Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AHEN: Demir.
Mc: Sert. Zincir. Kılıç.
AHEN-ÂŞİYÂN: f. Dikiş yüksüğü.
AHEN-BE: f. Dokunacak bezin veya çulhanın iki yanına konan demirli ağaç. Bu demirli ağaç bezin buruşukluğunu da açar.
AHEN-CÂN: f. Demir canlı.
Katı yürekli.
Sabırlı, tahammüllü.
AHEN-DEST: f. Demir elli, eli demir gibi olan.
AHEN-DİL: f. Demir yürekli, kahraman.
Merhametsiz, acımasız kimse.
AHENE: f. Demir halka.
AHEN-GER: f. Demirci. Demir yapan veya satan.
AHEN-GERÎ: f. Demircilik.
AHENİN: Demirden yapılmış, çok kuvvetli, pek sağlam.
AHEN-KEŞ: f. Demiri çeken. Mıknatıs.
AHEN-PUŞ: f. Demirler giymiş. Zırh kuşanmış.
AHEN-RÜBÂ: f. Demiri kapan, mıknatıs.
AHENK: f. Seslerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş.
AHENKDÂR: f. Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı.
İçerisinde 'AHEN' geçenler
AHEN-ÂŞİYÂN: f. Dikiş yüksüğü.
AHEN-BE: f. Dokunacak bezin veya çulhanın iki yanına konan demirli ağaç. Bu demirli ağaç bezin buruşukluğunu da açar.
AHEN-CÂN: f. Demir canlı. * Katı yürekli. * Sabırlı, tahammüllü.
AHEN-DEST: f. Demir elli, eli demir gibi olan.
AHEN-DİL: f. Demir yürekli, kahraman. * Merhametsiz, acımasız kimse.
AHENE: f. Demir halka.
AHEN-GER: f. Demirci. Demir yapan veya satan.
AHEN-GERÎ: f. Demircilik.
AHENİN: Demirden yapılmış, çok kuvvetli, pek sağlam.
AHEN-KEŞ: f. Demiri çeken. Mıknatıs.
AHEN-PUŞ: f. Demirler giymiş. Zırh kuşanmış.
AHEN-RÜBÂ: f. Demiri kapan, mıknatıs.
AHENK: f. Seslerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş.
AHENKDÂR: f. Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı.
ASMANÎ ÂHEN: f. Yıldırım.
BEND-İ ÂHENİN: Demir bağ. Demirden mânia.
BEVAHEN: Belli olarak, âşikar.
HEM-AHENG: f. Uygun, münasib, denk.
İKRAHEN: İstemiyerek, tiksinerek. Zorlanarak.
İSTİZAHEN: Bir şeyin açıklanmasını isteyerek.
İZAHEN: Açıklayarak, izah ederek.
ISLAHEN: Islah ederek, düzelterek.
KABA-YI ÂHENİN: Demirden yapılmış elbise. Zırh.
KALB-İ ÂHENİN: Demir gibi metin ve sağlam olan kalb.
MİSMAR-I ÂHENİN: Demir kazık.
MÜDAHENE: Dalkavukluk. Menfaat beklediği bir kimseyi yüzüne karşı medhetmek. Koltuklamak. Bir kimsenin yüzüne karşı iyi görünmek. Münâfıklık.
MÜDAHENE-KÂR: F. Dalkavuk, koltukçu.
MÜRAHENE: (Rehn. den) Bahse girişme. * Rehine koyma.
MÜVAHENE: Süstlük, zayıflık.
NERM-ÂHEN: f. Gevşek şey.
PALAHENG: f. Yular, dizgin. * Av veya suçlu bağlanacak kement. * Kemer. * Tazı boynuna geçirilen ağaç halka.
PENAHENDE: f. Sığınan, iltica eden.
PİRAHEN: (Pirehen) f. Gömlek. Kamis.
PİRAHEN-İ İSMET: Namus perdesi.
PİŞAHENG: (Piş-âheng) Önde giden, öne düşen.
SEDD-İ ÂHENİN: Demirden yapılan set.
SİLAHENDAZ: Silah atan. * Tüfekli piyade neferi, harp gemilerinde gemicilik ile mükellef olmayıp silah taşıyan bahriye askerleri.
ŞAHENŞAH: f. Pâdişahlar pâdişahı. Şâhlar şâhı. En büyük pâdişah.
ŞİFAHEN: Sözle, ağızdan. Konuşmak suretiyle.
VİCAHEN: Yüzüne karşı. Yüz yüze gelerek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AHEN-ÂŞİYÂN : f. Dikiş yüksüğü.
AHEK-İ SİYAH : Rutubete dayanıklı olan bir cins çimento.
AH : f. Aferin, bravo! manasına kullanılır.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...