| Kelime | Anlam |
|---|
| AŞA: | (C.: A'şiye) Akşam yemeği. |
| AŞA: | (C.: Aşâ-Aşvâ) Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi. |
| AŞABE: | Yaş otun çok olması. |
| AŞAİR: | (Aşiret. C.) Aşiretler. Kabileler. |
| AŞAK: | Sarmaşık. |
| AŞAM: | f. Yiyecek ve içecek. İçen, içici manasına birleşik kelimeler yapılır. |
| AŞAMİDENÎ: | f. İçilebilen veya yenilebilen. |
| AŞAVET: | Gündüz görüp, gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı. |
| AŞAYA: | (Aşi. C.) Akşamlar, mağribler. |
| İçerisinde 'AŞA' geçenler |
|---|
| AŞABE: | Yaş otun çok olması. |
| AŞAİR: | (Aşiret. C.) Aşiretler. Kabileler. |
| AŞAK: | Sarmaşık. |
| AŞAM: | f. Yiyecek ve içecek. * İçen, içici manasına birleşik kelimeler yapılır. |
| AŞAMİDENÎ: | f. İçilebilen veya yenilebilen. |
| AŞAVET: | Gündüz görüp, gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı. |
| AŞAYA: | (Aşi. C.) Akşamlar, mağribler. |
| ATAŞA: | (Atşân. C.) Susamış olanlar, susuzlar. |
| BAŞALTI: | t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları. * Yağlı güreşlerde baş'ın altındaki derece. |
| BAŞAM: | f. Perde, örtü. |
| BAŞAME: | f. Kadınların örtündükleri yaşmak. Tülbent, başörtüsü. |
| BAŞAM: | f. Perde, örtü. |
| EGTAŞA: | Karartı. |
| EVBAŞAN: | (Evbaş. C.) Aşağılık kimseler, âdi kişiler, alçak ve rezil insanlar. Ayak takımları. |
| GAŞAM: | (C: Guşâm) Mübâlağa ile zulmeden. |
| GAŞAN: | (Gaşayân) Gönül dönmek. * Akıl gidip, bihoş olmak. |
| HÂŞÂ: | Aslâ. Kat'iyyen. Öyle değil. Allah korusun...(mânasına söylenir.) |
| HAŞÂ': | (C.: Ehşâ) Nefes tutukluğu. * Nefesin tutulması. * Nâhiye. * Kalb. |
| HAŞÂ-İ BATIN: | Bağırsaklar. |
| HAŞAFET: | Kin ve düşmanlık, haset ve adavet. |
| HAŞAHİŞ: | (Haşhâş. C.) Haşhaşlar. |
| HAŞAİŞ: | (Haşiş. C.) Kuru otlar. |
| HAŞAK: | f. Süprüntü, çöp. Yonga. |
| HAŞAN: | Kokmuş tuluk. |
| HAŞARI: | Yaramaz, rahat durmaz, hırçın. |
| HAŞAS: | Arz haşereleri. |
| HAŞHAŞA: | Silah sesi, yüksek ses. * Silâh. * Kuru ot. * Yeni kaftan. |
| HUN-AŞAM: | f. Kan içici, kan içen. |
| HAŞAK: | f. Süprüntü, çöp. Yonga. |
| HAŞAN: | Kokmuş tuluk. |
| HAŞAS: | Arz haşereleri. |
| HAŞHAŞA: | Silah sesi, yüksek ses. * Silâh. * Kuru ot. * Yeni kaftan. |
| HUN-AŞAM: | f. Kan içici, kan içen. |
| İĞTİŞAŞAT: | (İgtişaş. C.) Karışıklıklar, kargaşalıklar, fenâlıklar. |
| KAŞAĞI: | Hayvanları kaşıyıp tozlarını düşürmeğe mahsus âlet. * İhtiyar kimselerin, sırtlarını kaşımak için kullandıkları, ağaçtan uzun saplı ve bir ucundaki levhası dişli bir âlet. |
| KÂŞÂNE: | f. Büyük, süslü ve gösterişli ev. Saray. Kışlık, rahat ve mükemmel ev, oda. |
| KÂŞÂNE-İ MÜRGÂN: | Kuş yuvası. |
| KAŞKAŞA: | Bir şeyin kabuğunu soymak. * Hasta iyi olmak. * Halâs etmek, kurtarmak. * Uyandırmak. |
| KESR-İ ÂŞÂRİ: | Ondalık kesir. Mahreci (paydası) 10 veya 10'un her hangi bir kuvvetinden ibaret olan kesir. Meselâ: 0,15 - 0,007 gibi. |
| KIYYE-İ ÂŞÂRİ: | Kilo. Bin gram olan ağırlık ölçüsü. |
| KAŞKAŞA: | Bir şeyin kabuğunu soymak. * Hasta iyi olmak. * Halâs etmek, kurtarmak. * Uyandırmak. |
| MAAŞAT: | (Maâş. C.) Maaşlar. Memur, emekli, dul, yetim vs. gibi kimselere verilen aylıklar. |
| MAŞAALLAH: | Allah'ın istediği gibi. * Allah korusun, Allah saklasın (meâlinde duâdır.) |
| MEST-İ TEMAŞA: | Seyretme sarhoşu. Bakıp seyretmekten sarhoş gibi olan. |
| MEY-AŞAM: | f. İçki içen. Şarap içen. |
| MUAŞAKA: | Sevişme. Ziyadesiyle arz-ı muhabbet etme. Birbirini sevme. Karşılıklı aşk ve muhabbet. |
| MUBATAŞA: | İki kişi elleriyle birbirlerini kucaklamağa çalışma. |
| MÜMAŞAT: | Birlikte hoş geçinmek. * Bir maslahat yolunu takib etmek. * Meslek işlerinde tesviye, tervic ve idare etmek. * Karışmamak. * Başkalarının zarar vermeyen fikirlerine uyarcasına hareket etmek ve sulh u salâh üzere durmak. Uygunluk. |
| MÜMAŞATKÂR: | f. Dost geçinerek, kusurlara göz yumarak, müdara suretiyle. |
| MÜNAKAŞA: | Mücadele. Münazaa. Karşılıklı sözle çekişmek. Bir mes'eleyi sormayı çok ileri götürerek çekişmek. (Bak: Hakperest)(Hadis-i Şeyheyn'in ittifakına alâmet olan işaretiyle bir hadis bana gösterildi. "Hadis midir, değil midir?" sual edildi.Ben dedim : Böyle mu'teber bir kitapta Şeyheyn Hadisinin ittifakına hükmeden bir zâta itimad etmek lâzım; demek hadistir. Fakat hadisin, Kur'an gibi bazı müteşabihatı var. Ancak havass onların mânâlarını bulabilir. Şu hadisin zâhiri dahi, müşkilât-ı hadisin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var, dedim. Eğer bilseydim medar-ı münakaşa olmuş, öyle kısa değil, belki böyle cevap verecektim:Evvelâ: Bu çeşit mesâili münakaşa etmenin birinci şartı; insaf ile, hakkı bulmak niyetiyle, inadsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, su'-i telâkkiye sebeb olmadan müzakeresi câiz olabilir. O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muârızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünki bilmediği şey'i öğrendi. Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla birşey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimâli var.Sâniyen : Sebeb-i münakaşa, eğer hadis ise; hadisin merâtibini ve vahy-i zımnînin derecâtını ve tekellümât-ı Nebeviyenin aksâmını bilmek lâzım. Avam içinde müşkilât-ı hadisiyeyi münakaşa etmek, izhar-ı fazl suretinde avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enaniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak câiz değildir. M.) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| AŞABE : | Yaş otun çok olması. |
| AŞ : | f. Muharrem ayında pişirilen aşure. * Yemek, taam. |