Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AŞİ: | (C.: Avâş) Kastedici. |
| AŞİ: | Akşam. Akşam yemeği. Tavuk karasına tutulan kimse. |
| AŞİHE: | f. Kişneme. |
| AŞÎK: | Fazla âşık, çok tutkun. |
| AŞİKÂR(E): | f. Belli, meydanda, açık. Bedihi. |
| AŞİNA: | f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. Yüzücü. |
| AŞİNE: | f. Yumurta. |
| AŞİR: | Onuncu. Eskiden öşür toplayan vergi memuru. (Bak: Amil) |
| AŞİR: | Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası. Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası. Dost, yardımcı, yardak. Koca. Kabile. Kötülükte yardımcılık eden. Sahip. Toz. (Bak: Aşr) |
| AŞİRE: | Onuncu. Tâsia'nın altmışta biri. |
| AŞİREN: | Onuncu olarak, onuncu derecede. |
| AŞİRET: | Kabile, oymak, göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat. Yakın akraba, âile. |
| AŞİRET-İ GALİB: | Galip gelen aşiret. Aşiretin ekseriyeti, çokluğu. |
| AŞİYAN (E): | f. Kuş yuvası. Mc: İkâmetgâh. Ev, mesken. |
| AŞİYAN-I HARÂB: | Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| AŞİYY: | Akşam, akşam üzeri. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| İçerisinde 'AŞİ' geçenler | |
| AHEN-ÂŞİYÂN: | f. Dikiş yüksüğü. |
| AŞİHE: | f. Kişneme. |
| AŞÎK: | Fazla âşık, çok tutkun. |
| AŞİKÂR(E): | f. Belli, meydanda, açık. Bedihi. |
| AŞİNA: | f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. * Yüzücü. |
| AŞİNE: | f. Yumurta. |
| AŞİR: | Onuncu. * Eskiden öşür toplayan vergi memuru. (Bak: Amil) |
| AŞİR: | Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası. * Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası. * Dost, yardımcı, yardak. * Koca. * Kabile. * Kötülükte yardımcılık eden. * Sahip. * Toz. (Bak: Aşr) |
| AŞİRE: | Onuncu. Tâsia'nın altmışta biri. |
| AŞİREN: | Onuncu olarak, onuncu derecede. |
| AŞİRET: | Kabile, oymak, göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat. Yakın akraba, âile. |
| AŞİRET-İ GALİB: | Galip gelen aşiret. * Aşiretin ekseriyeti, çokluğu. |
| AŞİYAN (E): | f. Kuş yuvası. * Mc: İkâmetgâh. Ev, mesken. |
| AŞİYAN-I HARÂB: | Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| AŞİYY: | Akşam, akşam üzeri. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| BAŞİK: | (C.: Bevâşık) Atmaca denilen kuş. |
| BAŞİR: | Müjdeci, müjde veren. * Mutlu, mesut. |
| BEKTAŞÎ: | Hacı Bektaş-ı Veli tarikatına mensub olan kimse. |
| BEKTAŞİYÂN: | f. Bektâşiler. Yeniçeriler. |
| BEYTAŞÎ: | (Bak: Bektaşî) |
| BEYTAŞÎ: | (Bak: Bektaşî) |
| BEKTAŞİYÂN: | f. Bektâşiler. Yeniçeriler. |
| CAŞİRİYYE: | Kuşluk vakti yenen yemek. Kuşluk yemeği. |
| DAKAİK-AŞİNA: | f. İlmî incelikleri bilen, anlaşılması ve tefhimi müşkül, yüksek ve ince ilmî mes'elelere vâkıf olan. |
| DERD-AŞİNA: | f. Dert görmüş, mihnet görmüş kişi. |
| FÂİL-İ MÜBAŞİR: | Huk: Bir şeyi bizzat yapan kimse. |
| FAŞİST: | Fr. Faşizm taraftarı. |
| FAŞİYE: | (C: Fevâşi) Koyun, deve ve benzeri hayvanat gibi doğurup çoğalan mal cinsi. |
| FAŞİZM: | Fr. Irkçılığa dayanan diktatörlük rejimi. |
| FİRAŞİYET: | Karılık. * Fık: Birisinin karısı oluş. Zevciyet. |
| FÂİL-İ MÜBAŞİR: | Huk: Bir şeyi bizzat yapan kimse. |
| ÇAŞİT: | Casus. |
| ÇEŞM-AŞİNA: | f. Göz aşinalığı olan, tanıdık. |
| GAŞİYE: | Perde. Örtü. * Kıyamet. * Dilenci ve cerrar. * Ziyârete gelen dostlar gurubu. |
| GAŞİYE-DÂR: | f. At uşağı, seyis. |
| GAŞİYE SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de 88. suredir. Mekkîdir. |
| GAVAŞÎ: | (Gaşiye. C.) Kıyametler. * Örtü. At takımından sayılan bir nevi örtü. |
| GAYB-AŞİNA: | f. Gaybı bilen. Gaybdan haberi olan. Gelecekten veya âhiretten haberi olan. |
| HAL-AŞİNA: | f. Hâl ve durumdan anlayan. |
| HARAŞİF: | (Harşef. C.) Balık pulları. Pul pul olan şeyler. * Yaprakları balık puluna benzeyen bitkiler. |
| HARF-AŞİNA: | Harfleri birbirinden ayırdedebilen. * Mc: Sözden anlayan. |
| HAŞİ: | Kuru, yâbis. |
| HAŞİ': | Huşu içinde olan, alçak gönüllülük eden. * Kusurlarını düşünerek, ürpererek Cenâb-ı Hakka niyâz edip yalvaran. |
| HÂŞİAN: | Tevazu ve mahviyetle. Alçakgönüllülük göstererek. |
| HÂŞİANE: | f. Hâşi' olarak. |
| HAŞİB: | Yoğun, kalın. * Tam düzelmemiş olan kılıç. * Süslü, zinetli. |
| HAŞİBE: | Tabiat, mizaç, huy. |
| HAŞİF: | Eskimiş ve yıpranmış elbise. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| AŞİHE : | f. Kişneme. |
| AŞ : | f. Muharrem ayında pişirilen aşure. * Yemek, taam. |