Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AKB: | Sakalın kaba ve sık olması. |
| AKBEH: | (Kabih. den) En çirkin. Çok kabih. |
| AKBEL: | Eğri gözlü. Kabiliyetli kimse. En çok beğenilen |
| AKBENEK: | Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek. |
| AKBİYE: | (Kubâ. C.) Kaftanlar, üste giyilen elbiseler. |
| İçerisinde 'AKB' geçenler | |
| AKBEH: | (Kabih. den) En çirkin. Çok kabih. |
| AKBEL: | Eğri gözlü. * Kabiliyetli kimse. * En çok beğenilen |
| AKBENEK: | Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek. |
| AKBİYE: | (Kubâ. C.) Kaftanlar, üste giyilen elbiseler. |
| BAKBAK: | Çok söyleyici. Çok konuşan. |
| BAKBAKA: | Desti ve bardaktan çıkan ses. |
| EZMİNE-İ MÜSTAKBELE: | Gelecek zamanlar, müstakbel zamanlar. |
| HAKB: | Devenin semerini karnına bağlamakta kullanılan ip. * Tutulmak. |
| HAKBA': | Yaban eşeğinin dişisi. |
| HAKBÎZ: | f. Toprak kalburu. |
| İCAZ-I MAKBUL: | Tazammun ve hazf ile olan icaz. |
| İMAN-I MAKBUL: | Mü'minlerin imanı. |
| ITNAB-I MAKBUL: | Bahsi iyice anlatmak için lüzumlu olan sözün uzatılması. |
| KAZAYA-YI MAKBULE: | (Bak: Kaziye-i makbule) |
| KAZİYE-İ MAKBULE: | Kabule mazhar olmuş hüküm ve iddia. İtimad edilir zâtların söyledikleri ve bu itimada binâen kabul edilen kaziyye. |
| MAKBAH: | (C: Mekâbih) Çirkin olmak. Çirkin olacak yer. |
| MAKBAHA: | (C.: Makabih) Kabih, yakışıksız ve çirkin hareket. |
| MAKBER(E): | (C.: Mekabir) Mezar. Kabir. |
| MAKBERE-İ ŞÜHEDÂ: | Şehidlerin mezarı. Şehidlik. |
| MAKBIZ: | Kılıcın ve yayın kabzası. |
| MAKBUH: | Beğenilmeyen. Çirkin ve kabih görülen. |
| MAKBUHA: | Kabih olan ve hoşa gitmeyip beğenilmeyen hâl veya iş. |
| MAKBUL: | (Makbule) Kabul olunan. Beğenilen. Sevablı. |
| MAKBUL-ÜŞ ŞAHÂDE: | Şahâdeti kabul edilen. Şahidliği kabul edilmiş olan. |
| MAKBULİYET: | Beğenilmişlik, makbullük. |
| MAKBUL: | Ayağı bağlı olan. |
| MAKBUR: | (Kabr. den) Gömülmüş, defnedilmiş, kabre konulmuş. |
| MAKBUZ: | (Kabz. dan) Alınmış, kabzolunmuş. Alınan. * Daraltılmış, sıkılmış. * Bir şeyin alındığına karşı verilen imzâlı ve mühürlü kâğıt. |
| MAKBUZAT: | (Makbuz. C.) Alınan paralar. Satıştan veya borçlulardan toplanan paralar. |
| MÜSTAKBEH: | (Kubh. dan) Tiksinilen, beğenilmeyen, kabih görülen. |
| MÜSTAKBEL: | Karşılanan, istikbâl edilen, önde bulunan. İlerdeki, gelecek. * Gelecek zaman. |
| MÜSTAKBİH: | (Kubh. dan) Tiksinen, beğenmiyen. |
| MÜSTAKBİL: | İstikbâl eden, karşılayan. * Kıbleye dönen. |
| MÜSTAKBİLÎN: | (Müstakbil. C.) (Kabl. dan) Karşılayanlar, karşılayıcılar, istikbâl edenler. * Kıbleye dönenler. |
| NAKB: | (C.: Enkâb) Delmek, delik açmak. * Girmek. * Dağ içindeki yol. |
| NAKBA: | Tabanı aşınmış deve. |
| NA-MAKBUL: | f. Makbule geçmez, kabul olmayan. Kabul edilmeyen. |
| RAKB: | Muntezir olmak, beklemek. |
| SAKB: | (C.: Sukub) Delinme, delme. * Bir taraftan diğer tarafa kadar açık olan delik. * Sütü çok olan deve. * Çok kırmızı, koyu kırmızı. |
| SAKB: | (C.: Sukub) İnce, uzun. * Ev ortasında olan direk. * İçi boş olmayan kuru cisme vurmak. * Yakınlık. |
| SAKBE: | Çadır direği. * Oklava. |
| TAKBİB: | Kubbe gibi yapma. |
| TAKBİH: | Çirkin görmek. Beğenmemek. * Kabahatli bulmak. * Kötü gördüğünü bildiren söz söylemek. |
| TAKBİHÂT: | (Takbih. C.) Ayıplamalar, çirkin görmeler. |
| TAKBİL: | Öpmek. |
| TAKBİR: | Defnetmek, gömmek. |
| TAKBİZ: | Toplayıp bir yere getirmek. |
| VAKB (VÜKUB): | Duhul etmek, dâhil olmak, girmek. * Kaybolmak. |
| ZAMME-İ MAKBUZE-İ HAFİFE: | (Ü) sesini veren zamme. |
| ZAMME-İ MAKBUZE-İ SAKİLE: | (U) sesini veren zamme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| AKBEH : | (Kabih. den) En çirkin. Çok kabih. |
| AKA : | İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar. |