| Kelime | Anlam |
|---|
| AKİR: | Yaralanmış, cerih. |
| AKİRE: | Ses, sedâ, savt. |
| İçerisinde 'AKİR' geçenler |
|---|
| AKAKİR: | (Akkar. C.) Tıb: İlaç yerine kullanılan nebâtî kökler. |
| AKİRE: | Ses, sedâ, savt. |
| ASAKİR: | (Asker. C.) Askerler. Erler. |
| ASÂKİR-İ BAHRİYYE: | Bahriyeliler. Deniz askerleri. |
| ASÂKİR-İ BERRİYYE $: | Kara askerleri. |
| ASÂKİR-İ MUNTAZAMA: | Ordu askeri. |
| ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN: | Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu. |
| BÂKİR: | Tâze. El sürülmemiş. Bozulmamış. * Erken. |
| BAKÎR: | Yensiz gömlek. * Sığır sürüsü. * Karnı yavrusundan dolayı yarılan deve. |
| BÂKİRE: | Kız. Kızlığı izale edilmemiş. * El sürülmemiş. |
| FAKİR: | Biçâre, muhtaç, yoksul. İslâm dini, ev kirası, yiyecek, içecek, giyecek, ilaç, yakacak gibi zorunlu ihtiyaçları karşılandıktan sonra yılda 96 gram altın alabilecek kadar geliri olmayanları fakir sayar. Fakirlerden vergi alınmaz, İslâm devleti zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada, tedavi, tahsil (öğrenim), yolculuk gibi durumlarda fakirlere yardım eder. Çağımızda insanların çoğunun yoksun olduğu sosyal güvenliğe kavuşturur. Bu sebeple de fakir-zengin arasında düşmanlık, zıddiyet, gerginlik, çatışma olmaz. Toplumda denge, huzur, mutluluk, sükun ve sosyal adalet sağlanır. (İnsanlardan istiğna ederek kendini ibadet ve tâata, Kur'an ve iman ve İslâmiyet hizmetine vakfeden zâtlara da mânen zengin mânasına fakir denildiği de görülmüştür.) |
| FAKİRÂNE: | f. Fakir bir kimseye yakışacak surette. Fakircesine. |
| FAKİRHÂNE: | Mütevazilikle söz söyleyen kişinin evi. |
| HAKİR: | Küçük. Ehemmiyetsiz. Kıymetsiz. İtibarsız. Kudretsiz. |
| HAKİRÂNE: | f. Hakircesine. Hakir bir kimseye yakışacak tarz ve şekilde. |
| KUVVE-İ ZÂKİRE: | Hafıza. Ezberleme kuvveti. Ezber edici kuvvet. |
| MAKİR: | Hile yapan. Mekreden. |
| MENAKÎR: | (Minkar. C.) Minkarlar, gagalar. Yırtıcı kuşların gagaları. Taşçı kalemleri. |
| MENAKİR: | (Münker. C.) Günah ve kötü şeyler. |
| MÜTENAKİR: | Bilmezlikten gelen, bilmez görünen. |
| NAKİR: | Bir insanın hem cins ve aslı. * Gayet fakir. * Bir nevi kara sinek. * Ağzı dar olan küçük kab. * Hurma çekirdeğinin arkasındaki beyaz çukur. * Kıymetsiz şey. |
| NAKİR: | Gadaplı, kızgın. |
| SERZAKİR: | f. Başta gelen zâkir, zikredenlerin başı. (Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dan kinâye olur.) |
| ŞAKİR: | Allaha şükreden. Hâlinden memnuniyetini bildiren. (Bak: Şükr) |
| ŞAKİRÂNE: | f. şükrederek. şükretmek suretiyle. |
| ŞAKİRD: | f. Talebe, çırak. |
| ŞAKİRDÂN: | şakirdler, talebeler. |
| ŞAKİRÎ: | (Şakiriyye) Şakird, talebe, tilmiz. |
| ŞAKİRÂNE: | f. Şükrederek. Şükretmek suretiyle. |
| ŞAKİRDÂN: | Şakirdler, talebeler. |
| TEZAKİR: | (Tezkire. C.) Tezkereler. |
| VAKİR: | Yuvasına girmiş kuş. |
| ZÂKİR: | Zikreden, zikredici. * Hafızası kuvvetli. * İlâhiler okuyan. Çok çok duâ ve Esmâ-i İlâhiyeyi okuyan. * Tekrar eden. |
| ZÂKİRÛN (ZÂKİRÎN): | Zikredenler. |
| ZÂKİRE: | Andıran, hatırlatan, hatıra getiren şey. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| AKİRE : | Ses, sedâ, savt. |
| AKİ : | (Akk. dan) İsyan eden, başkaldıran, âsi. |
| AKA : | İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar. |