| Kelime | Anlam |
|---|
| AHAL: | f. Birşeye yaramıyarak atılacak olan şey, çerçöp. |
| AHALİ: | (Ehl. C.) Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar. |
| İçerisinde 'AHAL' geçenler |
|---|
| ADEM-İ MÜDÂHALE: | Karışmamazlık. |
| AHALİ: | (Ehl. C.) Halk, umum, nâs. * Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar. |
| BAHAL: | Malını kimseye vermeyip saklamak. |
| BEYN-EL AHALİ: | Halk arasında, ahali arasında. |
| DAHAL: | Aldatmak, mekretmek. |
| KAHAL: | Koyunların derisini kurutan bir hastalık. |
| MAHALE: | Çare, tedbir. * Hile. |
| MAHALİB: | (Mahleb. C.) Yırtıcı hayvanların tırnakları, çengelli pençeleri. |
| MAHALL: | Yer. Mekân. Cây. |
| MAHALL-İ SADAKA: | Sadaka olarak verilen mal veya parayı şer'an almağa ehil olan kimse. |
| MAHALL-İ TEVARÜD: | Vâsıl olunan yer. * Birisine yetişilen mahal. |
| MAHÂLL: | (Mahall. C.) Yerler. Mekânlar. |
| MAHALLE: | (C.: Mahallât) Şehir ve kasabaların bölündüğü parçalardan herbiri. |
| MAHALLETAN: | Çömlek ve değirmen. |
| MAHALLÎ: | Bir yere mahsus. Yerli. |
| MÜDAHALAT: | (Müdahale. C.) Müdahaleler, karışmalar, araya girmeler. |
| MÜDAHALE: | İşlere ve lüzumlu hallere, icabettiği için karışmak. Zararlı bir hal var ise, işe karışıp zararın def'ine çalışmak. * Araya girme. Sokulma. |
| MÜMAHALE: | Mekir ve hile etme, aldatma. |
| NA-BEMAHAL: | f. Yerinde olmadan. Mahallinde olmayan. * Münasebetsiz. Yersiz. |
| RAHAL: | (C.: Rihâl) Semer. Palan. |
| TAHALHUL: | Deprenmek, harekete gelmek. * Aşağı etmek. |
| TAHALHUL: | (Halhal. dan) Ayağa bilezik takma. * Bir cismin hacminin büyümesi, şişmesi. * Hava cereyanı olması. |
| TAHALLİ: | (Halâ. dan) Boşalmak. Boş kalmak. Tenhaya çekilmek. Yalnız kalmak. |
| TAHALLİ: | (Halâvet. den) Kendi kendini donatmak. Süslenmek. |
| TAHALLUK: | Ahlâklanmak. İyi huy edinmek. Yüksek İslâmi ahlâkla ahlâklanmak. |
| TAHALLUT: | (Halt. dan) Karışma. Karışık olma. |
| TAHALLÜB: | Sızma. Ter çıkarma. * Sütlenme. Süt peyda etme. * İmrendiğinden ağzının suyu akmak. * Pâre pâre etmek, dağıtmak, parçalamak. |
| TAHALLÜD: | (Huld. dan) Bir yerde devamlı kalmak. Devamlı olmak. |
| TAHALLÜF: | Geride bırakılma. Arkada kalma. * Değişme. Uygun olmama. |
| TAHALLÜL: | (Hall. den) Hallolmak. Eczası birbirinden ayrılmak. |
| TAHALLÜL: | (Halel. den) Bozulmak. Ekşimek. Sirke olmak. * Araya girmek. Başka bir şeyin müdahale etmesi, karışması. * Dişleri hilâllamak.(Haşirde bütün zevil-ervahın ihyası; mevt-âlud bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihyâ ve inşâsından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tagayyür edemez, acz tahallül edemez, avâik tedâhül edemez, onda meratib olamaz, her şey O'na nisbeten birdir. H.) |
| TAHALLÜM: | Bâliğ olmak. |
| TAHALLÜS: | Halâs olmak. Kurtulmak. * Edb: şiirde mahlâs kullanmak. |
| TAHALÜS: | Sövüşmek. |
| VAHAL: | (C.: Evhâl, vuhul) Bataklık, batak çamurlu yer. (Bak: Vahl) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| AHALİ : | (Ehl. C.) Halk, umum, nâs. * Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar. |
| AHABİR : | (Ahbâr. C.) Hikâyeler. * Rivayetler. |
| AH : | f. Aferin, bravo! manasına kullanılır. |