Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ACC: | Yüksek sesle haykırma, Gürültü çıkarma. Deveyi döğme. |
| ACC(E): | Kalabalık. |
| ACCAC: | Fırtınalı, rüzgârlı. Gürültülü. |
| İçerisinde 'ACC' geçenler | |
| ACC(E): | Kalabalık. |
| ACCAC: | Fırtınalı, rüzgârlı. * Gürültülü. |
| DACC: | Hacıların hizmetkârı ve devecileri. * Hacılar ile birlikte giden, fakat, hac maksudu olmayan bezirgân. |
| DACCE: | Bir kere çağırmak ve inlemek. |
| EHACC: | Pek katı, çok sert şey. |
| EŞHÜR-ÜL-HACC: | Hac ayları mânâsına gelen bu kelime; İslâmiyetten evvel Kâbenin tavaf edildiği; Şevval ve Zilka'de ile Zilhicce ayından da alınan 10 günle cem'an 70 günlük zamana verilen addır. |
| HÂCC: | (C.: Hüccac) Hacca gitmiş kimse. Hacı. |
| HACC: | Kasdetmek. Muârazada delil ve bürhan ile galip olmak. * Bir yere çok tereddütle varıp gelme. * Şâyan-ı tâzim bir şeye teveccüh. * Bir şeyden feragat etmek. * Fık: İslâmın şartlarından ve hâli vakti müsait olan her müslümana farz olan, Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Şerif'i usulüne uygun olarak Arabi Zilhicce ayı, Kurban Bayramı günlerinde bir defa ziyaret etmek.Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de Hacc-ı Asgar denilir. Maamafih arefe günü cumaya tesadüf eden bir hacca da Hacc-ı Ekber denilir. |
| HACC-I İFRAD: | Umreye niyet etmeksizin yalnız başına yapılan farz, vâcib veya nâfile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilmiş olur. Bunu yapana "müfrid" denir. |
| HACC-I KIRAN: | Hac aylarından önce veya hac aylarında hac ile umrenin ikisi için birden ihrama girilip umre yapıldıktan sonra usulü dairesinde ifa edilen hacca denir. Bunu yapan kimseye "karin" denir. |
| HACC-I TEMETTU': | Hac mevsiminde evvelâ umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra; aynı mevsimde daha yurda, aile ocağına dönülmeden tekrar ihrama girilerek usulü dairesinde yapılan hacdır. Bunu yapan kimseye "mütemetti" denir. |
| HACC SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir. |
| HACCAC: | Çok eskiden Irakta vâlilik yapan fakat, Hz. Resul-ü Ekremin (A.S.M.) soyundan gelenlere ve onlara taraftar olanlara çok zulmeden, haddini aşmış bir zâlimin ünvânı. Asıl ismi Yusuf bin Sakafi'dir. Haccac-ı Zâlim diye de anılır. |
| HACCAL: | Şatafatlı, debdebeli, gösterişli. |
| HACCAM: | Hacamat eden, kan alan. |
| HACCAR: | Taş işçisi, taş işinde çalışan, taşçı. |
| HÂCCE: | (C.: Havâcc) Hacca giden, usulüne uygun olarak Kâbe'yi ziyaret ederek hac vazifesini yerine getiren kadın veya kız. * (C.: Hâcc) Bir cins diken. |
| HACCE: | Cadde. |
| HÂCC-ÜL HAREMEYN: | Usulüne uygun surette, Mekke-i Mükerreme'yi ve Medine-i Münevvere'yi ziyaret eden. |
| HAVALE-İ MUACCELE: | Huk: Havale konusunun, behemehal ödenmesi lâzım geldiği şekilde yapılan havale. |
| MACC: | Ağzından sular akan yaşlı deve. |
| MAHACCE: | Geniş yol. |
| MEHR-İ MUACCEL: | Nikâhta erkek tarafından kız tarafına verilen ağırlık, para. |
| MUACCEL: | Acele olunmuş, ta'cil edilmiş, mühletsiz. Peşin. Va'desiz. |
| MUACCELÂNE: | Acele olarak. Peşin olarak. |
| MUACCELAT: | (Muaccel. C.) Peşin ödemeler. |
| MUACCELE: | Beylik ve evkaf kiralarından peşin alınan kısım. |
| MUACCELEN: | Peşin olarak. * Çabuk ve acele olarak. |
| MUACCİZ: | Sıkıcı. Bıktırıcı. Usandırıcı. Taciz edici. Rahatsız eden. Yapışkan. Sırnaşık. |
| MUHACCE: | (Hüccet. den) İddiâ edip münakaşa ederek deliller ve hüccetler gösterme. İsbatlar gösterme. |
| MUHACCEB: | Perdelenmiş, tecrid edilmiş. Perde ile ayrılmış. |
| MUHACCEL: | Ayağı sekili, beyazlı at. * Gerdeğe konulmuş. |
| MUHACCİL: | (Haclet. den) Utandıran, tahcil eden. |
| MUTAZACCI': | Üşengeç, tenbel. |
| MUTAZACCIR: | Sıkıntılı. İçi sıkılan. Rahatsız. |
| MÜRACCEB: | Muazzam, hürmetli. |
| MÜTEACCİB: | Taaccüb eden, şaşan, şaşakalan. |
| MÜTEACCİBÂNE: | f. şaşakalma suretiyle. Taaccüb eder şekilde. |
| MÜTEACCİL: | (Acele. den) Acele eden, aceleci. |
| MÜTEACCİLÂNE: | f. Acelecilikle, acele ederek. |
| MÜTEACCİLÎN: | (Müteaccil. C.) Acele edenler, aceleciler. |
| MÜTEACCİN: | Hamurlaşan. Hamur haline gelen. |
| MÜTEHACCİM: | Cüsseli, hacimli. |
| MÜTEHACCİR: | Taşlaşmış, taş haline gelmiş.(Gölgeli gölgesiz suretler; ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riyâ-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki; beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder. S.) |
| TAACCÜB: | şaşma, hayret etme. Tahayyür."Resul-ü Ekrem'den (A.S.M.) rivayet olunuyor ki: "Taaccüb bütün taaccüb ona ki: Cenab-ı Hakk'ın halkını görüp dururken Allah'da şek eder. Şuna taaccüb olunur ki: Neş'et-i ulâyı tanır da neş'et-i uhrâyı inkâr eder. Şuna da taaccüb olunur ki: Her gün her gece ölüp dirilip dururken ba's-ü nüşuru inkâr eder. şuna da taaccüb olunur ki: Cennet'e ve naim-i Cennet'e iman eder de yine dâr-ül gurur için çalışır. Şuna da taaccüb olunur ki: Evvelinin bulaşık bir nutfe, âhirinin mülevves bir ciyfe olduğunu bilir de yine tekebbür ve tefâhur eder." (E.T.) |
| TAACCÜC: | Şamata, gürültü, patırtı. |
| TAACCÜL: | Acelecilik. Acele etmek. |
| TAACCÜLAT: | (Taaccül. C.) Acele etmeler. Acelecilikler. |
| TAACCÜN: | (Acn. dan) Hamurlaşma, hamur hâline gelme, mâcun gibi olma. |
| TADACCU': | Üşenme, gevşek davranma. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ACC(E) : | Kalabalık. |
| AC : | Fildişi. * Dolu kap. |