Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AFİR: Çok kötü niyetli.
AFİR: Güneşte kum üstünde kurutulan et.
AFİRE: Komşusuna bir şey vermeyen kadın.
İçerisinde 'AFİR' geçenler
AFİRE: Komşusuna bir şey vermeyen kadın.
AGFER-ÜL-GAFİRÎN: Afvedenlerin en çok afvedeni. (Allah).
ASAFİR: (Usfur. C.) Serçe kuşları.
CEMM-İ GAFİR: Büyük cemâat, insan kalabalığı. Ekseriyet. * Muhâfızlar.
FENAFİRRESUL: (Fenâ fir-resul) Tas: Bütün varlığını Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) manevî şahsiyetinde yok etmek mânasına gelir. Hassaten, sünnî olan tarikat mensubuna göre Hz. Peygamber'in (A.S.M.) rivayet yolu ile nakledilen hadisleri ile beraber hareketlerini benimsemek ve O'na en küçük mes'elede aykırı harekette bulunmamak asıldır.
GAFİR: Mağfiret eden, kusurları örten, afveden Allah (C.C.)
GAFİR-ÜZ ZENB: f. Günahları örtüp afveden, suçları bağışlayan Cenab-ı Hak (C.C.)
GAFÎR: Çok fazla, sayısız, kalabalık. * Örten, etrafını çeviren. * Umumi. * Boyun, boğaz ve kafada olan tüyler.
HÂFİR: Kazan, kazıcı, hafriyat yapan. Yerde çukur açan.(Esâsen kazıcı mânasına sıfat olmakla beraber, atın tırnağına isim olmuştur. Ve o münasebetle tırnağının kazdığı çukura, yani izine ve o suretle açılan çığıra dahi merdiyye mânasına râdiye ıtlak olunur. E.T.)
HÂFİR-İ Bİ'R: Kuyu kazan.
HÂFİR-İ KABR: Mezar kazan, mezarcı.
HAFÎR: Kazılmış yer. Çukur. Mezar.
HAFİR: (C.: Havâfir) Davar tırnağı.
HAFİRE: Evvelki hâline ve evvelki yerine dönmek.
HAVAFİR: (Hâfir. C.) Kazanlar, yeri kazıcılar. * Hayvan, dâbbe tırnakları.
HAZAFİR: (Hizfâr - Hazfur. C.) Cânibler. * Bir kavmin meşhurları, ileri gelenleri, şereflileri. * Hepsi. Tümü. Mecmu'u.
KÂFİR: Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkâr eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid.(Arkadaş! İman, bütün eşya arasında hakiki bir uhuvveti, irtibatı, ittisali ve ittihad rabıtalarını te'sis eder.Küfür ise, bürudet gibi bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır. Bunun içindir ki, mü'minin ruhunda adavet, kin, vahşet yoktur. En büyük bir düşmaniyle bir nevi kardeşliği vardır. Kâfirin ruhunda hırs, adavet olduğu gibi nefsini iltizam ve nefsine itimadı vardır. Bu sırra binaendir ki, dünya hayatında bazan galebe kâfirlerde olur. Ve keza kâfir, dünyada hasenatının mükâfatını (filcümle) görür. Mü'min ise, seyyiatının cezasını görür.Bunun için dünya kâfire Cennet (yani âhirete nisbeten), mü'mine Cehennemdir. (Yani saadet-i ebediyesine nisbeten). Yoksa dünyada dahi mü'min yüz derece ziyade mes'uttur, denilmiştir.Ve keza iman, insanı ebediyyete, Cennet'e lâyık bir cevhere kalbeder. Küfür ise ruhu, kalbi söndürür. Zulmetler içinde bırakır. Çünkü, iman, kabuğunun içerisindeki "lübb"ü gösterir. Küfür ise, lübb ile kabuğu tefrik etmez. Kabuğu aynen "lübb" bilir ve insanı cevherlik derecesinden kömür derecesine indirir. M.N.)
KÂFİR-İ Nİ'MET: Nankör. Nimeti inkâr eden.
KÂFİRANE: f. Kâfire yakışır şekilde, kâfir gibi.
KÂFİRÛN: Kâfirler.
KÂFİRÛN SURESİ: Kur'an-ı Kerim'de 109. sure olup El-Kâfirûn da denilir.
KAFÎR: Hayvan tersi.
MAAFİR: Hemedan'da bir kabilenin adı.
MAGAFİR: (Miğfer. C.) Çelik başlıklar, miğferler.
MAGAFİR: Çirkin kokulu bir zamk.
MAHAFİR: (Mihfer. C.) Beller, kazmalar.
MEGAFİR: (Miğfer. C.) Miğferler. Eskiden muharebelerde başa giyilen demir başlıklar.
MESAFİR: (Mesfer. C.) Bir şeyin görülen tarafları.
MİSAFİR: Seferde olan. (Bak: Müsafir-Mukim)
MUAFİR: Yavaş yürüyen kişi.
MÜSAFİR: Seferde ve muharebede olan. Yola çıkmış olan, yolcu. Yoldan gelen, başkasının evine gelmiş olan. * Fık: Onsekiz fersahtan uzak olan yerlere giden. (Bak: Mukim, Seferî)
MÜSAFİRHÂNE: f. Yolcu konağı, han, otel. * Misafir olarak geçen resmi kimselerin konaklıyacağı yer. * Mc: Dünya.
MÜSAFİRÎN: (Müsafir. C.) (Sefer. den) Misafirler, konuklar. Yolcular.
MÜSAFİRPERVER: f. Müsafire çok hürmet eden, müsafiri iyi ağırlayan, kıymet veren.
MÜTENAFİR: Birbirinden nefret eden, ürken. Birbirini görmek istemeyen. * Edb: Yanyana gelişleri ile söylemede zorluk çıkaran kelime veya harf.
MÜTEVAFİR(E): (Vüfur. dan) Çoğalan, bollanan, fazlalaşan.
NAFİR: Nefret eden. Ürken, korkan. Sevmeyen. * Galip olan. * Öksürüp burnundan sümüğü saçılan koyun.
SAFİR: (Sefir) Sefere çıkan. * Elçi. * Kâtib.
SAFİR: Islık veya kuş sesi. * İnce ve güzel ses * Tecvidde: Harfin ıslık sesine benzemesidir. Bu vasıfta olan harfler: Ze, sin, sâd.
SUNAFİR: Her nesnenin hâlisi. Her şeyin iyisi ve doğrusu.
UZAFİRE: Katı. şiddetli, şedid.
VAFİR(E): (Vefret. den) Bir çok, bol, çok. * Edb: Aruz kalıplarından bahr-ı rabi'nin ismidir.
ZAFİR: Zafer bulan. Zafere erişen.
ZAFİR: Galib gelmiş olan.
ZAFİRE: Kapı perdesi.
ZAFİRE: Yar, yoldaş. * Kavim. Kabile.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AFİRE : Komşusuna bir şey vermeyen kadın.
AFÎ : Silen, silinmiş. Affeden, bağışlayan. * Affedilmiş, bağışlanmış. * Yalvaran. * Uzun saçlı. * Tencere altında artaya kalan.
AFA' : Eşek sıpası.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...