Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AKAB: Topuk. Ökçe.
Bir şeyin hemen arkası.
Bir şeyin gerisinde olan zaman veya mekan.
AKABE: (C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş.
Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz.
Muhatara, tehlike.
Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi.
Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi.
AKABE BİATI: Nübüvvetin 11. senesinde Mekke'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın, Hz. Peygamber'le (A.S.M.) gürüşüp konuşarak İslâm'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi.
AKAB-GİR: f. Peşe düşen, kovalıyan.
AKABİNDE: Arkasından, hemen arkadan. Hemen ardından.
AKAB-REV: f. Arkadan gelen. Peşe düşmüş, arkaya takılmış.
İçerisinde 'AKAB' geçenler
AKABE: (C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara, tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi.
AKABE BİATI: Nübüvvetin 11. senesinde Mekke'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın, Hz. Peygamber'le (A.S.M.) gürüşüp konuşarak İslâm'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi.
AKAB-GİR: f. Peşe düşen, kovalıyan.
AKABİNDE: Arkasından, hemen arkadan. Hemen ardından.
AKAB-REV: f. Arkadan gelen. Peşe düşmüş, arkaya takılmış.
ALÂKABAHŞ: f. İlgi uyandıran. Alâka uyandıran.
AZM-İ AKAB: Tıb: Ökçe kemiği.
BEDEL-İ RAKABE: Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için, şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi.
DER-AKAB: f. Hemen, derhâl, çabuk, arkasından, akabinde.
FIKARÂT-I RAKABİYE: Tıb: Boyun omurları.
LAKAB: Asıl isminden başka sonradan takılan ad. Meşhur olan birinin sonradanki adı.
MAKABİH: (Makbaha. C.) Çirkin ve yakışıksız davranışlar.
MAKABİR: (Kabr. C.) Kabirler. Mezarlar.
MUAKAB: Cezalandırılmış.
MUAKABE: Bir kimseyi cezalandırma. Cezaya çarpma.
MURAKABE: Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek. * Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek. * Hıfz etmek. * Beklemek. İntizar. * Dalarak kendinden geçmek. * Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak.
RAKABAT: (Rakabe. C.) Boyunlar. Ense kökleri. * Köleler, câriyeler. Kullar.
RAKABE: Ense kökü, boyun. * Kul, köle, câriye.
TAHRİR-İ RAKABE: Köle veya cariye azad etme.
TAKABBUH: Çirkinlik.
TAKABBUZ: (C.: Takabbuzât) (Kabz. dan) Toplanıp çekilme. Büzülme. * Kabız olmak, peklik.
TAKABBÜB: Binaya kubbe yapmak.
TAKABBÜL: (Kabul. den) Kabullenme. Üstüne alma. Bir şeyi taahhüd ve iltizam etme. * Öpülme.
TAKABUZ: Kabz edişmek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AKABE : (C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara, tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi.
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...