Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ALAK: Zahmet, meşakkat gidermek.
ALAK: Sakız.
ALAK: Kan. Kızıl veya koyu ve uyuşuk kan.
Yapışkan veya ilişken nesne.
Hayvanat.
Bir işe mülâzemet eylemek.
Husumet-i lâzime veya muhabbet-i lâzime. Aşk ve muhabbet eylemek. Bir işe başlayıp o işe devamlı olmak.
Bir şeye ilişip tutulmak.
Yapışkan, balçık ve çamur.
Kadının gebe kalması.
Pıhtılaşmış kan.
Sülük. (Kamus'tan hülâsa)
ALAK-I DEM: Kan pıhtısı, pıhtılaşmış kan.
ALAK SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
ALÂKA: İlişik, rabıta, merbutiyet.
Gönül bağlama, sevgi, münasebet, taalluk, irtibat, mâlikiyet. Tasarruf. Müdâhale hakkı. Hisse.
Edb: Bir kelimenin hakiki mânâsından mecâzi mânâsına nakledilmesinin sebebidir. (Temiz ahlâklı, güzel huylu kimselere melek denildiği gibi.)
ALAKA: Kan pıhtısı. Uyuşuk kan.
ALÂKABAHŞ: f. İlgi uyandıran. Alâka uyandıran.
ALÂKADAR: Alâkalı, münâsebetdar.
İçerisinde 'ALAK' geçenler
ALAK-I DEM: Kan pıhtısı, pıhtılaşmış kan.
ALAK SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
ALÂKA: İlişik, rabıta, merbutiyet. * Gönül bağlama, sevgi, münasebet, taalluk, irtibat, mâlikiyet. Tasarruf. Müdâhale hakkı. Hisse. * Edb: Bir kelimenin hakiki mânâsından mecâzi mânâsına nakledilmesinin sebebidir. (Temiz ahlâklı, güzel huylu kimselere melek denildiği gibi.)
ALAKA: Kan pıhtısı. Uyuşuk kan.
ALÂKABAHŞ: f. İlgi uyandıran. Alâka uyandıran.
ALÂKADAR: Alâkalı, münâsebetdar.
ASALAK: Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve onlara zarar veren hayvan veya bitki. Parazit. * Mc: Başkalarının sırtından geçinen kimse.
BÂLÂKAMET: f. Yüksek boy. * Yüksek şeref.
FALAK: Tomruk. * Falaka. * Sabah aydınlığı.
FALAKA: İki ucunda bir ipin iki uçları bağlı, bir sırıktan ibaret olan ceza âleti.
ÇALAK: f. Yerinde durmayan, çabuk, oynak. Dâima çalışan. Her bir hareketi çabuk olan. * Akıl ve ferâseti açık.
ÇALAKÎ: f. Çeviklik, süratlilik, tezlik.
ÇEVİK ÇALAK: Tez, hareketli, çalışan. Yerinde durmayıp hareket eden.
GALAK: (C: Ağlak) Kapı kilidi.
GALAKA: Deri dibâgat ağacı.
HALAK: Nasib, hisse.
HALAK: Eskimiş ve yıpranmış bez. Paçavra.
HALAK: (Halka. C.) Halkalar.
HALAKA: (Hâlik. C.) Berberler.
HALAKAT: Halkalar.
HALAKAT: Halukluk, güzel ahlâklılık, iyi huyluluk. * Düzlük, dümdüzlük.
HALAKÎ: Paçavracı.
HALAKİM: (Hulkum. C.) İnsan ve hayvanlarda boğazlar.
KALAK: Can sıkıntısı. Gönül darlığı. Kararsızlık. * Zahmet. Meşakkat.
KAT'-I ALÂKA: Alâkayı kesme.
MA-HALAKALLAH: Allah'ın (C.C.) yarattığı ve halkettiği her şey. * Kalabalık, izdiham.
MALAK: Manda yavrusu. Buzağı.
MALAKELAM: Diyecek yok. Söz götürmez.
MUGALAKA: Diğerleri karışmayarak iki kişinin atlarıyla yarışması.
TALÂK: Boşamak. Boşanmak. * Bağlı olan bir şeyi çözmek, ayırmak. * Nikâhlı karısını bırakmak.
TALÂK-I BÂYİN: Yeniden evleniyorlarmış gibi kadının rızası ile tekrar nikâh edilmedikçe geri alınamayacağı talâk. Kadın istemiyorsa erkek zorla alamaz. İddet sırasında kadın, erkeğin evinde kalmaz. Erkek üçüncü defa verdiği bâin talaktan sonra, üzerinden hulle geçmeden karısını bir daha (kadın istese de) alamaz. (Bak: Hulle)
TALÂK SURESİ: Medenîdir. Nisâ Suresi de denir. Kur'an-ı Kerim'in 4. Suresidir.
TALAK: (At) sıçramak ve kalkmak.
TALAKAT: Dil açıklığı. Selâset. Düzgün sözlülük. * Güler yüzlülük.
TALAK-NAME: f. Boşama kâğıdı.
VÂLÂKADD: f. Boyu yüksek, uzun boylu.
VÂLÂKADR: f. Değeri yüksek, kadri yüce.
YALAK: Hayvanların su içmelerine mahsus içi oyuk kütük veya taş. Çeşmelerin musluğu altına konulan tasa da bu ad verilir.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ALAK-I DEM : Kan pıhtısı, pıhtılaşmış kan.
ALA : Bahşişler. Lütuflar. Nimetler. İhsanlar.
ÂL : Yüksek. Âlî. Yüce. Bülend.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...