Kurban devesi.
ŞAİR: Şiir yazan. Sözünü vezin ve kafiye ile tertib eden.
ŞAİRÂNE: f. şairce. şaire benzer surette konuşmakla. Mevzuu şiir sayılabilecek kadar hoş, lâtif olan şey.
ŞAİRE: (C.: Şâirât - Şevâir) Kadın şair.
ŞAİRE: Bir tek arpa, arpa tanesi. * (C.: Şaâyir) Tıb: Arpacık.
ŞAİRİYY: Arpa satan kimse.
ŞEAİR: (Şiâr. C.) Âdetler, İslâm işaretleri. İslâmlara ait kaideler. Allah'ı anmak, hamdetmek, ezan okumak, İslâmî kıyafet gibi. Bunlara Şeair-i İslâmiye denir. Bütün müslümanlarla alâkalı mes'eleler ve alâmetler, umumun hissedar olduğu işlerdir.(Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimmi, İslâmiyyet alâmetleri olan ve şeaire de taalluk eden sünnetlerdir. Şeair, âdeta hukuk-u umumiye nev'inden cemiyete âit bir ubudiyettir. Birisinin yapmasiyle o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemâat mes'ul olur. L.)(Nasıl "Hukuk-u Şahsiye" ve bir nevi "Hukukullah" sayılan "Hukuk-u Umumiye" nâmiyle iki nevi hukuk var. Öyle de: Mesâil-i şer'iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taalluk eder; bir kısım, umuma, umumiyet itibariyle taalluk eder ki; onlara "Şeair-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeairin umuma taalluku cihetiyle umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa; onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeairin en cüz'îsi (sünnet kabilinden bir mes'elesi) en büyük bir mes'ele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum âlem-i İslâma taalluk ettiği gibi, Asr-ı Saâdetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslam'ın bağlandığı o nurani zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeğe çalışanlar ve yardım edenler düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hatâya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa, titresinler!.. M.)
ŞEVAİR: (Şâire. C.) Kadın şâirler.
ŞAİRÂNE: f. Şairce. Şaire benzer surette konuşmakla. Mevzuu şiir sayılabilecek kadar hoş, lâtif olan şey.
TAİR: (Tayeran. dan) Uçucu. Uçan. * Kuş.
VETAİR: (Vetire. C.) Meslekler, yollar.
ZAFAİR: (Zafire. C.) Örülmüş saçlar.
ZAHAİR: (Zahire. C.) Zahireler. Yiyecek, hububat gibi şeyler.
ZAİR(E): Ziyaret eden, ziyaretçi. Hatır sormaya, görmeye giden. * Seyirci.
ZAMAİR: (Zamir. C.) Zamirler. Bir şeyin iç yüzleri. * İsim yerine kullanılan kelimeler.
ZAMAİR-İ ŞAHSİYYE: Şahıs zamirleri. " Ben, sen, o" gibi isim yerine geçen kelimeler. (Bak: Şahıs zamiri)
ZEHAİR: (Bak: Zahair)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AİB : (Bak: Ayib)
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...