Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AFAK: Ufuklar. Yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak dâire.
Etraf. Cihetler.
Mc: Görüş ve dönüş sınırları. (Zıddı: Enfüs'dür.)
AFAKGİR: Ufukları tutmuş, âleme yayılmış, şâyi, çok meşhur.
AFAKÎ: Kâinat ve içindeki hâdiselere âid. Nefsin haricindeki âleme dair.
Kıymetsiz sözler ve meseleler. (Enfüsinin zıddı.) (Objektif)
İçerisinde 'AFAK' geçenler
ADEM-İ MUVAFAKAT: Râzı olmayış, muvâfakat etmeme.
AFAKGİR: Ufukları tutmuş, âleme yayılmış, şâyi, çok meşhur.
AFAKÎ: Kâinat ve içindeki hâdiselere âid. Nefsin haricindeki âleme dair. * Kıymetsiz sözler ve meseleler. (Enfüsinin zıddı.) (Objektif)
DAİRE-İ ÂFÂK: Ufuklar dairesi. Çok geniş ve büyük dâire, kâinat.
DAR-ÜŞ-ŞAFAKA: İstanbul'da yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise.
DELAİL-İ ÂFÂKİYE: Afaka âit deliller. Kâinattaki deliller.
GAFAK: Yağmurun yavaş yavaş yağması.GAFER (Gufâr)Ğ : Kadının baldırında, alnında veya başka yerinde olan kıl.
HAFAK (HAFAKAN): Muzdarib olmak, acı çekmek. * Deprenmek.
HAFAKAN: Sıkıntı. Kalb çarpıntısı. Iztırab.
HUMRET-İ ŞAFAK: Şafak kırmızılığı, şafak kızıllığı.
LİKA-YI ÂFÂK: Sema. Gökyüzü.
MURAFAKAT: Beraberlik, arkadaşlık.
MUVAFAKAT: Uygunluk. Uymak. Anlaşmak. Karşılıklı anlaşma. Râzı olma. Müsâade.
MUVAFAKAT-I TARAFEYN: İki tarafın râzı olması.
MÜNAFAKA: (Nifak. dan) İkiyüzlülük, münafıklık.
MÜRAFAKA: Yoldaşlık.
NAFAKA: Yiyecek parası. Geçim için lüzumlu olan şey. * Geçindirmeğe mecbur olduğu kimselere veya çocuklarına mahkeme karariyle verilen iaşe parası.
NAFAKA-İ İDDET: Fık: Kadının iddeti içinde muhtaç olduğu nafaka. Koca, boşadığı karısını iddeti bitinceye kadar infakla mükellef olduğu için bu müddet zarfındaki nafaka hakkında bu tâbir meydana gelmiştir.
NAFAKA-İ MAKZİYYE: Fık: Hâkim tarafından takdir olunan nafaka.
NAFAKAT: (Nafaka. C.) Nafakalar.
SAFAK: Yeni kırba içine konulmuş su.
SAFAK: Kıllı derinin altında olan ince deri.
SEYR-İ ÂFÂKÎ: Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur'âni hakikatlarda terakki etmek usulü.(Tarikatta "seyr-i enfüsi" ve "seyr-i âfâki" tâbirleri altında iki meşreb var.Enfüsi meşrebi; nefisden başlar, hariçten gözünü çeker, kalbe bakar, enaniyeti deler geçer, kalbinden yol açar, hakikatı bulur. Sonra âfâka girer. O vakit âfâkı nurâni görür. Çabuk o seyri bitirir. Enfüsi dairesinde gördüğü hakikatı, büyük bir mikyasta onda da görür. Turuk-u hafiyyenin çoğu bu yol ile gidiyor. Bunun da en mühim esası; enaniyeti kırmak, hevayı terketmek, nefsi öldürmektir.İkinci meşreb; âfaktan başlar, o dâire-i kübranın mezâhirinde cilve-i Esmâ ve Sıfâtı seyredip, sonra dâire-i enfüsiyyeye girer. Küçük bir mikyasta, dâire-i kalbinde o envârı müşahede edip, onda en yakın yolu açar. Kalb, âyine-i Samed olduğunu görür, aradığı maksada vâsıl olur.İşte birinci meşrebde süluk eden insanlar nefs-i emmareyi öldürmeye muvaffak olamazsa, hevâyı terkedip enaniyeti kırmazsa, şükür makamından, fahr makamına düşer; fahirden gurura sukut eder. Eğer muhabbetten gelen bir incizab ve incizabtan gelen bir nevi sekir beraber bulunsa, "şatahat" nâmiyle haddinden çok fazla dâvalar ondan sudur eder. Hem kendi zarar eder, hem başkasının zararına sebeb olur. M.)
ŞAFAK: Tan zamanı. Güneş doğmağa yakın zaman veya güneş battıktan sonraki alaca karanlık. Gündüz. * Nahiye. Cânib. * Nasihat eden kimsenin "Nasihatım te'sir etsin, sözüm tutulsun" diye ıslah için gayret göstermesi. * Merhamet. * Harf.
ŞAFAK-ÂLUD: f. şafak gibi, şafak renginde.
ŞAFAK-GÛN: f. Şafak renkli, kızıl.
ŞAFAK-ÂLUD: f. Şafak gibi, şafak renginde.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AFAKGİR : Ufukları tutmuş, âleme yayılmış, şâyi, çok meşhur.
AFA' : Eşek sıpası.
AFA' : Eşek sıpası.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...