Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AKİM: (C.: Akâm-Ukum) İçinde giyecek olan büyük çuval.
AKÎM: Neticesiz, sonu yok. Beyhude.
Yağmur getirmeyen rüzgar.
Çocuğu olmayan, kısır. Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek).
İçerisinde 'AKİM' geçenler
AHKEM-ÜL HÂKİMÎN: Hükümdarların hükümdarı. Hâkimlerin en hâkimi. Cenâb-ı Hak (C.C.)
AKVAL-İ HAKÎMÂNE: f. Hikmet sahiblerine yakışır sözler.
HAKÎM: Hikmetle muttasıf olan ve mevcudatın hakikatına vâkıf olan. Hikmet mütehasssı. İlm-i hikmette mütebahhir ve mütehassıs olan. İş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan. * Tabib, doktor.
HAKÎM-İ LOKMAN: (Bak: Lokman)
HAKÎM-İ MUTLAK: Tam hikmet sahibi olan. Cenab-ı Hak (C.C.)
HÂKİM: Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden. Başkasını müdahale ettirmeden idare eden, Allah (C.C.) * Memleketi idare eden. * Mahkeme reisi. (Hâkim-i Hakikî, Hâkim-i Ezelî, Hâkim-i Mutlak, Hâkim-i Zülcelâl, Hâkim-i Lemyezel... gibi isimlerle, Cenab-ı Hakk'a âit olan Hâkim sıfatı Kur'ân-ı Kerim'de 86 def'a zikredilir.)
HÂKİM-ÜŞ ŞER': Kadılar (hâkimler) için kullanılan bir tâbirdir. Kadılar davaları şer'î hükümler dairesinde hall ü faslettikleri için bu tâbir meydana gelmiştir. Şeriat hâkimi demektir.
HAKÎMANE: f. Hikmetli olarak. Hakîm olana yakışır surette.
HÂKİMANE: Hükmederek, hâkim olarak. Hâkime yakışır tarzda.
HÂKİME: Kadın hâkim.
HAKİM EBU ABDULLAH: Muhammed bin Abdullah ibn-i Beyyi' (Hi: 321-405) Sâmâniye Devleti Nişabur Kadılığında bulunmuş büyük muhaddislerden, Şafiî fakihlerinden, asrının en büyük din âlimi diye bilinen bir zattır. Bir çok eser te'lif etmiştir. Başlıcaları: El Müstedrek Ale-s Sahihayn, Kitab-ül İlel, El-İklil, El-Emali, Teracüm-üş Şüyuh, El Medhal ilâ İlm-is Sahih, Fazâil-ül İmam-üş Şafiî, Tarih-i Ulemâ-i Nişabur, Marifet-ül Hadis ünvanlarındadır.
HÂKİMİYYET: Hâkim oluş. Hükmediş. Âmirlik. Üstünlük. Müdahale ve rakibi kabul etmemek hali.(... Evet, bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, her şeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre; zerrat ordusundan ve nebatat fırkalarından ve hayvanat taburlarından, ta yıldızlar ordusuna kadar olan cünud-u Rabbaniyeden, o küçük me'murlarda ve bu pek büyük askerlerde, hâkimâne tekvinî emirlerin, âmirâne hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedahetle bir hâkimiyyet-i mutlakanın ve bir âmiriyyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler. Ş.)
HALAKİM: (Hulkum. C.) İnsan ve hayvanlarda boğazlar.
HAREKET-İ MÜSTAKİME: Fiz: Doğru bir çizgi üzerinde olan hareket.
HATT-I MÜSTAKİM: f. Doğru çizgi. * Doğru yol. Doğruluk üzere olan şey.
HEY'ET-İ HÂKİME: Hâkimler hey'eti.
KAMAKIM: (Kumkuma. C.) İçlerine mürekkep, zemzem gibi şeyler konulan yuvarlak testiler.
KIYAS-I AKÎM: Man: Neticesiz veya doğru netice vermeyen kıyas.
KUR'AN-I HAKÎM: Hakim olan Kur'an-ı Kerim. Hakim: Hikmetli, hikmet sâhibi, yahut çok hâkim ve muhkem mânalarına gelir.
LAKÎM: Yontulmuş veya yonulmuş.
MAAKIM: (Ma'kım. C.) Eklemler, eklemeler.
MAHAKİM: Mahkemeler.
MAHAKİM-İ ADLİYE: Adliye mahkemeleri.
MAHAKİM-İ ASKERİYE: Askerî mahkemeler.
MAHAKİM-İ ŞER'İYE: şer'î mahkemeler. şeriat mahkemeleri.
MEHAKİM: (Bak: Mahâkim)
MERAKIM: (Mirkam. C.) Kalemler. Yazma işinde kullanılan âletler.
MİLLET-İ HÂKİME: Hâkim millet.
MÜDEBBİR-İ HAKÎM: Hikmetle tedbir eden. Her işini çok hikmet ve tedbirle yapan. Cenab-ı Hak.(Evet, hiçten birden hârika bir gürültü ile cevvi konuşturmak ve fevkalâde bir nur ve nar ile zulmetli cevvi ışıkla doldurmak ve dağvâri, pamukmisâl ve dolu ve kar ve su tulumbası hükmünde olan bulutları ateşlendirmek gibi hikmetli ve garâbetli vaziyetlerle baş aşağı, gafil insanın başına tokmak gibi vuruyor. "Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir zâtın hârika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi bu hâdiseler de başı boş olamazlar, her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar" diye ihtar ediyorlar. Ş.)
MÜNTAKİM: (Nakm. dan) İntikam alan, öç alan, suçluya cezasını veren.
MÜNTAKİMÂNE: f. Cezalandırırcasına, öç alırcasına.
MÜSTAKİM: (Kıyam. dan) Doğru, istikametli. * Eğri olmayan, düz, dik. * Hilesiz, temiz.
MÜSTAKİMÂNE: f. Doğrulukla, namuslulukla, adâlet dâiresinde.
MÜSTEDREK-İ HÂKİM: (Bak: Hâkim Ebu Abdullah)
MÜTELAKİM: Birbirine yumruk atan, telâküm eden.
MÜTERAKİM: Teraküm etmiş, birikmiş, yığılmış.
MAHAKİM-İ ŞER'İYE: Şer'î mahkemeler. Şeriat mahkemeleri.
NAKİME: Asıl, cevher. Kendi, nefis. * Nefsi mübarek olan.
RAKIM: Bir yerin deniz seviyesinden yükseklik derecesi. Kod. * Rakam yazan. Çizen. Tahrir eden, yazan.
RAKIM: Belâ, musibet. Zahmet. Dâhiye.
RAKİM: Yazılmış nesne. Yazı yazılacak levha. * Ashab-ı Kehf'in mağarasının bulunduğu dağ; veya bazılarınca mağaranın bulunduğu dere; veya Ashab-ı Kehf'in başka bir ismi. * Ashab-ı Kehf'in isim ve kıssalarının yazılı bulunduğu kitabe.
RAKİME: Yazılmış kâğıt. Mektub.
REDD-İ HÂKİM: Taraf tutan hâkimi kabul etmeyip reddetmek.
SAKİM: Hasta, keyifsiz, sağlam olmayan. * Yanlış.
SÂNİ'-İ HAKÎM: Hikmet sâhibi olan yaratıcı. Allah (C.C.)
SIRAT-I MÜSTAKİM: En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek.(Sırat-ı müstakim, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adâlete işârettir. Şöyle ki: Tegayyür, inkılâb ve felâketlere ma'ruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri cezb ve celb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat nâmiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki; nâmusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.İhtar: Kuvve-i şeheviyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.Ve keza kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise; hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinab eder...Hülâsa : Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir. İ.İ.)
ÜSLUB-U HAKÎM: Edebî san'atlardan biridir. Sorulan bir suale, soranın halini nazara alarak başka bir sual gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ : Bazı Ashab Resulüllah'a (A.S.M.) hilâlin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bunun cevabı onlara lâzım olmadığı için, Kur'ân-ı Kerim o vaziyetin neticesine terettüb eden hikmeti, yani ayın takvimcilik yaptığını söylemiştir. Çünkü bu, soranlar için daha mühim ve anlaşılması daha kolaydır.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AKIL : (Bak: Akl)
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...