Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AHİD: Seninle muâhede eden.
Ahdolunmuş nesne.
AHİD: (Bak: Ahd)
AHİD-ŞİKEN: f. Ahdi bozan, anlaşmayı bozan.
İçerisinde 'AHİD' geçenler
AHİD-ŞİKEN: f. Ahdi bozan, anlaşmayı bozan.
AN-I VÂHİD: Aniden, birdenbire, bir an.
AYN-İ VÂHİD: Tek gözlü.
BERAHİDE: f. Yola çıkarılmış, gönderilmiş.
BEVAHİD: Musibetler, felâketler, âfetler, belâlar.
CAHİD: Mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cihad eden. Mücâhid olan. Din düşmanı ile elinden geldiği kadar mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cenkeden, vuruşan. Mümkün olduğu kadar gayretle çalışan. Kur'an ve İman hakikatlarının neşrinde çalışmak suretiyle mücahede eden.
CAHİD: Bildiği halde inkâr eden. Ayak direyen.
ENAHİD: f. Venüs gezegeni. Zühre seyyaresi.
HABER-İ VÂHİD: Bir sahabeden, bir kişiden veya bir koldan gelen sahih hadis. (Bak: Mütevatir)
HEDAHÎD: (Hüdhüd. C.) Hüdhüdler, çavuş kuşları, ibibikler.
LAFZ-I VÂHİD: Tek söz.
MAAHİD: (Ma'hed. C.) Buluşma yerleri. Anlaşma yapılan ve sözleşilen yerler.
MAHİDAN: f. Balık havuzu.
MASNU-U VÂHİD: Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) (bir tek olan) san'at eseri.
MELAHİDE: Mülhidler. Dinsizler. İmânsızlar.
MERRE-İ VÂHİDE: Bir defa. Bir kere.
MEŞAHİD: Meşhedler. Şehidlikler. * İnsanların toplanacağı yerler.
MUAHİD: Andlaşma yapanlardan her biri. Yeminli ve anlaşmalı olanlardan her biri. * İslâm hükümetine vergi ödeyerek kendini himâye ettiren gayr-ı müslim. (Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) Arab müşriklerinden muâhid ve halifleri vardı, beraber harbe giderlerdi.)
MUZTAHİD: Arslan. * Kahredici. * Cefâ eden.
MÜCAHİD: Cihad eden. Çalışan. Din için çalışan. Düşmanlara karşı koyan. Çarpışan. * Fık: Allah (C.C.) yolunda gönüllü olarak cihada iştirak etmek istediği halde nefakadan, silâh ve saireden mahrum olan gazi demektir. Âyet meâli: "Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle -Allah'ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle- beraberdir. (Sure : 29, âyet : 69)
MÜCAHİDANE: f. Mücahid bir kimseye yakışır suret ve şekilde.
MÜCAHİDÎN: (Mücahid. C.) Mücahidler. Cihad edenler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla çalışan, çarpışanlar.
MÜLAHİD: Hak bir yoldan, hak bir mezhebden sapma.
MÜŞAHİD: Gören, seyreden. Görmekle tetkik eden.
MÜŞAHİDÎN: (Müşahid. C.) Görenler, bakanlar. Müşahede edenler.
MÜTEAHİD: (Bak: Müteahhid)
MÜTECAHİD: İkrar etmeyen, inkâr eden.
MÜŞAHİDÎN: (Müşahid. C.) Görenler, bakanlar. Müşahede edenler.
NAHİDE: Yeni yetişmiş kız. * Zühre (Venüs) yıldızı.
NESAK-I VÂHİD: Tek şekilde, tek tarzda, tek biçimde.
PENAHİDE: f. Sığınmış, iltica etmiş.
SAHİD: Uyanık.
ŞAHİD: Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. * Resul-ü Ekrem Efendimizin (A.S.M.) bir vasfı. * Melâike-i kiram. * Hazır.
ŞÂHİD-İ ÂDİL: Doğru sözlü şâhid.
ŞÂHİD-İ EZELÎ: Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak.
ŞAHİD: (C.: Şevâhid-Şühud) Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.
ŞAHİD: f. Sevgili, mahbube. * Güzel, dilber.
ŞAHİDE: (Müe.) Kadın şâhid. * Mezar taşı. * Mezara dikine dikilen ve üzerinde yazı ve çiçek motifi bulunan baş ve ayak taşları. * f. Dilber, güzel.
ŞAHİD-ZOR: f. Yalancı şâhit.
ŞEVAHİD: (Şâhid. C.) Şahitler, şehadet edenler.
ŞÂHİD-İ EZELÎ: Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak.
VÂHİD: Bir, tek, biricik. Eşi, benzeri, cüz'ü, parçası olmayan Allah (C.C.) Ferid.
VÂHİD-İ İ'TİBARÎ: Hakikatta olmayıp varlığı farazî olarak kabul edilen bir şey. Varlığına itibar edilen şey. (Ağırlık için kilo, uzunluk için metre bir vâhid-i itibarîdir.)
VÂHİD-İ KIYASÎ: Bir şeyin miktarını ve sair hususiyetlerini ölçmek için kendi cinsinden değişmez olarak tayin edilen parça veya miktar. Meselâ: Uzunluğun "vâhid-i kıyasîsi" metredir. Hava tazyiklerinin ve sıcaklıklarınınki de derecedir.
VAHÎD: Yalnız, tek. * Hz. Peygamber'in de (A.S.M.) bir ismidir. Benzeri bulunmayan, hiçbir mahlukla müsavi olmayan ve tek olan (meâlindedir).
VAHÎD-ÜD DEHR: (Vahîd-üz zaman) Zamanın, devrin eşi bulunmaz tek insanı.
VÂHİDEN: Vâhid olarak. Tek olarak.
VÂHİDİYYET: Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) umum eşyada birden birlik tecellisi.(Vâhidiyyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır, demektir. Ehadiyyet ise, herbir şeyde Hâlık-ı Küll-i Şey'in ekser esması tecelli ediyor demektir. Meselâ: Güneşin ziyası bütün zeminin yüzünü ihata ettiği haysiyetiyle vâhidiyet misalini gösterir. Ve herbir şeffaf cüzde ve su katrelerinde Güneş'in ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması ehadiyyet misalini gösterir. Ve herbir şeyde, hususan zihayatta ve bilhassa herbir insanda o Sâni'in ekser esması tecelli ettiği cihetle ehadiyyeti gösterir. M.) (Bak: Ehadiyyet, Rahmaniyyet, Rabb-ül erbab)
ZAHİD(E): (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf.
ZAHİDÂNE: f. Zahide yakışır surette. Ehl-i takva gibi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AHİD-ŞİKEN : f. Ahdi bozan, anlaşmayı bozan.
AHIR : t. (Ahur) Hayvanların barındığı yer, dam.
AH : f. Aferin, bravo! manasına kullanılır.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...