Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AKIL: | (Bak: Akl) |
| AKILCILIK: | (Rasyonalizm) fels. İnsanın, akılla gerçeğe uygun bilgiyi bulabileceğini, aklın doğru kabul ettiği bilginin şübhe götürmez kesinlikte doğru olduğunu kabul ettiği felsefe. Tenkitçi felsefe, deneyci felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu felsefenin aşırı iddialarını çürütmüştür. Bugünkü ilim adamları herşeyi tam doğru olarak biliyoruz iddiasından uzak, daha alçak gönüllü bir hareket tarzını benimsemektedirler. (... izm) şeklinde ifade edilen görüşlere körü körüne ve acele ile bağlanmayı doğru görmemektedirler. |
| AKIL-FÜRUŞ: | f. Akıl satan, daha akıllı olduğunu göstermeğe çalışan. |
| AKILSUZ: | f. Aklı yandıran, aklı gideren. |
| ÂKIL(E): | Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Düşüncesi sağlam. Huşyâr. |
| ÂKILÂNE: | f. Akıllı kimseye yakışır surette, akıl ve idrakle. |
| ÂKILÂT: | Akıllı kadınlar. |
| ÂKİL(E): | (Ekl. den) Ekl eden, yiyen. Yiyici. |
| ÂKİL-ÜL BEŞER: | İnsan eti yiyen. |
| ÂKİL-ÜL HEVÂM: | Haşaratla beslenen. |
| ÂKİL-ÜL KÜLL: | Herşeyi yiyen. |
| ÂKİL-ÜL LAHM: | Etle beslenen, et yiyici. |
| ÂKİL-ÜS SEMEK: | Balıkla beslenen. Balık yiyici. |
| ÂKİLET-ÜL EKBÂD: | Ciğerler yiyen kadın. Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind. |
| AKÎLE: | (C.: Akayil) Baba tarafından akraba. Her şeyin en iyisi. |
| ÂKİLE: | (C.: Avakil) Baba tarafından olan akraba. Baş tarayıcı kadın. |
| ÂKİLE: | Yenirce adı verilen yara. |
| İçerisinde 'AKIL' geçenler | |
| ÂKİL(E): | (Ekl. den) Ekl eden, yiyen. Yiyici. |
| ÂKİL-ÜL BEŞER: | İnsan eti yiyen. |
| ÂKİL-ÜL HEVÂM: | Haşaratla beslenen. |
| ÂKİL-ÜL KÜLL: | Herşeyi yiyen. |
| ÂKİL-ÜL LAHM: | Etle beslenen, et yiyici. |
| ÂKİL-ÜS SEMEK: | Balıkla beslenen. Balık yiyici. |
| ÂKİLET-ÜL EKBÂD: | Ciğerler yiyen kadın. * Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind. |
| AKÎLE: | (C.: Akayil) Baba tarafından akraba. * Her şeyin en iyisi. |
| ÂKİLE: | (C.: Avakil) Baba tarafından olan akraba.* Baş tarayıcı kadın. |
| ÂKİLE: | Yenirce adı verilen yara. |
| ÂMİR-İ MÜSTAKİL: | Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan. |
| BÂR-I SAKİL: | Ağır yük. |
| EFAKİL: | (Efkel. C.) Titrekler, titreyenler. |
| ESLİHA-İ SAKİLE: | Top gibi ağır silâhlar. |
| FEDAKİL: | Emirlerin büyükleri. |
| HAKÎLE: | Uzun buğday. * Bağırsak içinde olan su. |
| HEYAKİL: | Heykeller. |
| HEYÂKİL-İ KADÎME: | Eski heykeller. |
| HÜKÛMET-İ GAYR-İ MÜSTAKİLLE: | İstiklâliyet ve hâkimiyet haklarını tamamen haiz olmayıp, diğer bir devletin boyunduruğu altında bulunan hükûmet. |
| HÜKÛMET-İ MÜSTAKİLLE: | İstiklâliyet ve hâkimiyet ve haklarını tamâmen hâiz olan hükümet. |
| KARHA-İ ÂKİLE: | Tıb: Etrâfını yiyip, genişleyerek büyüyen yara. |
| KESRE-İ SAKİLE: | "I" diye okunan kesre. |
| MAKÎL: | Öğle uykusuna yatılacak yer. Kaylule yeri. Rahat edecek yer. Kuşluk uykusu. |
| MEAKİL: | (Me'kele. C.) Yenilecek şeyler. Yemekler. Erzâk. |
| MESAKÎL: | (Miskal. C.) Miskaller, 1,43 dirhemlik ağırlık ölçüleri. |
| MÜNTAKİL: | (Nakl. den) intikal eden, geçen. Bir yerden bir yere göç etmiş, taşınmış olan. * Miras kalmış. * Karine ile sözün gelişinden anlayan. |
| MÜSTAKÎL: | Pazarlığın bozulmasını isteyen. |
| MÜSTAKİLL: | Kendini idare edebilen. Başlıbaşına. Bağımsız. |
| MÜSTAKİLLEN: | (Kıllet. den) Yalnız, ancak. * Başlı başına olarak, kendi başına, bağımsız olarak. |
| MÜŞAKİL: | Diğerine uygun olan, şeklini benzeten, şekilce benzeyen. |
| MÜTEŞAKİL: | Şekli birbirine benzeyenlerden herbiri, bir şekilde olan. * Bir aruz vezninin ismi. |
| MÜTEVAKİL: | Birbirini vekil eden. |
| MÜVAKİL: | Yapmadığı bir işi, başka bir kimseye yaptıran. |
| NAKİL: | Vazgeçen, cayan, dönen. * Çekinen, kaçınan. |
| NAKİL: | Nakleden, işittiğini anlatan. |
| NAKİL: | Yol, tarik. * Bir yürüme çeşidi. |
| NAKİLE: | (C.: Nekâyil) Ayakkabıya yapılan yama. |
| SAKİL: | (Sıklet. den) Ağır, can sıkan, sıkıcı. Çirkin kaba. |
| SAKİL: | Ağır, can sıkıcı. Çirkin. * Gr: Ağır ve kalın okunur harf veya hece. |
| SAKİL: | Cilâ yapan, parlatan. |
| SEMAKİL: | "Somak" ve "tadım" denilen ekşi taneler. |
| SÜKUL (SÂKİL): | Evlâdı ölüp yalnız kalan kadın. |
| ŞAKİL: | Yanakla kulak arası. * Âdet. Hilkat. |
| ŞAKİLE: | Yol. Tarik. Meslek. * Yaradılış. Tıynet. Seciye. Mizac. Bir kimsenin yaratılışının temel hususiyeti. |
| ŞEVAKİL: | (Şâkile. C.) Tarikler, yollar. Mezhebler, tarikatlar, meslekler. Şâkileler. |
| ZAMME-İ MAKBUZE-İ SAKİLE: | (U) sesini veren zamme. |
| ZAMME-İ MEBSUTA-İ SAKİLE: | (O) sesini veren zamme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ÂKİL(E) : | (Ekl. den) Ekl eden, yiyen. Yiyici. |
| AKİ : | (Akk. dan) İsyan eden, başkaldıran, âsi. |
| AKA : | İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar. |