Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AKS: Karıştırmak.
Bir ağaç cinsi.
AKS: Yaramaz huylu.
Katı kumlu yer.
AKS: Boynuzu eğri ve kayık olmak.
Bağlamak.
Dövmek.
Saçlarının ucunu başının etrafına kadınlar gibi lif etmek.
Saçını kıvırcık göstermek.
Bahillik etmek.
AKS: (C.: Ukus) Hilâf, muhâlif, zıd, ters.
Gölge gibi şeylerin bir yerde eser peydâ etmesi. Sesin veya ışık gibi şeylerin bir yere çarparak geri dönmesi.
Döndürmek.
Bir şeyin evvelini ahir ve âhirini evvel yapmak.
Devenin yularının ucunu ayağına bağlamak.
AKS-ÜL AMEL: İstenilen şeyin zıddı hasıl olması. Tersine oluş. (Reaksiyon)
Edb: Edebi san'atlardandır. Bir cümle veya mısrânın altını üstüne getirmekle, başka bir cümle veya mısrâ yapmaktır. Pertev paşanın: "Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var." mısrâında olduğu gibi.(Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihatı, bazan damara dokundurur; aksülamel yapar. M.)
AKS-İ DÂVA: Zıt hüküm. Karşı dâvâ (Zıt teorem.)
AKS-İ KAZİYE: (Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün, konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir. Çeşitli şekilleri vardır. Meselâ : "Her insan canlıdır." sözünde konu olan insan ile, yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Bazı canlılar insandır."
AKS-İ MÜLEVVEN: Renkli akis.
AKS-ÜN NAKÎZ: Birbirine zıt olan iki şey.
Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır."
AKS-İ SADÂ: Sesin bir yere çarpıp geri gelmesi. Yankı. Çok evvelden söylenen bir hakikatın sonradan tekrar edilmesi.
AKSA': Boynuzu arka tarafına kaymış olan koyun.
AKSA: En uzak. En son. Kusvâ. Nihayet. Irak.
AKSÂ-YI BİLÂD: Bir memleketin sınır bölgeleri, hudut beldeleri.
AKSÂ-YI EMEL: Mefkûre, ideal, gaye-i hayal.
AKSA-YI GARB: Uzak garp, uzak batı.
AKSA-YI MERAM: Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi.
AKSÂ-YI MERÂTİB: Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü.
AKSÂ-YI ŞARK: Uzak Doğu. Çin, Japonya gibi yerler.
AKSÂ-YI TERAKKİ: Tekâmülün son basamağı. Terakkinin son hududu.
AKSAB: (Kusb. C.) Kalın bağırsaklar.
AKSAD: Kırık şey.
AKSAKAL: Köy ihtiyarı. Köy ihtiyar heyetinin başı.Muhtar.
AKSA-L-GAYAT: Gayelerin en ilerisi, en büyüğü.
AKSAM: Dişi yarısından ufanmış.
Boynuzsuz davar.
AKSAM: (Kısım. C.) Kısımlar. Bölümler. Parçalar.
AKSAM-I SEB'A: Yedi kısım.
Gr: Kelimelerin (sahih, misâl, muzaaf, lefif, nakıs, mehmuz, ecvef) bölümleri.
AKSAM-I SELASE: Üç kısım.
Gr: İsim, fiil, harf bölümleri.
AKSAR: (Akser) Daha kısa. Pek kısa. En kısa.
AKSAT: Çok doğru olan şey. Ayakları kuru olan hayvan.
AKSAT: (Kıst. C.) Hisseler. Nasibler.
AKSATA: (Bak: Ahz u ita)
AKSAY: Çok uzak.
AKS-ENDAZ: f. Çarpıp duran.
AKSER: (Kasir. den) (C: Akasır) En kısa, çok kısa.
AKSER-İ EYYAM: En kısa gün, günlerin en kısası.
AKSER-İ TURUK: En kısa yol, yolların en kısası.
AKSET: Ahsen, en güzel.AKSÎ : İnatçı.
Geçimsiz, huysuz. Uğursuz.
Ters, zıd.
AKSİYON: Fr. Şirket ve ticaret hissesi.
Kuvvet ve enerjinin dışa ve fiile çıkması.
AKSON: yun.Tıb: Sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi.
AKSU: t. Gözlerde görülen bir hastalık.
AKSÜLAMEL: (Bak: Aks-ül amel)
AKSÜLÜMEN: Kim. Klor ile civadan mürekkeb zehirleyici te'siri fazla olan bir tuz.
AKŞAR: (Akşın) Doğuştan derisi, kılları beyaz olan insan veya hayvan.
AKŞER: Kızıl çehreli, kırmızı yüzlü adam.
AKŞET: (C.: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.
İçerisinde 'AKS' geçenler
AKS-ÜL AMEL: İstenilen şeyin zıddı hasıl olması. Tersine oluş. (Reaksiyon) * Edb: Edebi san'atlardandır. Bir cümle veya mısrânın altını üstüne getirmekle, başka bir cümle veya mısrâ yapmaktır. Pertev paşanın: "Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var." mısrâında olduğu gibi.(Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihatı, bazan damara dokundurur; aksülamel yapar. M.)
AKS-İ DÂVA: Zıt hüküm. Karşı dâvâ (Zıt teorem.)
AKS-İ KAZİYE: (Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün, konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir. Çeşitli şekilleri vardır. Meselâ : "Her insan canlıdır." sözünde konu olan insan ile, yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Bazı canlılar insandır."
AKS-İ MÜLEVVEN: Renkli akis.
AKS-ÜN NAKÎZ: Birbirine zıt olan iki şey. * Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır."
AKS-İ SADÂ: Sesin bir yere çarpıp geri gelmesi. Yankı. Çok evvelden söylenen bir hakikatın sonradan tekrar edilmesi.
AKSA': Boynuzu arka tarafına kaymış olan koyun.
AKSA: En uzak. En son. Kusvâ. Nihayet. Irak.
AKSÂ-YI BİLÂD: Bir memleketin sınır bölgeleri, hudut beldeleri.
AKSÂ-YI EMEL: Mefkûre, ideal, gaye-i hayal.
AKSA-YI GARB: Uzak garp, uzak batı.
AKSA-YI MERAM: Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi.
AKSÂ-YI MERÂTİB: Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü.
AKSÂ-YI ŞARK: Uzak Doğu. Çin, Japonya gibi yerler.
AKSÂ-YI TERAKKİ: Tekâmülün son basamağı. Terakkinin son hududu.
AKSAB: (Kusb. C.) Kalın bağırsaklar.
AKSAD: Kırık şey.
AKSAKAL: Köy ihtiyarı. Köy ihtiyar heyetinin başı.Muhtar.
AKSA-L-GAYAT: Gayelerin en ilerisi, en büyüğü.
AKSAM: Dişi yarısından ufanmış. * Boynuzsuz davar.
AKSAM: (Kısım. C.) Kısımlar. Bölümler. Parçalar.
AKSAM-I SEB'A: Yedi kısım. * Gr: Kelimelerin (sahih, misâl, muzaaf, lefif, nakıs, mehmuz, ecvef) bölümleri.
AKSAM-I SELASE: Üç kısım. * Gr: İsim, fiil, harf bölümleri.
AKSAR: (Akser) Daha kısa. Pek kısa. En kısa.
AKSAT: Çok doğru olan şey. Ayakları kuru olan hayvan.
AKSAT: (Kıst. C.) Hisseler. Nasibler.
AKSATA: (Bak: Ahz u ita)
AKSAY: Çok uzak.
AKS-ENDAZ: f. Çarpıp duran.
AKSER: (Kasir. den) (C: Akasır) En kısa, çok kısa.
AKSER-İ EYYAM: En kısa gün, günlerin en kısası.
AKSER-İ TURUK: En kısa yol, yolların en kısası.
AKSET: Ahsen, en güzel.AKSÎ : İnatçı. * Geçimsiz, huysuz. Uğursuz. * Ters, zıd.
AKSİYON: Fr. Şirket ve ticaret hissesi. * Kuvvet ve enerjinin dışa ve fiile çıkması.
AKSON: yun.Tıb: Sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi.
AKSU: t. Gözlerde görülen bir hastalık.
AKSÜLAMEL: (Bak: Aks-ül amel)
AKSÜLÜMEN: Kim. Klor ile civadan mürekkeb zehirleyici te'siri fazla olan bir tuz.
AKŞAR: (Akşın) Doğuştan derisi, kılları beyaz olan insan veya hayvan.
AKŞER: Kızıl çehreli, kırmızı yüzlü adam.
AKŞET: (C.: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.
ANGLOSAKSON: Büyük Britanya'da yerleşen Germen ırkından aşiretlerin adı. * Ana dili İngilizce olan şahıs.
ATARAKSİYA: yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli. * (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldıza kadar) ama iktidarı hiç denecek kadar az, zayıf bir mahluktur. Allah'ı tanımaz ve Onun kudretine dayanmazsa işte böyle saçmalıklara düşer. Devekuşu gibi başını kuma sokmakla kurtulacağını umar. Kurtuluş ise ancak İslâm'da ve Allah'a imandadır.
BAROTAKSİ: Fr. Bazı tek hücreli canlıların basınca göre hareketleri.
EL-AKS-ÜL MÜSTEVÎ: Man: Mevzuu mahmul ve mahmulü de mevzu kılmak. "İnsan hayvandır" kaziyesinde her iki kelimenin yerlerini değiştirerek "Bazı hayvan insandır" dediğimiz şeklindeki kaziyenin adıdır.
FAKS: Kırmak, kesr.
FAKS (FEKUS): Ölmek. * İfsat etmek.
ÇAKŞIR: İnce kumaştan yapılan uzun bir çeşit şalvar. * Kuşların ayağındaki tüy.
HÂKSARÎ: Perişanlık, düşkünlük, rezillik.
LAKS: Lâkab takmak. * Ayıplamak. * Yaramaz olmak.
LAKS: Yakmak. * Almak.
MAKASID-I AKSÂ: En uzak, en son ve en büyük maksadlar.
MAKS: Suya dalmak. Daldırmak.
MAKSAD: (C.: Makasıd) (Kasd. den) Kasdolunan ve istenilen şey. Merâm, gâye.
MAKSAD VE MÜSTEKARRIN TEMEYYÜZÜ: Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
MAKSAL: Mahsul ekilen yer.
MAKSAR: Nihâyet, son, netice.
MAKSARA: (C: Mekâsır-Mekâsir) Köşk, kasr.
MAKSEBE: Sazlık, kamışlık.
MAKSEE: Hıyar tarlası.
MAKSİM: (C.: Makasim) Taksim edilecek, dağıtılacak yer. * Suyun kollara ayrılma yeri. Masluk, savak.
MAKSUD: Kasdedilmiş. Kasdedilen. * İstenilen şey. İstek. Arzu. Gâye.
MAKSUM: Taksim edilmiş, ayrılmış, bölünmüş. * Kısmet, nasib.
MAKSUR: Zoraki, cebren. Elinde ve ihtiyarında olmadan.
MAKSUR: (Kasr. dan) Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış, alıkonulmuş. * Mahbus. * Kasrolunmuş nesne. * Gelinin üzerine tutulan duvak. * Gr: Bir kısım arapça kelimelerin sonunda yâ şeklinde yazılan, fakat elif gibi okunan harf. ( : Dâ'vâ) kelimesinde olduğu gibi. Buna, "Elif-i maksura" denir.
MAKSURE: (C.: Makasir) Câmilerde etrafı parmaklıkla çevrilmiş biraz yüksekçe yer.
MAKSUS: Kesilmiş, kırpılmış.
MAKSUV (MAKSIYY): Kulağının ucu kesilmiş deve veya koyun.
MAKSÜE: Hıyar tarlası.
MAKŞUR: Soyulmuş, kabuğu çıkarılmış.
MAKŞUVV: Men' ve kahrolmuş. Tab'ından çıkarılmış.
MESCİD-İ AKSÂ: Kudüs'te çok eskiden gelen peygamberlerin (A.S.) yaptırdıkları mâbed.
MÜSTAKSÎ: (Kusv. dan) Dikkatle araştıran. * Sonuna, nihâyetine varmak isteyen.
MÜSTAKSİM: (Kısım. dan) Bölüşen, pay eden, taksim eden. * (Kasem. den) Yemin isteyen.
MAKSAD VE MÜSTEKARRIN TEMEYYÜZ: Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
NAKS: Eksiklik, noksan, kusur. * Azaltma, eksiltme. (Bak: Nâkıs)
NAKS: Nakletmek. * İfsad etmek, bozmak. * Evmek. Acele etmek. * Kimseye lâkap takmak. * Ayıplamak. * Kilise çanını çalmak. Çan çalmak, çana vurmak.
NAKŞ: Bir şeyi çeşitli renklerle boyamak. * Resim. * Tezyin etmek. * Bedene batmış dikeni çıkarmak. * Bir şeyin esasını araştırmak. * Yaymak. * Suda ıslanmış hurma. * İpekle, sırma ile işleme. * Mc: Hile.
NAKŞ-I DİL-FİRİB: Gönül aldatıcı suret.
NAKŞ-I KADEM: Ayak izi.
NAKŞ-I KİLKÎ: Kalemle yapılan nakış.
NAKŞ-BEND: f. Kumaşların nakışlarını bağlayarak ipek tellerle tezgâhı hazırlayan. Nakış işleyen. * Ressam.
NAKŞ-BENDÎ: f. Kalbde zikir yoluyla, tefekkür ile İlâhî sevgiyi, uyanıklığı nakşa çalışan mânâsiyle, Şeyh Bahâüddin Nakş-bendî nâmındaki azîm bir velinin kurduğu ve en ziyade hafî zikre dayanan tarikata mensub olan.(Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbanî (R.A.) Mektubat'ında demiş ki: "Hakaik-ı imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevaâcid ve keramata tercih ederim."Hem demiş ki: "Bütün tariklerin nokta-i müntehası, hakaik-ı imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.Hem demiş ki: "Velâyet üç kısımdır: Biri velâyet-i suğra ki, meşhur velâyettir. Biri velâyet-i vusta, biri velâyet-i kübradır. Velâyet-i kübra ise; veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır."Hem demiş ki: "Tarik-ı Nakşîde iki kanad ile sülûk edilir." Yâni: Hakaik-ı imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa, o yolda gidilmez.
NAKŞ-PERDAZ: f. Nakış yapan ressam.
NAKŞ-PERDAZÎ: f. Ressamlık.
NAKŞ-TIRAZ: f. Süslü işlemeler.
NESAKSÂZ: f. Tertib eden, düzenliyen, tanzim eden, düzen veren.
NAKŞ-TIRAZ: f. Süslü işlemeler.
RAKS: Sıçrayarak oynamak, dansetmek.
RAKS-I MÜKERRER: Tekrar tekrar yapılan raks. Döne döne oynama.
RAKSÂN: Rakseden, dans eden, oynayan.
RAKSKÜNÂN: f. Raksederek, raksede ede, oynıyarak, oynıya oynıya.
RAKŞ: Nakşetme, süsleme.
RAKŞA': (C.: Rukaşâ) Alaca yılan. * Süslü kadın.
RAKŞ: Nakşetme, süsleme.
SAKSAKA: Sığırcık kuşunun ötmesi. * Çok söylemek, çok konuşmak. * Serçenin terslemesi.
SEBR VE TAKSİM: Mantıkta bir isbatlama tarzı ve usulüdür. Bu iki kelime beraber kullanıldığı gibi, "delil-i taksim, delil-i münkasım" gibi tâbirlerle de söylenir. Bu isbatlamada bir şeyin aslında bulunan vasıflar, illet olmaktan birer birer ibtal edildikten sonra, tam illet olmaya elverişli olan tesbit edilir. (Lât: Residu: Arkada kalan, bâkiye.) Taksim: Man: Bir bütünü hariçte hiç artmamak şartıyla bölmek.
ŞAKŞAKA: Doğan kuşunun veya serçenin ötmesi.
TAKSİB: Kıvırcık yapmak.
TAKSİF: Çok kırmak.
TAKSİM: (Kısım. dan) Bölme. Parçalara ayırma.
TAKSİM-İ A'MÂL: İş bölümü, iş taksimi.(Sani'i-i Zülcelâl'in hilkat-i âlemde câri ve taksim-ül-a'mâl kaidesinden akan kanun-u tekemmül ve terakkide mündemiç olan rıza ve işaretinin imtisali farz iken, itaat tamam edilmemiştir. Şöyle: Kaide-i taksim-ül-a'mâli muktazi olan hikmet-i İlâhiyenin dest-i inayetiyle beşerin mahiyetinde ekmiş olduğu istidadât ve muyulâtla şeriat-ı hilkatin farz-ül-kifayesi hükmünde olan fünun ve sanayiin edasına bir emr-i manevî vermişken su-i istimalimiz ile o istidaddan tevellüd eden meyle kuvvet ve meded verici olan şevki bu hırs-ı kâzib ve şu re's-i riya olan meylü't-tefevvuk ile zayi edip söndürdük. Elbette isyan eden cehenneme müstehak olur. Biz de bu hilkat denilen şeriat-ı fıtriyenin evamirine imtisal edemediğimizden cehennem-i cehl ile muazzeb olduk. Bu azabdan bizi kurtaracak taksim-ül-a'mal kanunuyla amel etmektir. Zira seleflerimiz taksim-ül-a'mâlin ameli ile cinan-ı ulûma dâhil olmuşlardır. R.N.)
TAKSİM-İ GURAMÂ: Kârı veya zararı ortaklar arasında koydukları sermaye nisbetinde taksim etmek. * Fık: Bir borçlunun terekesini alacaklıların borç miktarları nisbetinde aralarında taksim etmek.
TAKSİMÂT: Taksimler. Bölmeler. Cüz cüz ayırmalar.
TAKSİR: (Kasr. dan) Kısaltma, kısma. * Kusur, hata, kabahat, suç. Günah. * Bir işi eksik yapma. * Bir şeyi yapabilir iken yapmama. * Zayıflatmak, süstlük etmek. * Geri kalmak.
TAKSİRAT: (Taksir. C.) Kusurlar, suçlar, günahlar, kabahatlar.
TAKSİS: Kireç ile bina yapmak. * Kireç ile sıvamak.
TAKSİT: (Kıst. dan) Belli zamanlarda parça parça ödenecek para.
TAKŞİR: (Kışr. dan) Kabuğunu soyma.
TARÎK-İ NAKŞÎ: Şeyh Bahaüddin Nakşbendî Hazretlerinin kurduğu tasavvuf yolu. (Bak: Nakş-bendî)(Tarîk-i Nakşî'de dört şeyi bırakmak lâzım: Hem dünyayı, hem nefis hesabına âhireti dahi maksud-u hakiki yapmamak; hem vücudunu unutmak; hem ucbe, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir. S.)
VAKS: Fahişe kısmının fahişeliğini zikrederek anlatmak. * Bedene uyuz illeti yayılması.
VAKS: Boynu vurup kırmak.
VAKŞ: His. * Hareket.
VAKŞ: His. * Hareket.
ZEVRAKSÜVÂR: f. Kayığa binen. Sandala binmiş olan.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AKS-ÜL AMEL : İstenilen şeyin zıddı hasıl olması. Tersine oluş. (Reaksiyon) * Edb: Edebi san'atlardandır. Bir cümle veya mısrânın altını üstüne getirmekle, başka bir cümle veya mısrâ yapmaktır. Pertev paşanın: "Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var." mısrâında olduğu gibi.(Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihatı, bazan damara dokundurur; aksülamel yapar. M.)
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...