Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AKİ: | (Akk. dan) İsyan eden, başkaldıran, âsi. |
| ÂKİB: | Çok fazla. |
| AKİB: | Ayağın ökçesi. Adamın evlâdı, evlâdının evlâdı. |
| AKÎB: | Bir şeyin ardından gelen. Arkası sıra giden. |
| ÂKİB: | Kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz. Hâtem-ül Enbiyâ Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A.S.M.) Bir diğerinin arkasından gelen. |
| ÂKİBE(T): | Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice, sonuç. |
| ÂKİBET-ÜL ÂKİBE: | Akibetin âkibeti. Neticenin sonu. Ahiret. |
| ÂKİBET-ÜL EMR: | Bir işin neticesi, sonu. |
| ÂKİBET-BİN: | f. İleri görüşlü. Sonunu evvelden gören. |
| ÂKİBET-BİNÎ: | f. Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme. |
| ÂKİBET-ENDİŞ: | f. Geleceği için endişe eden. İstikbâlini düşünen. Akibetini düşünen. |
| ÂKİD: | Kuyunun çevresi, etrafı. |
| AKİD: | Aralarında akid yapanlardan her birisi. (Bak: Akd) |
| AKİDE: | İnanılan ve itikad edilen esas. İmân. Bir nevi şeker adı. |
| AKİDE-İ TEVHİD: | Allah'ın bir olduğuna inanmak. |
| ÂKİDEYN: | Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf. |
| ÂKİF: | Devamlı ibadetle meşgul olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme. |
| AKİFAN: | Uzun ayaklı karınca. Araptan bir kabile adı. |
| AKİK: | Meşhur ve kıymetli, ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş. Hicaz vilâyetinde bir vâdi. Yolunu yaran gür su. |
| AKİK: | Bunaltıcı sıcaklık. |
| AKİKA: | Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir. |
| ÂKİL(E): | (Ekl. den) Ekl eden, yiyen. Yiyici. |
| ÂKİL-ÜL BEŞER: | İnsan eti yiyen. |
| ÂKİL-ÜL HEVÂM: | Haşaratla beslenen. |
| ÂKİL-ÜL KÜLL: | Herşeyi yiyen. |
| ÂKİL-ÜL LAHM: | Etle beslenen, et yiyici. |
| ÂKİL-ÜS SEMEK: | Balıkla beslenen. Balık yiyici. |
| ÂKİLET-ÜL EKBÂD: | Ciğerler yiyen kadın. Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind. |
| AKÎLE: | (C.: Akayil) Baba tarafından akraba. Her şeyin en iyisi. |
| ÂKİLE: | (C.: Avakil) Baba tarafından olan akraba. Baş tarayıcı kadın. |
| ÂKİLE: | Yenirce adı verilen yara. |
| AKİM: | (C.: Akâm-Ukum) İçinde giyecek olan büyük çuval. |
| AKÎM: | Neticesiz, sonu yok. Beyhude. Yağmur getirmeyen rüzgar. Çocuğu olmayan, kısır. Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek). |
| AKİR: | Yaralanmış, cerih. |
| AKİRE: | Ses, sedâ, savt. |
| AKİS: | Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu. Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt. Sütlü çorba. |
| AKİS: | (Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi. Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi. Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi. Çarpışma, çarpıp geri dönme. Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek. Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir. O halde bazı yetenekliler sanatkârdır." |
| AKİS: | Tersine dönen, vuran, çarpan. Akseden. |
| AKİS: | (Aks) İnatçı, muannid. |
| AKİSA: | (C.: İkâs) Saç örgüsü. |
| AKİSE: | Çok fazla deve. Karanlık gece. |
| AKİSE: | Işığı aksettiren âlet. |
| İçerisinde 'AKİ' geçenler | |
| ABAKİYE: | Lâzım olmak. * Yapışmak. * Zahmet. |
| AFAKÎ: | Kâinat ve içindeki hâdiselere âid. Nefsin haricindeki âleme dair. * Kıymetsiz sözler ve meseleler. (Enfüsinin zıddı.) (Objektif) |
| AHKEM-ÜL HÂKİMÎN: | Hükümdarların hükümdarı. Hâkimlerin en hâkimi. Cenâb-ı Hak (C.C.) |
| AHLÂKÎ: | Ahlâkla ilgili, ahlâka ait. |
| AHMAKÎ: | Akılsızlık, ahmaklık. |
| AHMAKİYET: | Ahmaklık, akılsızlık. |
| AKAKİR: | (Akkar. C.) Tıb: İlaç yerine kullanılan nebâtî kökler. |
| ÂKİB: | Çok fazla. |
| AKİB: | Ayağın ökçesi. Adamın evlâdı, evlâdının evlâdı. |
| AKÎB: | Bir şeyin ardından gelen. Arkası sıra giden. |
| ÂKİB: | Kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz. Hâtem-ül Enbiyâ Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A.S.M.) * Bir diğerinin arkasından gelen. |
| ÂKİBE(T): | Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice, sonuç. |
| ÂKİBET-ÜL ÂKİBE: | Akibetin âkibeti. * Neticenin sonu. * Ahiret. |
| ÂKİBET-ÜL EMR: | Bir işin neticesi, sonu. |
| ÂKİBET-BİN: | f. İleri görüşlü. Sonunu evvelden gören. |
| ÂKİBET-BİNÎ: | f. Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme. |
| ÂKİBET-ENDİŞ: | f. Geleceği için endişe eden. İstikbâlini düşünen. Akibetini düşünen. |
| ÂKİD: | Kuyunun çevresi, etrafı. |
| AKİD: | Aralarında akid yapanlardan her birisi. (Bak: Akd) |
| AKİDE: | İnanılan ve itikad edilen esas. İmân. * Bir nevi şeker adı. |
| AKİDE-İ TEVHİD: | Allah'ın bir olduğuna inanmak. |
| ÂKİDEYN: | Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf. |
| ÂKİF: | Devamlı ibadetle meşgul olan. * Bir şeyde sebat eden. * Teveccüh, yönelme. |
| AKİFAN: | Uzun ayaklı karınca. * Araptan bir kabile adı. |
| AKİK: | Meşhur ve kıymetli, ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş. * Hicaz vilâyetinde bir vâdi. * Yolunu yaran gür su. |
| AKİK: | Bunaltıcı sıcaklık. |
| AKİKA: | Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir. |
| ÂKİL(E): | (Ekl. den) Ekl eden, yiyen. Yiyici. |
| ÂKİL-ÜL BEŞER: | İnsan eti yiyen. |
| ÂKİL-ÜL HEVÂM: | Haşaratla beslenen. |
| ÂKİL-ÜL KÜLL: | Herşeyi yiyen. |
| ÂKİL-ÜL LAHM: | Etle beslenen, et yiyici. |
| ÂKİL-ÜS SEMEK: | Balıkla beslenen. Balık yiyici. |
| ÂKİLET-ÜL EKBÂD: | Ciğerler yiyen kadın. * Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind. |
| AKÎLE: | (C.: Akayil) Baba tarafından akraba. * Her şeyin en iyisi. |
| ÂKİLE: | (C.: Avakil) Baba tarafından olan akraba.* Baş tarayıcı kadın. |
| ÂKİLE: | Yenirce adı verilen yara. |
| AKİM: | (C.: Akâm-Ukum) İçinde giyecek olan büyük çuval. |
| AKÎM: | Neticesiz, sonu yok. Beyhude. * Yağmur getirmeyen rüzgar. * Çocuğu olmayan, kısır. Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek). |
| AKİR: | Yaralanmış, cerih. |
| AKİRE: | Ses, sedâ, savt. |
| AKİS: | Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu. * Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt. * Sütlü çorba. |
| AKİS: | (Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi. * Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi. * Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi. * Çarpışma, çarpıp geri dönme. * Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek. Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir. O halde bazı yetenekliler sanatkârdır." |
| AKİS: | Tersine dönen, vuran, çarpan. Akseden. |
| AKİS: | (Aks) İnatçı, muannid. |
| AKİSA: | (C.: İkâs) Saç örgüsü. |
| AKİSE: | Çok fazla deve. * Karanlık gece. |
| AKİSE: | Işığı aksettiren âlet. |
| AKS-ÜN NAKÎZ: | Birbirine zıt olan iki şey. * Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır." |
| AKVAL-İ HAKÎMÂNE: | f. Hikmet sahiblerine yakışır sözler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ÂKİB : | Çok fazla. |
| AKA : | İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar. |