Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ABİL: Koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan.
Çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan hayvan.
ABİLE: f. Su üzerindeki kabarcık.
Sivilce. Çıban.
İçerisinde 'ABİL' geçenler
ABİLE: f. Su üzerindeki kabarcık. * Sivilce. Çıban.
ANÂBİL: Kaba nesne.
BÂBİL: Asurlular devrinde Irak'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.
BÂBİL KULESİ: Tevrat'ın rivayetine göre Hz. Nuh'un (A.S.) oğulları tarafından gökyüzüne ulaşmak için yaptırılmış büyük bir kuledir. Rabbimiz bu kulede çalışmakta olanların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlamaz hale getirmiştir. Bundan dolayı tamamlanamamış ve 72 dil burada meydana gelmiştir. (Buna "tebelbül-i akvam" denir.) Müslümanlıkta, bu kuleyi Nemrud'un gökyüzüne yükselerek Allah'ın işlerine karışmak maksadıyla yaptırmış olduğu rivayet edilir. Milâttan önce yaşamış olan eski Yunan tarihçisi Herodot, Bâbil'deki Baal Ma'bedinin gayet yüksek bir kule olduğunu seyahatinde görerek anlatmıştır ki; Bâbil ve Nemrut Kulesi denen şeyin bu olması ihtimali vardır. (T.L.)
BELABİL: (Belbâl - Belbele. C.) Vesveseler. Kederler. Tasalar. * (Bülbül. C.) Bülbüller. Andelibler.
BİLABİL: Elem, keder, tasa, dert, gam. * Telâş.
DÂD-I HAK RÂ KABİLİYYET ŞART NİST: Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanında kabiliyyet şart değildir.
DÂD-I HAK RÂ KABİLİYYET ŞART N: Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanında kabiliyyet şart değildir.
EBABİL: Dağ kırlangıcı. Kuş sürüsü. Sürüler, bölükler.(Hz. Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) doğumundan evvel, Hristiyan Habeşliler dinlerini yaymak için San'ada bir mâbed yaparak, Kâbe yerine Arabları bu mâbede çekmeğe çalıştılar. Kâbe-i Muazzama durdukça buna muvaffak olamıyacaklarını anladıkları için Kudsi Kâbe'yi tahribe karar verdiler. Ebrehe kumandasındaki Habeş Hristiyan Ordusu Mekke'ye kadar geldiği sırada Ebâbil kuşlarının gökten taş yağdırmaları üzerine mahvoldular. Habeş ordusunun önünde bir fil yürütüldüğü için bu meşhur irhâsatdan olan tarihi hâdiseye "fil vak'ası" denir.) (B.O.L.) (Çendan velâdet gecesinde değil, fakat velâdete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de İrhâsât-ı Ahmediye'dir ki (A.S.M.) Sure-i Elemtera Keyfe'de nass-ı kat'i ile beyan edilen "Vaka-i Fil"dir ki; Kâbe'yi tahrib etmek için, Ebrehe nâmında Habeş Meliki gelip, Fil-i Mahmudi namında cesim bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke'ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebâbil kuşları onları mağlub etmiş ve perişan etmiş; kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitablarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hâdise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın delâil-i nübüvvetindendir. Çünki velâdete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybi ve hârika bir surette Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur. M.) (Bak: Ebrehe)
GARABİL: (Gırbâl. C.) Delikleri iri olan elekler, kalburlar.
GAYR-I KABİL: Mümkün ve kabil değil, imkânsız. Mümkün olmayan, olamaz.
HABİL: Sihirbaz, efsuncu, büyücü. * Kement ile yakalanan canavar.
HABÎL: Yiğit, bahadır, genç, delikanlı. * Tuzak, ağ.
HABİL: İlk insan Hz. Adem'in (A.S.) oğullarından birinin ismi.
HABİLE: Gebe, hâmile, yüklü.
KABİL: Kabul eden. Olabilir, istidatlı, mümkün olan, önde ve ileride olan.
KABİL-İ EMÂNET: İnsan.
KABİL-İ GAYR-İ TELAKKUH: Gebeliği mümkün olmayan.
KABİL-İ HİTAB: Sözden anlar. Kendisi ile konuşulabilir olan kimse.
KABİL-İ İNKİSAR: Kolaylıkla kırılabilir şeyler, kırılması kolay olan nesneler.
KABİL-İ KIYAS: Düşünülebilen, ölçülebilen, kabul edilebilir olan.
KABİL-İ NESH: Kaldırılması, iptal edilmesi mümkün olan.
KABİL-İ TEMYİZ: Huk: Temyiz mahkemesinde görülebilecek olan dâvalar.
KABİL: Gibi, türlü, biraz evvel, az önce. Aşikâr. İleri gelen. Kabul eden. * Sınıf, nevi, soy. * Kefil. * Birbirine muhalif kavimden üç beş kişi.
KABİLE: Birlikte yaşayan, konup göçen, bir sülâleden türemiş insanlar. Bir reisin idaresi altında bulunan ve ekserisi aynı soydan gelen insanlar.
KABİLE: Kadın ebe. * Kabul edici. * Ses alıcı.
KABİLİYET: Dıştan gelen te'sirleri alabilme gücü. * İstidat, anlayış, kabul edebilirlilik. Kabul edici yüksek bir kuvvete mâlik olmak, olabilirlilik.
KAVABİL: (Kabile. C.) Ebeler. * (Kabiliyet. C.) Kabiliyetler veya kabiliyetliler.
MEHABİL: (Mehbil. C.) Tıb: Rahim yolları.
MEZABİL: (Mezbele. C.) Mezbelelikler, süprüntülükler, çöplükler.
MUKABİL: Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı.
MÜTEKABİL: Karşılıklı, bir diğerinin karşısında.
MÜTEKABİLE: Karşılıklı davranış veya vaziyet.
MÜTEKABİLEN: Karşılıklı olarak, karşı karşıya.
MÜTEKABİLETAN: Birbirine karşı olan iki şey.
MÜTEKABİLİYET: Karşılıklı vaziyet, karşılıklı durum.
NABİL: Ok yapan. * Üstad, hâzık kimse. * Irgaç.
NA-KABİL: f. Mümkün olmayan. Kabil olmayan. * Câhil, kabiliyetsiz.
REİS-İ KABİLE: Kabile reisi.
SABİL: Gezkere denilen nesne. (Onunla ters, balçık ve gayri ne olursa taşırlar). * Yolcu kimse.
SADAT-I KABİLE: Kabilenin ileri gelenleri.
SENABİL: Sünbüller. Başaklar.
SERABİL: (Sirbâl. C.) Gömlekler.
TABİL: (C.: Tevâbil) Yemeklere katılan biber, nane, tarçın gibi şeyler. * Çömlek içinde pişen nesne.
TEVABİL: (Tâbel ve Tâbil. C.) Yemeklere katılan nâne, karanfil, tarçın ve biber gibi şeyler. Baharat.
VABİL: Yağmur. İri katreli yağmur.
ZABİL: Kısa boylu.
ZENABİL: (Zenbil. C.) Zenbiller.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ABİLE : f. Su üzerindeki kabarcık. * Sivilce. Çıban.
ABIK : Sebebsiz olarak sahibi yanından kaçan köle.* Civa. (Hg)
AB : f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet, güzellik. * İtibar. * Irz, nâmus. * Vakar. * Cilâ. *Keskinlik.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...