Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ALÎK: Hayvana bir defada verilen yem.
Asılan torba.
ALÎK-ÜD-DEVÂB: Yem torbası.
ALİKA: İçine birşey koyacak torba.
Yem.
İçerisinde 'ALÎK' geçenler
ALÎK-ÜD-DEVÂB: Yem torbası.
ALİKA: İçine birşey koyacak torba. * Yem.
AMALİKA: Çok eskiden Sina yarımadasında yaşadıkları sanılan ve gariplikleriyle şöhrete erişen bir kavim.
CÜVALİK: (C.: Cevâlik) Çuval.
ENES İBN-İ MALİK: Ensardan ve Ashâb-ı Kiram'ın fakihlerindendir. Hicretin ibtidasından itibaren on sene Resul-i Ekrem Efendimizin (A.S.M.) hizmetinde bulunmakla şeref kazanmıştır.Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) 2630 Hadis-i Şerif rivâyet etmiştir. 100 yaşına kadar yaşamış, hicri 92 veya 94 senelerinde Basra'da ebedî hayata kavuşmuştur. En son vefat eden sahabe, Hazret-i Enes'tir. (R.A.)
FELİZALİK: (Bak: Felihâzâ)
ÇÂLİK: f. Çelik çomak oyunu.
HALİK: Helâk olan. Mahv olan. Fenaya giden. Fâni. Zâil.
HALİK: Tıraş edilmiş.
HALİKA: (C.: Halayık) Tabiat, mahlukât.
HALİKE: Çok hırslı, haris olan nefis.
HALİKÎ: Demirci.
HUDUD-U MEMALİK: Memleket hudutları. Ülkenin sınırları.
İMAM-I MÂLİK: (Hi: 93-179) Medine-i Münevvere'de doğdu. İmâm Mâlik bin Enes diye anılır. Mâlikî Mezhebinin imamı. El-Muvatta isimli eseri, "Kütüb-ü Sitte"ye dahil olacak kıymettedir. Mezhebinin mensubları, Afrika ve Endülüs'te çok yayılmıştır. Bu mezhepte olana "Malikî" denir.
İTALİK: Fr. Üstten sağa doğru yatık matbaa harfi.
KEVALİK: Kısa boylu.
KEZALİK: Bunun gibi. Böylece. Bu da böyle.
LAALİK: Doğrulukla kalkıp durmak.
LEKALİK: (Laklak. C.) Leylekler.
LEKALİK: Büyük, etli, şişman kadın. * Büyük deve.
Lİ-ZALİK: Bundan dolayı. Bundan ötürü.
MAAZALİK: Şu var ki. Bununla berâber.
MALİK: Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan. * Her şeyin sâhibi olan Allah. * Cehennem zebânilerine hâkim ve onları idare eden meleğin adı.
MALİK-ÜL MÜLK: Bütün mülkün hakiki mâliki olan Allah (C.C.)
MALİK-İ YEVMİDDİN: Herkesin dünyâda yaptığının mükâfat ve cezasını göreceği yer olan âhiretin, din gününün, mâliki, sahibi olan Allah (C.C.)
MALİKANE: f. Büyük ve gösterişli köşk. * Tar: Bir kimseye, gelirinden hayatı boyunca istifade etmek; fakat satamamak ve miras bırakamamak şartıyla verilen beylik arazi.
MALİKÎ: (Bak: İmam-ı Mâlik)
MALİKİYET: Malik ve sahib olma.
MEHALİK: (Mehleke. C.) Tehlikeler. Tehlikeli işler. Korkulan yerler.
MEMALİK: (Memleket. C.) Memleketler.
MEMALİK-İ HÂRRE: Sıcak memleketler. İklimi çok sıcak olan mıntıkalar.
MEMALİK-İ OSMANİYE: Osmanlı memleketi. Osmanlılara aid memleketler.
MEMALÎK: (Memluk. C.) Köleler. kullar.
MESALİK: (Meslek. C.) Meslekler. Tutulan yollar. Süluk edilen yollar.
MEZALİK: (Mezlaka. C.) Kaygan yerler. Ayak kayacak yerler.
MUNTALİK: (Talâk. dan) Salıverilmiş, bırakılmış. * Bağsız. * Kederi, hüznü ve gamı olmıyan. Sevinçli, mesrur, neşeli.
MÜNGALİKA: Kapalı, mesdud. * Kilitli.
MÜTEHÂLİK: (Helâk. dan) Tehâlük eden, kendini tehlikeye atacak kadar acele eden.
MÜTEHÂLİKÂNE: f. Acelecilikle, çabuklukla.
MÜTEMALİK: Kendini tutan, nefsine hâkim olan.
MÜTESALİK: Uçucu, uçan. * Tırmanan, tırmanıcı.
PALİKANE: f. Büyük han kapılarının ortasındaki küçük kapı.
PALİKARYA: Mc: Kabadayı, yiğit, cesur. * Rum gençleri.
SAALİK: Dilenciler. * Serseriler. * Kalenderler. * Dervişler.
SAHSALİK: Katı, şiddetli, şedid. * Yaşlanmış, ihtiyar kadın. * Şiddetli ses.
SÂLİK: (Sülûk. dan) Bir yolda giden. Belli bir yol tutup giden. * Bir tarikat yolunda olan.
SÂLİKÂN: (Sâlik. C.) Sâlikler. Bir tarikata girmiş veya bir şeyhe bağlanmış kimseler.
SÂLİKÛN (SÂLİKÎN): (Sâlik. C.) Sâlikler. Sülûk edenler.
TALİK: Güleryüzlü adam. Mütebessim kimse. * Düzgün söz söyleyen kimse.
TALİK: Azad olunan esir. Serbest bırakılan esir.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ALÎK-ÜD-DEVÂB : Yem torbası.
ÂLİ : Büyük, yüksek, şerif, celil, aziz olan.
ÂL : Yüksek. Âlî. Yüce. Bülend.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...