Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AŞ: | f. Muharrem ayında pişirilen aşure. Yemek, taam. |
| AŞA: | (C.: A'şiye) Akşam yemeği. |
| AŞA: | (C.: Aşâ-Aşvâ) Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi. |
| AŞABE: | Yaş otun çok olması. |
| AŞAİR: | (Aşiret. C.) Aşiretler. Kabileler. |
| AŞAK: | Sarmaşık. |
| AŞAM: | f. Yiyecek ve içecek. İçen, içici manasına birleşik kelimeler yapılır. |
| AŞAMİDENÎ: | f. İçilebilen veya yenilebilen. |
| AŞAVET: | Gündüz görüp, gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı. |
| AŞAYA: | (Aşi. C.) Akşamlar, mağribler. |
| AŞB: | (C.: A'şâb) Yaş ot. |
| AŞEBE: | Zayıflığından gövdesi kurumuş olan yaşlı kimse. Büyük azı dişi. Küçük adam. |
| AŞEM: | Kuru ekmek. |
| AŞEME: | Kuru ekmek parçası. Büyük azı dişi. |
| AŞEN: | Her nesnenin aslı ve kökü. Sözü kendi kanaatine göre söylemek. |
| AŞENNET: | (C.: Aşânit) Yaramaz huylu kimse. |
| AŞENZER: | Katı, sağlam nesne. |
| AŞERAT: | (Aşere. C.) On sayıları. |
| AŞERE: | On. On rakamı. |
| AŞERE-İ MÜBEŞŞERE: | Hz. Peygamber'in (A.S.M.) kendilerine Cennetlik olduklarını müjdelediği sahabelerdir. Bu kişiler Allah'ın emirlerine bağlılıkta ve din hizmetindeki fedailikte Allah'ın rızasını tam kazanmışlardır. Bu zatlar şunlardır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Ubeyde bin Cerrah, Hz. Said, Hz. Sa'd bin Ebi Vakkas, Hz. Talha, Hz. Zübeyr İbn-ül Avvam (R.Anhüm). |
| AŞEVÎ: | Akşam, akşam vaktine dair. |
| AŞEVİ: | Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. Para ile yemek yenilen yer, lokanta. Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer. Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer. |
| AŞEVSEC: | Büyük karınlı iri deve. |
| AŞEVZEN(E): | Galiz, katı nesne. |
| AŞ-HANE: | f. Aşevi, mutfak. |
| AŞI: | Birşeyden alınıp diğer birşeye aktarılan madde. Çeşitli tehlikeli hastalıkların önünü almak için aşılanan madde. Yabani veya cinsi âdi bir ağaca, cinsine yakın diğer iyi bir ağaçtan vurulan kalem veya yaprak aşısı. |
| ÂŞIK: | Çok fazla seven. Mübtelâ. Birisine tutkun. Saz şairi. (Cümledeki yerine göre) : Ahbab, hazret, ma'hut, seninki gibi mânâlara gelir. (Müennesi: Aşıka) |
| ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK: | Temiz yüzün âşıkı. Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri. |
| ÂŞIKAN: | (Âşık C.) f. Âşıklar, tutkunlar. |
| AŞİ: | (C.: Avâş) Kastedici. |
| AŞİ: | Akşam. Akşam yemeği. Tavuk karasına tutulan kimse. |
| AŞİHE: | f. Kişneme. |
| AŞÎK: | Fazla âşık, çok tutkun. |
| AŞİKÂR(E): | f. Belli, meydanda, açık. Bedihi. |
| AŞİNA: | f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. Yüzücü. |
| AŞİNE: | f. Yumurta. |
| AŞİR: | Onuncu. Eskiden öşür toplayan vergi memuru. (Bak: Amil) |
| AŞİR: | Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası. Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası. Dost, yardımcı, yardak. Koca. Kabile. Kötülükte yardımcılık eden. Sahip. Toz. (Bak: Aşr) |
| AŞİRE: | Onuncu. Tâsia'nın altmışta biri. |
| AŞİREN: | Onuncu olarak, onuncu derecede. |
| AŞİRET: | Kabile, oymak, göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat. Yakın akraba, âile. |
| AŞİRET-İ GALİB: | Galip gelen aşiret. Aşiretin ekseriyeti, çokluğu. |
| AŞİYAN (E): | f. Kuş yuvası. Mc: İkâmetgâh. Ev, mesken. |
| AŞİYAN-I HARÂB: | Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| AŞİYY: | Akşam, akşam üzeri. |
| AŞK: | (Işk) Çok ziyâde sevgi. Şiddetli muhabbet. Sevdâ. Candan sevme. İttibâ'. Alâka.(İnsanın mahiyeti ulviye; fıtratı, câmia olduğundan; binler envâ-ı hâcât ile binbir esmâ-i İlâhiyyeye herbir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç, iştiyaktır. Muzaaf iştiyak, muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır. Ruhun tekemmülâtına göre merâtib-i muhabbet, meratib-i esmâya göre inkişaf eder. Bütün esmâya muhabbet dahi -çünki o esmâ Zât-ı Zülcelâl'in ünvanları ve cilveleri olduğundan- muhabbet-i zâtiyyeye döner. S.) |
| AŞK-I EFLÂTUNÎ: | Maddeci olmayan aşk. |
| AŞK-I HAKİKÎ: | Hakiki aşk. Allah için sevmek. Allah sevgisi. |
| AŞK-I KİMYEVÎ: | Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir. (Sani-i Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir. Biri azot, biri müvellid-ül humuza. Müvellid-ül humuza ise: Nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizac eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen (semli havâi) bir maddeye inkılâb ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi te'min eder, hem kanı tasfiye eder. Çünki: Sani-i Hakîm, fenn-i kimyada, aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi, müvellid-ül humuza ile karbona vermiş ki: O iki unsur, birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile, o iki unsur imtizac ederler. Fennen sabittir ki: İmtizacdan hararet hâsıl olur. Çünki imtizac, bir nevi ihtiraktır. Şu sırrın hikmeti şudur ki: O iki unsurun, her birisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizac vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi, bunun zerresiyle imtizac eder, bir tek hareketle hareket eder. Bir hareket muallâk kalır. Çünkü: İmtizacdan evvel iki hareket idi. Şimdi iki zerre, bir oldu. Her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sani-i Hakîm'in bir kanunu ile hararete inkılâb eder. Zaten "Hareket, harareti tevlid eder" bir kanun-u mukarreredir. İşte bu sırra binaen beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviyye ile te'min edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur. İşte nefes dâhile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor. Hem nâr-ı hayatı iş'al ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu'cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. S.) |
| İçerisinde 'AŞ' geçenler | |
| ABRAŞ: | Alaca benekli at. * Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı. |
| ÂDÂB-I MUAŞERET: | Beraber yaşayışta, hoş ve İslâmca yaşama ve geçinme usulleri. Peygamberin (A.S.M.) sünnetine uygun olan hareket. İnsanlara karşı edebli olma, insanca ve İslâmca yaşama âdâbı. Adâba dair sünnet-i peygamberiyeye uymak.(... İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muâmele etmektir. M.) |
| AGAŞTE: | f. Bulaşmış. |
| AGTAŞ: | Karanlık. * Zayıf gözlü. |
| AHEN-ÂŞİYÂN: | f. Dikiş yüksüğü. |
| AKL-I MAAŞ: | Aklın en alt tabakası. Dünyada geçim işini düşünen akıl. |
| ALAŞIM: | Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita. |
| A'RAŞ: | (Arş. C.) Tahtlar. * Çatılar, damlar. |
| ASESBAŞI: | Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü. |
| AŞA: | (C.: A'şiye) Akşam yemeği. |
| AŞA: | (C.: Aşâ-Aşvâ) Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi. |
| AŞABE: | Yaş otun çok olması. |
| AŞAİR: | (Aşiret. C.) Aşiretler. Kabileler. |
| AŞAK: | Sarmaşık. |
| AŞAM: | f. Yiyecek ve içecek. * İçen, içici manasına birleşik kelimeler yapılır. |
| AŞAMİDENÎ: | f. İçilebilen veya yenilebilen. |
| AŞAVET: | Gündüz görüp, gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı. |
| AŞAYA: | (Aşi. C.) Akşamlar, mağribler. |
| AŞB: | (C.: A'şâb) Yaş ot. |
| AŞEBE: | Zayıflığından gövdesi kurumuş olan yaşlı kimse. * Büyük azı dişi. * Küçük adam. |
| AŞEM: | Kuru ekmek. |
| AŞEME: | Kuru ekmek parçası. * Büyük azı dişi. |
| AŞEN: | Her nesnenin aslı ve kökü. * Sözü kendi kanaatine göre söylemek. |
| AŞENNET: | (C.: Aşânit) Yaramaz huylu kimse. |
| AŞENZER: | Katı, sağlam nesne. |
| AŞERAT: | (Aşere. C.) On sayıları. |
| AŞERE: | On. On rakamı. |
| AŞERE-İ MÜBEŞŞERE: | Hz. Peygamber'in (A.S.M.) kendilerine Cennetlik olduklarını müjdelediği sahabelerdir. Bu kişiler Allah'ın emirlerine bağlılıkta ve din hizmetindeki fedailikte Allah'ın rızasını tam kazanmışlardır. Bu zatlar şunlardır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Ubeyde bin Cerrah, Hz. Said, Hz. Sa'd bin Ebi Vakkas, Hz. Talha, Hz. Zübeyr İbn-ül Avvam (R.Anhüm). |
| AŞEVÎ: | Akşam, akşam vaktine dair. |
| AŞEVİ: | Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. * Para ile yemek yenilen yer, lokanta. * Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer. * Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer. |
| AŞEVSEC: | Büyük karınlı iri deve. |
| AŞEVZEN(E): | Galiz, katı nesne. |
| AŞ-HANE: | f. Aşevi, mutfak. |
| AŞI: | Birşeyden alınıp diğer birşeye aktarılan madde. * Çeşitli tehlikeli hastalıkların önünü almak için aşılanan madde. * Yabani veya cinsi âdi bir ağaca, cinsine yakın diğer iyi bir ağaçtan vurulan kalem veya yaprak aşısı. |
| ÂŞIK: | Çok fazla seven. Mübtelâ. Birisine tutkun. * Saz şairi. * (Cümledeki yerine göre) : Ahbab, hazret, ma'hut, seninki gibi mânâlara gelir. (Müennesi: Aşıka) |
| ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK: | Temiz yüzün âşıkı. * Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri. |
| ÂŞIKAN: | (Âşık C.) f. Âşıklar, tutkunlar. |
| AŞİ: | (C.: Avâş) Kastedici. |
| AŞİ: | Akşam. * Akşam yemeği. * Tavuk karasına tutulan kimse. |
| AŞİHE: | f. Kişneme. |
| AŞÎK: | Fazla âşık, çok tutkun. |
| AŞİKÂR(E): | f. Belli, meydanda, açık. Bedihi. |
| AŞİNA: | f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. * Yüzücü. |
| AŞİNE: | f. Yumurta. |
| AŞİR: | Onuncu. * Eskiden öşür toplayan vergi memuru. (Bak: Amil) |
| AŞİR: | Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası. * Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası. * Dost, yardımcı, yardak. * Koca. * Kabile. * Kötülükte yardımcılık eden. * Sahip. * Toz. (Bak: Aşr) |
| AŞİRE: | Onuncu. Tâsia'nın altmışta biri. |
| AŞİREN: | Onuncu olarak, onuncu derecede. |
| AŞİRET: | Kabile, oymak, göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat. Yakın akraba, âile. |
| AŞİRET-İ GALİB: | Galip gelen aşiret. * Aşiretin ekseriyeti, çokluğu. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| AŞA : | (C.: A'şiye) Akşam yemeği. |