Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ABR: | Rüya tabir etmek. Düş yormak. Yaş akıtmak. Sudan veya başka yerden geçmek. Söylemeden bir şeyi düşünmek. |
| ABRA: | Bir değiş-tokuşta üste verilen şey. Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık. |
| ABRAN: | Ağlayan, ağlayıcı. |
| ABRAŞ: | Alaca benekli at. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı. |
| ABRE: | Göz yaşı. |
| İçerisinde 'ABR' geçenler | |
| ABRA: | Bir değiş-tokuşta üste verilen şey. * Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık. |
| ABRAN: | Ağlayan, ağlayıcı. |
| ABRAŞ: | Alaca benekli at. * Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı. |
| ABRE: | Göz yaşı. |
| BENU-L GABRA: | Dervişler, uğrular. |
| DABR: | Cemaat. * Yaban cevizi. * Sıçramak. |
| DABRAK: | şişman ve etli olmak. |
| FABRİKA: | Sanayi mâmüllerinin büyük ölçüde imal edildiği yer. |
| GABR: | Bâki olmak, ebedi olmak. * Memede kalan süt bakiyyesi. |
| GABRA: | Yeryüzü, toprak, arz. * Nebat envâından bir nev'i. * Kuraklık, kıtlık. * Çok tuzlu. * Toprak rengi. |
| HABR: | (C.: Ehbâr) Alim ve sâlih kimse. Bilgili. Ehl-i ilim. * Ferahlık. * Nimet, vüs'at. * Refah, sürur. (Bak: Hibr) * Tıb: Dişlerin beyazına ârız olan sarılık. |
| HABR-ÜL ÜMMET: | Ümmetin âlimi, meşhur âlim. |
| HABR: | (C: Hubur) Büyük tuluk. |
| HABRA': | (C: Habâri-Haberât) Sedir ağacı biten düz yer. Yumuşak yer. |
| HABREKÎ: | Kene böceği. |
| HABRENCE: | Güzel yemek. * Yumuşak. |
| HABRÎR: | Şey mânâsına gelir bir isim. |
| HÂFİR-İ KABR: | Mezar kazan, mezarcı. |
| HIBRE (HABRE): | (C.: Hıber-Hıberât) Yemeni, alaca renkli bez. |
| KABR: | (Kabir) Mezar. Merkad. Ölünün toprağa gömüldüğü yer. (Bak: Âlem-i berzah) |
| KABR-İ HÂMUŞ: | Sessiz mezar. |
| KABRİSTAN: | f. Mezarlık. |
| KABR-İ HÂMUŞ: | Sessiz mezar. |
| SABR (SABIR): | Acıya ve zorluğa katlanmak. * Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. * Muharebede şecaat gösterme. * Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. * Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.(Cenab-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada bir merdivenin basamakları gibi bir tertib vaz'etmiş. Sabırsız adam teenni ile hareket etmediği için, basamakları; ya atlar düşer veya noksan bırakır; maksud damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebebdir. Sabır ise müşkilâtın anahtarıdır... Cenab-ı Hakk'ın inayet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir. Çünkü sabır üçtür. Biri: Masiyetten kendini çekip sabretmektir, şu sabır takvadır... İkincisi: Musibetlere karşı sabırdır ki, tevekkül ve teslimdir... Üçüncü sabır: İbadet üzerine sabırdır ki, şu sabır onu makam-ı mahbubiyete kadar çıkarıyor. En büyük makam olan ubudiyet-i kâmile cânibine sevkediyor. M.) |
| SABR-I CEMİL: | Allah'tan gelen bir acıya sabretme. Şükrederek sabır. |
| SABR-I EYYÜB: | Eyyüb'ün (A.S.) dillere destan olan sabrı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ABRA : | Bir değiş-tokuşta üste verilen şey. * Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık. |
| AB : | f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet, güzellik. * İtibar. * Irz, nâmus. * Vakar. * Cilâ. *Keskinlik. |