Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
AKU: f. Baykuş, puhu.
AKUB: Toz.
AKUK: (Bak: Ukuk)
AKUL: İshalden kurtaran bir ilâç.
AKUM: İyileşmez yara. Kısırlık.
Zahmet.
AKUR: Yaralıyan, ısıran köpek. Kuduz, azgın köpek.
Çok şerir, kötü kimse.
AKURÂNE: f. Kuduzcasına, kudurmuşcasına, saldırırcasına.
AKUSTİK: Fr. Sese ait.Ses mevzuu. Kapalı yerde ses dağılma sistemi.
AKÜMÜLATÖR: Fr. Fiz: Elektrik enejisini depo eden cihaz.
İçerisinde 'AKU' geçenler
AKUB: Toz.
AKUK: (Bak: Ukuk)
AKUL: İshalden kurtaran bir ilâç.
AKUM: İyileşmez yara. Kısırlık. * Zahmet.
AKUR: Yaralıyan, ısıran köpek. Kuduz, azgın köpek. * Çok şerir, kötü kimse.
AKURÂNE: f. Kuduzcasına, kudurmuşcasına, saldırırcasına.
AKUSTİK: Fr. Sese ait.Ses mevzuu. Kapalı yerde ses dağılma sistemi.
AKÜMÜLATÖR: Fr. Fiz: Elektrik enejisini depo eden cihaz.
BAKÛRE: Sığır sürüsü. * Budala. Fayda ile zararı birbirinden ayırt edemeyen.
BAKÛRE: Turfanda yemiş. * Evvel yetişen.
FAKUS: Hıyar. * Kavun.
FAKÜLTE: (Fr. Faculty) Üniversitelerin, ihtisas mevzuu bakımından ayrılmış kollarından her biri. * Hassa, meleke, iktidar. Kabiliyet, kuvvet.
ÇAKUÇ: f. Çekiç.
HAKUD: Çok kin güden, hasetçi.
HATT-I ŞAKUL: Çekül doğrultusu. Yer çekimi istikametinde, dünyanın merkezine doğru.
HÜKM-İ KARAKUŞÎ: Karakuş hükmü. * Mc: Hesaba kitaba gelmiyen, mantığa uymayan hüküm.
KABAKULAK: Tıb: Daha ziyade tükrük bezlerini şişiren bulaşıcı ve ateşli bir hastalık.
KAKUM: Kürkü makbul bir cins kedi.
KAKUNC: Kanbel otu. (İt üzümünün bir nevidir.)
KAKUZE: (C.: Kavâkiz) Boş maşrapa.
KAKÜL: (Kâgül) f. Alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmiş saç.
KELB-İ AKUR: Azgın, saldırgan köpek.
MAKUL: (Kavl. den) Denilmiş, söylenilmiş. * Söylenilen söz.
MAKULAT: (Makule. C.) Çeşitler, takımlar. Kategoriler.
MAKULE: Takım, çeşit. Kategori.
NAKUR: Sur gibi ağızla üflenerek çalınan boruya denir. Nakr; vurmak ve didiklemek mânalarına geldiği gibi, boru çalmak mânasına da gelir. Çünkü boru çalındığı zaman, içinden hava tazyiki ile didiklenmiş olacağı gibi, dışından da o ses, çarptığı kulakları didikleyeceği cihetle boruya "minkar" mânasıyla alâkadar olarak "nâkur" denilmiştir. Boru çalınmak, askerin seferi için hareket kumandası demek olduğu gibi, borusu ötmek de emir ve kumandasının nüfuzundan kinaye olur. E.T.)
NAKUS: Kiliselerde asılı bir vaziyette durup belirli vakitlerde çalınan çan. Kilisenin büyük çanı.
NAZRAKÜNÂN: f. Seyrederek, bakarak.
RAKUD: (C.: Revâkıd) Derinliği fazla olan küp.
SAKUR: Sivri burunlu büyük balta. Külünk.
SAKUR: Deyyus.
ŞAKUL: (Çekül) Geo: Bir yerin umumi hattını tâyin için kullanılan âlete denir. Bir ağır cismi ip ile yüksekten sarkıtmakla bir duvarın ne derece yatık, eğri veya doğru olduğu anlaşılması gibi.
ŞAKULÎ: Şâkule bağlı, onunla alâkalı, onunla nisbeti olan şey. Geo: Düşey.
ŞİKEN-İ KÂKÜL: Kıvırcık saç.
ŞİKEN-İ KÂKÜL: Kıvırcık saç.
TAHAKÜM: Hükmedişmek.
TAKUT: Feryun adı verilen darı cinsi.
TEAKUB: Birbiri ardınca olmak, peşinde olmak. * Bir nesneyi sonradan çoğaltmak.
TEAKUD: (Akd. den) Bağlaşma, akidleşme.
TEFAKUM: İş büyüyüp güçleşme.
TEFAKÜH: (Fâkihe. den) Birbirlerine karşılıklı yemiş atma. * Mc: Şakalaşma.
TELAKÜM: Yumruklaşma. Boks.
TENAKUS: Noksanlaşmak. Azalmak. Eksilmek.
TENAKUSÂT: (Tenakus. C.) Eksilmeler, azalmalar.
TENAKUZ: Sözün birbirini tutmaması. Konuşmada beyan edilen söz ve fikirlerin birbirine zıt olması. * Man: İki şeyin birbirine nakiz olması. Bir şeyin nakizi, o şeyin ref'inden (kaldırılmasından) ibarettir.
TENAKUZÂT: (Tenakuz. C.) Tenakuzlar.
TENAKÜH: Nikâhlanmak.
TENAKÜR: Bilmezlikten gelmek. Tecâhül etmek. * Birbirine adâvet etmek.
TERAKUS: Karşılıklı olarak oynaşıp raksetme.
TERAKÜB: Birbirine bağlanıp kenetlenme. * Birbirinin üzerine binme.
TERAKÜL: Vuruşmak, döğüşmek.
TERAKÜM: Birikme, yığılma. * Birbiri üzerine sıkışma.
TERAKÜMÂT: (Teraküm. C.) Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler.
TESAKUL: Ağırdan alma, oyalanma, tembellik etme.
TESAKUT: Birbiri ardınca düşmek. Birbirini düşürmek. Düşüşmek.
TESAKUTAN: Ardı ardına düşerek. Karşılıklı düşürmek suretiyle.
TESAKÜR: Sarhoş olmak.
TEŞAKÜL: (şekl. den) şekil ve suretçe bir olma. Birbirine uyma.
TEŞAKÜS: Husumet edişmek, düşmanlık yapmak.
TEVAKUN: Noksan etmek, eksiltmek.
TEVAKÜL: (Vekl. den) Birbirini vekil etme.
TEZAKÜR: Birbirini zikretmek.
TEŞAKÜL: (Şekl. den) Şekil ve suretçe bir olma. Birbirine uyma.
VAKUD: Odun, kömür gibi yakılacak şeyler.
VAKUR: Ağırbaşlı, temkin sahibi. İzzetli, vakarlı.
VAKURANE: f. Ağırbaşlılıkla. Düşünce ve tedbirlilikle. Temkinle.
YAKITÎ (YAKUTÎ): Kırmızı üzüm.
YAKUT: Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
YAKUT-U MÜZAB: Erimiş yakut. * Göz yaşı. * Kan. * Kırmızı şarap.
YAKUT-U ZERD: Sarı yakut. * Güneş.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AKUB : Toz.
AKA : İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...