Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
AH: f. Aferin, bravo! manasına kullanılır.
AH: Maddi veya mânevi bir acı hissolundukta kullanılır.
Nedamet, pişmanlık ve teessüf beyan eder.
Birine acındığına, keder ve esef edildiğine delalet eder. Meselâ : Ah! Evladım! gibi.
AH U ENİN: Ah deyip inlemek, ağlamak. Ah u fizâr da aynı mânayı ifâde eder.
AH: Kardeş, birader.
Dost.
AHABİR: (Ahbâr. C.) Hikâyeler.
Rivayetler.
AHABİŞ: (Habeş. C.) Habeşliler.
ÂHÂD: Birler. Birden dokuza kadar olan sayılar.
ÂHÂD-I NÂS: Avam, halktan birisi.
AHAD: (Bak: Ehad)
AHADD: (Hadd. den) Pek keskin.
AHADÎ: Tek, yalnız. Birlere âid, birlere mensub.
AHADİD: Sopa ve kamçı gibi şeylerin vücudda bıraktığı izler. (Bak: Uhdud)
AHADÎ HADİS: Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir. İştihar haddine yetişmeyen hadistir. Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder, muktezası ile amel vâcib olur. (Muvazzah İlm-i Kelâm)
AHADİS: (Bak: Ehâdis)
AHADİYYET: (Bak: Ehadiyyet)
AHAFF: Pek hafif, çok hafif.
Düşüncesiz.
AHAKK: (Bak: Ehakk)
AHAL: f. Birşeye yaramıyarak atılacak olan şey, çerçöp.
AHALİ: (Ehl. C.) Halk, umum, nâs.
Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
AHAMİRE: Acem milletinden bir tâife.
AHANN: Sözü burun içinden söyleyen. Burnundan konuşan.
AHAR: (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri.
AHAR: f. Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta.
Kahvaltı.
Bir nevi çelik.
AHARR: Daha sıcak, en sıcak.
AHASS: Asılsız, kötü kimse.
AHASS: (Bak: Ehass)
AHAVAT: (Uht. C.) Kızkardeşler.
Benzer şeyler.
AHAVEYN: İki kardeş.
İslam âlimlerinden olan Urfalı Vaiz Mahmud Kâmil efendinin babası Mustafa Kâmil Efendi ve amcası Urfalı Mehmed Efendi. (Bak: Ehaveyn)
AHAZZ: Pek bahtiyar, mes'ud, şanslı, mutlu.
AHBA: (Haba. C.) Saray adamları.
AHBAB: Dost. Sevilen dostlar. Sevilenler. Ehibbâ, muhibler.
AHBAR: (Haber. C.) Haberler. (Bak: Haber-İhbar)
AHBÂR-I GAYB: Bizce bilinmeyen gayb âlemlerine ve geleceğe dâir haberler.(... Hem de musibetlerin vakti muayyen olsa idi; musibet, başına gelen adam, musibetin intizarında o gelen musibetin belki on mislinden ziyade mânevi bir musibet -o intizardan- çekmemesi için, hikmet ve rahmet-i İlâhiyye tarafından gizli, perdeli bırakılmış. Ve ekser hâdisât-ı kevniyye-i gaybiyye böyle hikmetleri bulunduğundandır ki, gaibden haber vermek yasak edilmiş. $ düsturuna karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki, medar-ı teklif ve hakaik-i imaniyeden başka olan umur-u gaybiyyeden izn-i Rabbâni ile haber verenler dahi, yalnız, işaret suretinde perdeli ve kapalı ihbâr etmişler. Hatta "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur" da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki, o kitabların bir kısım tabileri te'vil edip iman etmediler. Fakat itikad-ı imâniyyeye giren mes'eleleri tasrih ile ve tekrar ile ihbar etmek ve açık bir surette tebliğ etmek hikmet-i teklifin muktezası olduğundan, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan ve Tercümân-ı Zişanı (A.S.M.) umur-u uhreviyeden tafsilen ve hâdisât-ı istikbâliye-i dünyeviyeden icmâlen haber vermişler. Ş.)
AHBAR: (Bak: Ehbâr)
AHBARÎ: Rivayetçi, rivayet eden kişi.
AHBAS: (Habs. C.) Su bentleri, havuzlar.
Hapisler, zindanlar.
Gayr-ı meşru vakıf yerler.
AHBAZ: (Hubz. C.) Ekmekler.
AHBEL: Divane, deli.
AHBEN: Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.
AHBES: Pek çok pis, daha murdar. En habis, berbad.
AHBEŞ: Habeş, Habeşi.
AHBİYE: (Hıbâ. C.) Kıldan yapılmış göçebe çadırı.
Keçe ve kıldan yapılan evlerde konup göçen Türkler.
AHCAR: (Hacer. C.) Taşlar.
AHCEN: Burnu eğri kimse.
AHD: Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Peymân.
Asır. Devir. Tevhid. Mukavele.
Vasiyet.
AHD-İ ATİK: Tevrat, Zebur ve Mezamir'in bazıları, Yahudilerin eski ve mukaddes kitapları.
AHD-İ CEDİD: f. İncil.
AHDÎ: Ahde âid, sözleşmeye dâir.
AHD-NAME: f. Anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların imzalarını taşıyan kağıt.
AHD Ü MİSÂK: f. Yemin, anlaşma, sözleşme.
İçerisinde 'AH' geçenler
AB-I YAH: Buzlu, soğuk su.
ABDULKAHİR-İ CÜRCANÎ: (Bak: Cürcanî)
ABDULLAH: Allah'ın kulu. * Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem babasının adı da Abdullah'tır.
ABDULLAH İBN-İ ABBAS (R.A): Ashab-ı Kiram'ın fakih ve müctehidlerindendir. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) amcasının oğludur. Ashâb-ı Kirâm arasında mümtaz bir mevki'e hâizdir. Sahih-i Buhari'de mezkûr olduğu üzere Resul-i Ekrem (A.S.M.), Abdullah hakkında : "İlâhi onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret!" diye dua buyurmuştu. Bu âli duaya mazhariyetinden dolayı zamanın en bilgin şahsiyeti olmuştu. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hadislerini ezberlemekte, tefsir, hadis, fıkıh ve ferâiz gibi yüksek ilimlerde eşsizdir. Hz. Ömer ve Osman'ın (Radiyallahü anhüma) hilâfetleri zamanında müftülük vazifesini ifâ ediyordu. Kur'anın tefsirindeki müstesna kudretinden dolayı Habr-ül-ümme, Tercemân-ül-Kur'an, Sultan-ül-Müfessirin gibi yüksek lâkablarla Ashab ve Tabiin arasında şöhret buldu. 1640 hadis rivâyet etmiştir. Hicretin 68. yılında 70 yaşında olduğu hâlde Tâif'de ebedî hayata kavuşmuştur. (R.A.)
ABDULLAH İBN-İ ÖMER: Bi'setten bir yıl önce doğdu. Hicri yetmişüç tarihinde Haccâc-ı Zalim'in emri ile şehid edildi (R.A.) Sahabe-i Kirâmın ileri gelenlerinden ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâmın çok bağlılarından ve dâima onun ahlâkını yaşamağa çalışanlardandı. Hz. Ömer Radıyallahü Anh'ın oğlu idi. Hilâfet ve Valilik işlerine hiç karışmadı. Müttaki, cömert, kanaat sahibi, halim bir zat olup kendini dünyaya bağlaması ihtimali olan bir malı olsa derhal onu sadaka verir veya hediye ederdi. (R.A.)
ABDULLAH İBN-İ ZÜBEYR: Ebu Bekir-i Sıddık'ın kızı Esma'nın oğludur. Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret, şecaat, ibadet ve takvası ile meşhurdur. Zübeyr ibn-i Avvam'ın oğludur. Yezid'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke'de dokuz sene halifelik yaptı. 73 yaşında şehid edildi. (R.A.)
ABDURRAHMAN BİN AVF: Aşere-i mübeşşereden ve çok fedakar olan Sahabelerdendir. İlk müslüman olan sekiz kişiden birisidir. Bütün ihya-yı din için olan muharebelerde çok fedakârlıkta bulunmuş, birisinde yirmibir yerinden yaralanmıştı. Bir gazada oniki dişini birden kaybetmişti. Medine'ye ve Habeşistan'a hicret edenlerdendi. Çok zengin idi. Bir defa otuz köleyi birden azad etmişti. Hicri 31 tarihinde 71 yaşında vefat etti.
AB-GAH: Fr. Havuz, küçük göl, su biriken yer. * Tıb : Karnın kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan kısmı. Böğür.
ABİŞTGÂH: f. Gizlenecek yer, gizli yer.
ADAHİ: (Udhiye. C.) Kurbanlar.
ADAHİK: (Udhuke. C.) Şakalar, gülünç şeyler.
ADÂLET-İ İLÂHİYE: Allah'ın adaleti.
ADÂLET-İ MAHZA: Adaletin tam hakikisi, tam adalet. (Adâlet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: $ âyetin mâna-yı işarisi ile : Bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük büyük için iptal edilemez. Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet nâmına, rızası ile olsa o başka meseledir. M.)(... Adâlet-i İlâhiyenin tam mânâsı ile tecelli etmesi için haşre ve Mahkeme-i Kübrâ'ya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün. İ.İ.)
ADALETPENAH: f. Adâletli.
ADEM-İ MÜDÂHALE: Karışmamazlık.
ADEM-İ SALÂHİYET: Salâhiyetsizlik, yetkisizlik.
ADEM-İ TAHAYYÜZ: Boşlukta yer kaplamamak. Mekândan münezzeh oluş. Yer ile bağlı olmamak. Hacmi olmayış.
ÂDETULLAH: (Sünnetullah da denir.) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen. Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir. Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır. "Âdetullah" yerine "tabiat kanunu" demek yanlıştır.(... Esbab-ı tabiiyyenin üss-ül-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzadaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfianın ictimalarının hortumu üzerinde bir muhaliyet damgası var. Fakat caizdir ki, herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuva gibi emirler, âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun. Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikata ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz. M.N.)
ADGÂSU AHLÂM: Karışık rüyâlar. Tâbire değmeyen rüyâlar.
ADL-PENAH: Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse.
ADRAHŞ: f. Yıldırım. * Gökgürültüsü. * Şimşek.
AFV-İ ANİL CERAHA: Huk: Kendisine cinayet yapılmış olan kimsenin, yaralanmadan dolayı malik olduğu kısas, diyet veya hükümet-i adl; yani, ehl-i vukufca tayin edilen diyet hakkını caniye bağışlamasıdır.
AGÂH: (Ageh) f. Haberdar. Uyanık. Kalbi uyanık. Malumatlı. Basiretli. Vâkıf. Bilen.
AGÂHÂN: (Agâh. C.) f. Agâhlar, bilenler, bilgililer. Âlimler.
AGÂHÎ (AGEHÎ): f. Malumat, vukuf, haberdarlık. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.
AH U ENİN: Ah deyip inlemek, ağlamak. Ah u fizâr da aynı mânayı ifâde eder.
AHABİR: (Ahbâr. C.) Hikâyeler. * Rivayetler.
AHABİŞ: (Habeş. C.) Habeşliler.
ÂHÂD: Birler. Birden dokuza kadar olan sayılar.
ÂHÂD-I NÂS: Avam, halktan birisi.
AHAD: (Bak: Ehad)
AHADD: (Hadd. den) Pek keskin.
AHADÎ: Tek, yalnız. Birlere âid, birlere mensub.
AHADİD: Sopa ve kamçı gibi şeylerin vücudda bıraktığı izler. (Bak: Uhdud)
AHADÎ HADİS: Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir. İştihar haddine yetişmeyen hadistir. Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder, muktezası ile amel vâcib olur. (Muvazzah İlm-i Kelâm)
AHADİS: (Bak: Ehâdis)
AHADİYYET: (Bak: Ehadiyyet)
AHAFF: Pek hafif, çok hafif. * Düşüncesiz.
AHAKK: (Bak: Ehakk)
AHAL: f. Birşeye yaramıyarak atılacak olan şey, çerçöp.
AHALİ: (Ehl. C.) Halk, umum, nâs. * Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
AHAMİRE: Acem milletinden bir tâife.
AHANN: Sözü burun içinden söyleyen. Burnundan konuşan.
AHAR: (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri.
AHAR: f. Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. * Kahvaltı. * Bir nevi çelik.
AHARR: Daha sıcak, en sıcak.
AHASS: Asılsız, kötü kimse.
AHASS: (Bak: Ehass)
AHAVAT: (Uht. C.) Kızkardeşler. * Benzer şeyler.
AHAVEYN: İki kardeş. * İslam âlimlerinden olan Urfalı Vaiz Mahmud Kâmil efendinin babası Mustafa Kâmil Efendi ve amcası Urfalı Mehmed Efendi. (Bak: Ehaveyn)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AH U ENİN : Ah deyip inlemek, ağlamak. Ah u fizâr da aynı mânayı ifâde eder.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...