Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ABU: f. Nilüfer çiçeği.
ABUS: Çatık çehreli. asık yüzlü. Yüzü ekşi.
İçerisinde 'ABU' geçenler
ABUS: Çatık çehreli. asık yüzlü. Yüzü ekşi.
ADEM-İ KABUL: İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak. (Kabul etmemek başkadır. İnkâr etmek başkadır. Adem-i kabul, bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı, onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise: O adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür. Onun aklı, hareket etmeye mecburdur. M.) (Bak: Kabul-i adem)
AHZ U KABUL: Alıp kabul etmek.
BABUR: (Zahirüddin Muhammed) Hindistan'da büyük Müslüman Türk devletinin kurucusu ve Timur'un beşinci göbekten torunudur. Fergana Emiri olan babası Ömer Şeyh'in ölümünden sonra tahta geçmiştir. (1494)
BABUR-NAME: f. Bâbur Şah'ın Vekayi ismindeki meşhur hatıra kitabı.
BABÜK: Ahmak, sersem adam.
DABUKA: Pis. Necis.
DABURE: Yer yüzünde gezen hayvanât.
DEBABUD: İki ırgaçla dokunan bir bez cinsi.
DEYABÜZ: İki ırgaçla dokunan bez.
ÇABÜK: f. Çabuk, seri, aceleli, hızlı, tez, hafif.
ÇABÜK-HIRÂMÂN: f. Sür'atli yürüyen. Çabuk yürüyen.
ÇABÜK-REV: f. Çabukça giden.
GUŞ-İ KABUL-İ CAN: Candan kabul ile dinlemek.
GUŞ-İ KABUL-İ CAN: Candan kabul ile dinlemek.
HABUL: Hurma ağacına çıkarken kullanılan urgan.
HABUS: Galip kimse.
HÜSN-Ü KABUL: İyi karşılamak. Güzellikle kabul etmek.
KÂBUK: f. Yuva. Kuş yuvası.
KABUK: Bir şeyin dışındaki sert örtü, kışır. * Bazı hayvanların katı mahfazaları.
KÂBUL: Avcıların kemendi.
KABUL: Bir malı satın almak için kabul ettiğini bildiren sözdür. (Bak: İcab)
KABUL-İ ADEM: Kalben ademi kabul etmektir. Hakkı inkâr etmek, hatalı bir hüküm ve itikattır. Hak mesleği kabul etmeyip indi ve şahsi görüşünü ileri sürerek başka bir yolda gitmektir, bir iltizamdır. İmânın zıddına şahsi görüşüne tâbi olmak, bâtılı kabul etmektir.
KABULGÂH: f. Kabul yeri.
KABURGA: Göğüs kemiklerinin beheri. Göğüs kemiklerinin bel kemiğine bağlanmak suretiyle meydana getirdikleri şeklin bütünü. * Gemi, sandal, kayık gibi deniz nakil vasıtalarının hayvan kaburgasına benzeyen ve omurga üzerine kaldırılan eğri ağaçları.
KABUS: Uykuda ağırlık basması. Korkulu ve insanda hareket bırakmayan rüya. Karabasan.
KARTABUS: Zahmet, meşakkat.
LABÜDD: Çok lâzım. Elzem. Gerekli. * Her halde. Mutlaka. Muhakkak. * Ayrılık yok.
NABUD: (Nâ-bud) f. Mâdum, yok olan, bulunmayan. * İflas etmiş. Perişan olmuş. * Sonradan yok olan.
NA-KABUL: f. Kabiliyetsiz, istidatsız.
SABUR: f. Çok sabır gösteren, çok sabreden.
SABURÂNE: f. Çok sabır göstermek suretiyle.
ŞABUB: (C.: Şeabib) Sağanak yağmur.
TABU: (Polinezya dilinden) Var olduğu sanılan, mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamıyan. Uğursuz ve korkunç olan şey.
TABUT: (C.: Tevâbit) Sandık. * Ölü nakline mahsus sandık. * Dönüp dolaşıp gelinecek merci-i küll. * Hz. Musa Aleyhisselâm'a inen evâmir-i aşerenin konulduğu sandık. * Su kovası.
TAKABUZ: Kabz edişmek.
TATABUK: Muvafık ve müttefik olmak. Uygun olmak.
TEDABÜR: Kesişmek.
TEGABÜN: (Gabn. dan) Karşılıklı aldatma. Aldanma veya aldanmanın zuhuru.
TEGABÜN SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 64. suresidir. Medenîdir.
TEKABÜL: Karşılıklı olma. Bir şeyin karşılığı olma. Yüzleşme. Karşılık olma. Karşılama. * Tezat.
TELAKKİ-İ Bİ-L-KABUL: Kabul ile karşılamak, kabul etmek.
TENABÜZ: Birbirine lâkap takıp çağırmak.
TENABÜZ: Ahidlerini bozmak, sözlerinde durmamak.
TESABUK: Yarış etme. Müsabaka.
TESABÜR: Bir şeyi sürekli olarak yapmak. Bir şeye devam üzere çalışma.
TESABUHÂT: (Tesâhub. C.) Korumalar, sâhib olmalar. * Arkadaşlıklar.
TEŞABÜH: Benzeşme. Birbirine benzeme.
TEŞABÜK: Şebekelenme. Karışık, dolaşık hâl alma.
TEŞABÜR: Birbiriyle karışlarını ölçmek. * Kavga etmek için birbirine karşı gelmek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ABUS : Çatık çehreli. asık yüzlü. Yüzü ekşi.
AB : f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet, güzellik. * İtibar. * Irz, nâmus. * Vakar. * Cilâ. *Keskinlik.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...