Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AHAR: | (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri. |
| AHAR: | f. Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. Kahvaltı. Bir nevi çelik. |
| AHARR: | Daha sıcak, en sıcak. |
| İçerisinde 'AHAR' geçenler | |
| AHARR: | Daha sıcak, en sıcak. |
| ATEŞ-İ BAHAR: | Lâle. * Kırmızı renkli gül. |
| BAHAR: | Güzellik. * Güzel. * Papatya. * Ölçek. * Put, sanem. * Atılmış pamuk. * Tarçın, karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır. * Sığır gözü. * İyi kokulu bir sarı çiçek. |
| BAHAR: | f. Kış ile yaz arasındaki mevsim. İlk bahar. Rebi'. |
| BAHAR-I HAYAT: | Hayatın baharı olan gençlik çağı. |
| BAHAR-I ÖMR: | Ömrün baharı, gençlik. |
| BAHAR: | Ağız kokusu. |
| BAHARAT: | Karanfil, tarçın, karabiber gibi sert kokulu şeyler. |
| BAHARET: | Üstünlük, seçkinlik. |
| BAHARET: | Galip olmak. |
| BAHARÎ: | İlkbahara âit. İlkbaharla ilgili. |
| BAHARİSTAN: | f. İlkbaharın hüküm sürdüğü zaman. * Yeşil ve çiçekli yer. * Molla Câmi'nin eseri. |
| BAHARİYYE: | Edb: Birini övmek için yazılan ve bahar tasviriyle başlayan kaside. * Tar : Yeniçeri ağasından itibaren padişah tarafından Yeniçeri kâtibiyle ocak ağalarına verilen baharlık. |
| CAHAR: | Kuyunun içinin geniş olması. |
| DİYAR-I ÂHAR: | Başka, diğer memleket. |
| EBR-İ BAHAR: | Bahar bulutu. |
| ESHAR-I BAHAR: | Bahar sabahları. |
| EVVEL-BAHAR: | Nevbahar. İlkbahar. |
| EZHAR-I NEV-BAHÂR: | Bahar çiçekleri. |
| FASL-I BAHAR: | İlkbahar. |
| HENGÂM-I BAHAR: | Bahar mevsimi. |
| İLKBAHAR: | t. Mart, nisan ve mayıs aylarını içine alan mevsim. |
| ISTAHAR: | Havuz, küçük göl. Su birikintisi. |
| KÖHNEBAHAR: | Sonbahar. |
| LATMAHÂR: | f. Tokat yiyen. Şamar atılan kimse. |
| MAHARET: | (Bak: Mehâret) |
| MAHARİB: | (Mihrâb. C.) Mihrâblar. |
| MAHARİC: | Çıkacak yerler. Huruc edecek yerler. |
| MAHARİC-İ HURUF: | Gr: Ağızda harflerin çıktığı yerler. |
| MAHARİM: | (Mahrem. C.) Mahrem olanlar. Haram olan şeyler. |
| MAHARİT: | (Mahrut. C.) Mahruti şekilller. Koniler. |
| MEVCUDAT-I BAHARİYE: | Bahar mevsimindeki renk renk, çeşit çeşit varlıklar. |
| MÜDDAHAR: | Toplanıp saklanmış. * Biriktirilmiş. |
| MÜFAHARE(T): | (Fahr. den) Karşılıklı övünme. |
| NAHARİR: | (Nihrir. C.) Bilgili, akıllı ve âlim kimseler. Fâzıl ve mâhir kişiler. |
| NECASETTEN TAHARET: | Pislikten temizlenmek. (Bak: Taharet) |
| NESİM-İ NEVBAHÂR: | İlkbahar rüzgârı, tan yeli. |
| NEVBAHAR: | f. İlkbahar. |
| NEVBAHAR-I ÖMR: | Ömrün ilkbaharı. |
| NEVBAHARÎ: | f. İlkbaharla ilgili. |
| REVNAK-I BAHAR: | Baharın güzellik ve tazeliği. |
| SAHARÎ: | (Sahrâ. C.) Sahrâlar. Çöller. |
| SAHARÎ: | Kaya cinsinden. Kaya ile alâkalı. |
| SAHARİ: | (Sahrâ. C.) Çöller, sahrâlar, kırlar. |
| SUKATAHÂR: | f. Kırıntı, artık yiyen. |
| TAHARET: | Temizlik. Nezafet. Temizlenmek. * Fık: Habes, necaset denilen maddeten en pis şeylerin veya hades denilen şer'î bir mâninin zevalidir. |
| TAHARET-İ KÜBRAÂ: | Cünüblük veya hayız, nifas gibi hallerden çıkmak için gusül abdesti alarak temizlenmek. |
| TAHARET-İ SUĞRA: | Abdestsizlik denilen hali, abdest alarak gidermek. |
| TAHARRİ: | (Hary. dan) Aramak. Araştırmak. İncelemek. Araştırılmak. |
| TAHARRİ-İ HAKİKAT: | Hakikatı, doğruyu araştırmak, aramak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| AHARR : | Daha sıcak, en sıcak. |
| AHABİR : | (Ahbâr. C.) Hikâyeler. * Rivayetler. |
| AH : | f. Aferin, bravo! manasına kullanılır. |