Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ABE': Kıymet. Ehemmiyet. Meta'.
ABE: İşaret, alamet.
Cemaat, topluluk.
ABECE: Ahmak kimse.
ABED: Hayâ etmek. Arlanmak.
Hışım etmek, kızmak.
Uyuz hastalığı.
ABEDE: (ÎÂbid. C.) İbadet edenler. Âbidler. Tapanlar.
ABEDE-İ ESNAM: f. Puta tapanlar. Putperestler. Heykele baş eğenler.
ÂBEK: Sulu, su dolu olan şeyler.
Çıban.
Civa. (Hg).
ABEKET: (C.: Abekât) Tâne, az şey.
Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi.
Ekmek parçası.
Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.
ABEL: (C.: Abâl) Yassı ve enli yaprak.
ABERASYON: Fr. Sapma.
ABERAT: (Abre. C.) Göz yaşları.
ABES: Davarın kuyruğunda kuruyup kalan bevl ve ters.
ABES: Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel. Lüzumsuz ve gayesiz iş. Tesadüfi. (Bak: Gaye)
ABESE: (Abs. den) Çehresini çattı, sureti kerih oldu (meâlinde).
ABESE SURESİ: Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.
ABESE İRCA: Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat şeklidir.
ABESİYAT: (Abes. C.) Faydasız ve boş şeyler.
ABESİYYUN: Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, hayatın, varlığın ve insanın var oluşunu abes ve gayesiz sayan ehl-i dalâlet fırkalarından biridir. Hristiyanlık dünyasında bunlara karşı çıkan ikinci kısım ise: Allah'a inanılmazsa herşeyin abes olacağını, bu sebeple Allah'a inanmanın zaruriliğini müdafaa etmektedirler.(Kâinatı abes ve gayesiz itikat eden felâsife-i abesiyyun gibi kendilerini başıboş, hikmetsiz, gayesiz, vazifesiz, Haliksız mı zannediyorlar? Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gayelerle müsmirdir. Ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır. Ve evamir-i İlahiyyeye müsahharlardır.S.)
ABEY-SERAN: Fesliğen.
Şiddetli emir. Şer ve mekruh nesne.
Bir dikenli ağaç.
İçerisinde 'ABE' geçenler
ABE': Kıymet. Ehemmiyet. Meta'.
ABECE: Ahmak kimse.
ABED: Hayâ etmek. Arlanmak. * Hışım etmek, kızmak. * Uyuz hastalığı.
ABEDE: (ÎÂbid. C.) İbadet edenler. Âbidler. Tapanlar.
ABEDE-İ ESNAM: f. Puta tapanlar. Putperestler. Heykele baş eğenler.
ÂBEK: Sulu, su dolu olan şeyler. * Çıban. * Civa. (Hg).
ABEKET: (C.: Abekât) Tâne, az şey. * Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi. * Ekmek parçası. * Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.
ABEL: (C.: Abâl) Yassı ve enli yaprak.
ABERASYON: Fr. Sapma.
ABERAT: (Abre. C.) Göz yaşları.
ABES: Davarın kuyruğunda kuruyup kalan bevl ve ters.
ABES: Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel. Lüzumsuz ve gayesiz iş. Tesadüfi. (Bak: Gaye)
ABESE: (Abs. den) Çehresini çattı, sureti kerih oldu (meâlinde).
ABESE SURESİ: Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.
ABESE İRCA: Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat şeklidir.
ABESİYAT: (Abes. C.) Faydasız ve boş şeyler.
ABESİYYUN: Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, hayatın, varlığın ve insanın var oluşunu abes ve gayesiz sayan ehl-i dalâlet fırkalarından biridir. Hristiyanlık dünyasında bunlara karşı çıkan ikinci kısım ise: Allah'a inanılmazsa herşeyin abes olacağını, bu sebeple Allah'a inanmanın zaruriliğini müdafaa etmektedirler.(Kâinatı abes ve gayesiz itikat eden felâsife-i abesiyyun gibi kendilerini başıboş, hikmetsiz, gayesiz, vazifesiz, Haliksız mı zannediyorlar? Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gayelerle müsmirdir. Ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır. Ve evamir-i İlahiyyeye müsahharlardır.S.)
ABEY-SERAN: Fesliğen. * Şiddetli emir. Şer ve mekruh nesne. * Bir dikenli ağaç.
ADEM-İ ABESİYYET: Abes olmayış. Faydasız ve boş olmamak.
AFTABE: f. İbrik. Su kabı.
AKABE: (C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara, tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi.
AKABE BİATI: Nübüvvetin 11. senesinde Mekke'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın, Hz. Peygamber'le (A.S.M.) gürüşüp konuşarak İslâm'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi.
ALFABE: Fr. Bir lisandaki sesleri gösteren harflerin, belli bir sıraya göre dizilmiş takımı. * Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı. * Bir işin başlangıcı.
ALFABETİK: Fr. Alfabe sırasına göre dizilmiş.
ARÂBE: (C: Arâbât) Keçi veya koyunun memesine geçirilen torba. * Açık saçık konuşma.
ARABE: (Arben) Yemek yeme.
ARABESK: Süslemede kullanılan bir çeşit tezyinat.
ASABE: Kuvvet, şiddet. * Bir tek sinir. * Baba tarafından akraba olanlar. * Bir kimseye yardım ve takviye eden akrabası takımı. * Fık: Eshab-ı Feraiz, hisselerini aldıktan sonra geri kalanı, terekeyi alan kimse. (Babası ve evladı olmayan kimseye vâris olan.)
ASKABE: Küçük salkım.
AŞABE: Yaş otun çok olması.
ATABEY: (Atabek) Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala.
BABET: f. Bent, fırka. * Münasip bir şey. Taalluk, münasebet, alâka, ilişki.
BABEYN: İki kapı. * Mc: Dünya ve âhiret.
BÂ-HABER: Haberi olan, haberli. * Zeki, akıllı. * İhtiyatlı, tedbirli.
BÂ-HABERAN: (Bâ-haber. C.) Haberliler, haberi olanlar. Akıllı, zeki, ihtiyatlı kimseler.
BEDEL-İ RAKABE: Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için, şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi.
BERABER: f. Birlikte bulunan. * Müsavi, eşit. * Bir hizada olan. * Refakat, birlik.
BERABERÎ: f. Eşitlik, müsavilik, beraberlik.
BERABER MÎ-ZENEND HER ŞEY: Herşey berâber söylüyor, çarpıyor, konuşuyor.
BERHABE: Minder. Döşek, yatak. * Aynı döşek veya yatakda beraber yatılan kimse.
BEVABET: Kapıcılık, kapı bekçiliği.
BÎ-HABER: f. Habersiz, bilgisiz.
BİLAL-İ HABEŞÎ: Resûl-i Ekrem'in (A.S.M.) müezzini idi. Sesi çok güzeldi. Ezan okurken çokları ağlardı. Kölelikten Hz. Ebu Bekir-i Sıddîk (R.A.) satın alıp azâd etmişti. Her gazada hazır bulunmuştu. (Hi: 20) de dâr-ı bekaya göçtü. (R.A.)
BİLMUKABELE: Karşılıklı. Karşılık olarak. Mukabil olarak.
BİNABERİN: f. Bunun üzerine, bu sebebe binâen, bundan dolayı.
BÜRABE: Kalem yongası, törpüden çıkan talaş.
CABE: Bir cevap.
CABECA: f. Yer yer. Ara sıra. Yerden yere. Bazı yerlerde.
CABET: Cevap vermek.
CEL'ABE: Çok kuvvetli dişi deve.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ABE' : Kıymet. Ehemmiyet. Meta'.
AB : f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet, güzellik. * İtibar. * Irz, nâmus. * Vakar. * Cilâ. *Keskinlik.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...