Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AKAR: Zayi etme, kaybetme.
Kumlu yer.
Para getiren mülk. (Ev, dükkân gibi.)
AKAR: Köşk, yüksek bina.
Bâbil vilayetinde bir yer adı.
Dehşetli olmak. Yaralamak. Boğazlamak.
Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi.
AKARAT: (Akar. C.) Gelir getiren yapılar ve mallar.
AKARET: Kısırlık, kısır olma.
AKARİB: (Bak: Ekarib)
AKARİB: (Akreb. C.) Kuyruğunda zehiri bulunan bir hayvancık olan akrebler.
İçerisinde 'AKAR' geçenler
AKARAT: (Akar. C.) Gelir getiren yapılar ve mallar.
AKARET: Kısırlık, kısır olma.
AKARİB: (Bak: Ekarib)
AKARİB: (Akreb. C.) Kuyruğunda zehiri bulunan bir hayvancık olan akrebler.
BAKAR: (C.: Bukur-Bikar) Öküz. Dana. Sığır.(Bakr, yarmak demek olduğundan, bu hayvan dahi toprağı sürüp yarmak için kullanılması itibariyle bu isim verilmiştir. E.T.)
BAKARA: İnek. Dişi sığır.
BAKARA SÛRESİ: Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan şeylere perestiş etmesi gibi, gaflet ve dalâletin köklerini kesecek bir külli düsturu, her vakit hem herkese gayet lüzumlu bir ders-i hikmet olarak ulvi bir icaz ile beyan eder. Asrımızda hâlâ ineğe tapanların mevcudiyyeti ve bu sureye El-Bakara isminin verilmesi ne kadar mânidâr olduğunu akıl sahiplerine bildirir, ihtar eder...)
BAKAR-PEREST: f. Öküzü mâbut yapan. Öküz ve emsalini put yapıp ona ibâdet eden sapkınlar. Ehl-i dalâlet.
CEFAKAR: f. Eziyet eden, cefa eden. * Halk arasında: Eziyet çeken, cefa çekmiş mânalarında da kullanılır.
FAKARE: (C: Fikar) Omurga kemiği.
FEDAKÂR: f. Her türlü zahmetlere göğüs gererek dâvası uğruna sebat eden.
FEDAKÂRANE: f. Canını ve herşeyini feda eder derecesinde. Her türlü eziyet ve zahmetlere göğüs gererek, dâvası uğruna sebat edene yakışacak surette.
HAKARET: Küçüklük. İtibarsızlık. Hor ve hakir görmek. Küçümseme. Küçük görme. Tâzimsizlik.
HAKARET-ÂMİZ: f. Hakaretle karışık. Hakaretle beraber.
HATAKÂR: f. Yanlışlık yapan, hatâ eden, yanılan.
HEVAKÂR: f. Günahlı işlere hevesli. Hevâ ve hevesine bağlı.
HUD'AKÂR: f. Oyuncu, düzenbaz, hilekâr.
HUD'AKÂRÎ: f. Düzenbazlık, hilekârlık, oyunculuk.
İCARE-İ AKAR: Ev, dükkân, arsa gibi yerlerin kirası.
MAKARİZ: (Mikrâz. C.) Makaslar, kesecek âletler.
MAKARR: (Karar. dan) Karar yeri. Karargâh. Kararlı yer. Merkez. Pâyitaht.
MAKARR-I HÜKÜMET: Hükümet merkezi. Pâyitaht.
MAKARR-I İDARE: İdare merkezi. Pâyitaht. Hükümet merkezi.
MAKARR-I SALTANAT: Saltanat merkezi. Hükümetin idare edildiği baş şehir.
MEV'İZAKÂR: f. Nasihat veren, öğüt eden. Nâsih.
MUAKARA: Nefret etmek.
MUHAFAZAKÂR: f. Koruyucu. * Dinî amel ve işlere muhabbet eden. Dinî inanışında sağlam olan ve değiştirmeden muhafaza eden yüksek ve sâdık insan.
MÜNAKARE: Talep edişmek, karşılıklı istemek.
MÜSAMAHAKÂR: f. Müsamaha eden. Göz yuman, hoş gören, görmemezlikten gelen. * Aldırmayan, ihmalci.
MÜSAMAHAKÂRÂNE: f. Görmemezliğe gelerek, müsamaha ederek, hoş görerek.
MÜSTAKARR: (Karar. dan) Karar bulan, bir yerde sabit ve sakin olan. Kararlı. * Karargâh. Durulan yer.
NAKARAT: (Nakra. C.) Durmadan tekrarlanan usandırıcı şeyler. * Edb: Şarkının belli yerlerinde tekrarlanan bestesi değişmeyen parça.
NAKARE: f. Davul, kös. Dümbelek.
PAKÂR: f. Tahsildar.
PAKÂRÎ: f. Tahsildarlık.
REHAKÂR: (C.: Rehakâran) f. Kurtarıcı.
RİYAKÂR: Riya eden. Adam kandırmak için yalan söyleyen. Sahte iş yapan. İki yüzlü.
RİYAKÂRÂNE: f. İkiyüzlülükle. Riyakârlıkla.
SAKAR: Cehennem'in bir ismi. (Bak: Cehennem)
SAKAR: (C.: Sükur-Sakâr-Sıkâre-Sukure-Eskur) Çakır kuşu. * Çok ekşimiş süt ve pekmez. * Bir şeyi kırmak.
SAKARE: Kâfir. * Koğucu, dedikoducu, nemmam. * Müstehak olmayana lânet eden. * Pekmezci.
SENAKÂR: f. Öven. Medheden.
SENAKÂRANE: f. Senakârlıkla. Övercesine. Medheden birine yakışır şekilde.
SEVDAKÂR: f. Sevdalı. Âşık.
ŞİFAKÂR: f. Şifalı. Şifaya sebeb olan.
TAKARR: Birbiriyle kararlaşmak.
TAKARRUH: (Karh. dan) Yara derinleşip büyüme. * Yara çıban olma.
TAKARRÜB: Yakınlaşmak. Yaklaşmak. * Zamanı gelmek. Vakti yakın olmak.
TAKARRÜM: Tatlı tatlı yeme.
TAKARRÜR: Kararı verilmek.* Yerleşmek. Kararlaşmak.
TAKARRÜŞ: Kesbetmek, almak, kazanmak.
TAKARU': Kur'a atışmak.
TAKARÜB: Birbirine yakın olmak.
TAKARRÜŞ: Kesbetmek, almak, kazanmak.
VAKAR: Ağırbaşlılık. Halim ve heybetli oluş. Nâmusu muhafazayı mucib haslet. Temkinlilik. Azamet ve izzet.
VEFADAR (VEFAKÂR): Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.
VİLAKÂR: f. Ahbab, dost.
ZİNAKÂR: f. Zina eden, zâni.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AKARAT : (Akar. C.) Gelir getiren yapılar ve mallar.
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...