Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ALB: (C.: Ulub) Eser.
Yaşlı keler.
ALB: Yiğit, kahraman, bahadır, cesur gibi manalara gelen bir sıfattır.
ALBASTI: Ateşli bir lohusalık hastalığı, lohusa humması.
ALBATR: f. Yumuşak ve beyaz bir çeşit mermer, kaymak taşı.
ALBAY: Yarbay ile tuğgeneral arasındaki askeri rütbede olan üstsubay.
ALBORA: İtl. (Denizcilik) Serenlerin, direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması.
Floka küreklerinin, selâmlamak için yukarı kaldırılması.
Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması.
ALBÜM: Lât. Fotoğraf resimlerini veya sair resim, şekil ve hatıraları içine alan defter veya kitap.
ALBÜMİN: Fr. Tıb:Nebat ve hayvanların etli ve sulu kısımlarında bulunan karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt bileşiği gıdalı madde.
İçerisinde 'ALB' geçenler
ALBASTI: Ateşli bir lohusalık hastalığı, lohusa humması.
ALBATR: f. Yumuşak ve beyaz bir çeşit mermer, kaymak taşı.
ALBAY: Yarbay ile tuğgeneral arasındaki askeri rütbede olan üstsubay.
ALBORA: İtl. (Denizcilik) Serenlerin, direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması. * Floka küreklerinin, selâmlamak için yukarı kaldırılması. * Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması.
ALBÜM: Lât. Fotoğraf resimlerini veya sair resim, şekil ve hatıraları içine alan defter veya kitap.
ALBÜMİN: Fr. Tıb:Nebat ve hayvanların etli ve sulu kısımlarında bulunan karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt bileşiği gıdalı madde.
AN-SAMİM-İL KALB: Derûn ve kalbden, riyâdan âri ve hâli olarak. Kalbin samimiyyeti ile.
AN-SAMİM-İL KALB: Can ve yürekten, kalbden.
BASİRET-İ KALB: Gönül uyanıklığı. Kalb basireti.
BAST FÎ MAKAM-İL-KALB: Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir.
BÂTIN-I KALB: Kalbin içi. Kalbdeki hisler.(Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mâna-yı harfiyle sev. Mâna-yı ismiyle sevme. "Ne kadar güzel yapılmış" de. "Ne kadar güzeldir" deme. Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünki: Bâtın-ı kalb, âyine-i Samed'dir ve O'na mahsustur. S.)
DÂ-ÜL-KALB: Tıb: Kalb hastalığı, yürek çarpması.
DARABAN-I KALB: Kalb çarpıntısı, kalbin vuruşu.
DELAİL-İ KALBİYE: Kalbe âid deliller. Kalb ile bilinen deliller.
EHL-İ KALB: (Bak: Ehl-i dil)
EMRAZ-I KALBİYE: Kalb hastalıkları.(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevi olan hastalıklar, insanları aklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur!.. M.N.)
ESVED-ÜL-KALB: (Bak: Süveydâ)
FEVKALBEŞER: (Fevk-al beşer) İnsan gücünün üstünde, insanüstü.
ÇALBUS: f. Dalkavuk, yaltakçı.
GALBA: Ağaçları gür ve sık olan koruluk, bahçe. * Pek yüksek ve büyük tepe.
HABBET-ÜL KALB: (Bak: Süveydâ)
HALB: Süt sağmak.
HALB: Parçalama, pençeleme. * Birinin aklını başından alma.
HALBA: Ahmak. Şaşkın. * Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr.
HALBE: (C.: Halâbib) Bir yarış yapmak veya bir şeye yardım etmek için toplanan atlılar grubu.
HALBES: (C.: Halâbis) Bahadır, kahraman. Bir şeye sımsıkı bağlanıp ayrılmayan kişi.
HALBUKİ: (Hâl bu ki) Hakikat ve doğrusu şudur ki, öyle iken.
HALBUS: Serçeden küçük bir kuş.
HALECAN-I KALB: Kalb çarpıntısı.
HATIRAT-I KALB: Kalbe gelen hatıralar ve mânâlar.
HİCAB-I KALB: Kalbin boşlukları arasındaki zarların her biri.
HULUS-İ KALB: Kalbden, gönülden, içten samimiyet.
HUZUR-U KALB: Kalb huzuru, gönül rahatlığı.
İKSA-Yİ KALB: Gönül sıkıntısı, iç darlığı.
İNKA-YI KALB: Kalb temizliği, gönül temizliği.
İTMİNAN-I KALB: Kalbden ve gönülden inanma.
KALB: Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek. * Gönül. * Herşeyin ortası. * Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme. *İmanın mahalli. * Fuâd, sıkt-ül ilim, tâbut-ül ilim, beyt-ül hikmet, via-i ilim de denilir. (Dâima değiştiği ve hareket halinde olduğu için kalb ismi verilmiştir.) Bir şeyi geri döndürmek ve çevirmek. * Yüreğe vurmak veya dokunmak. Gönüle dokunmak. * Bir şeyin içini dışına ve dışını içine çevirmek. * Aks ve tahvil.(Ehl-i tahkik indinde; çam kozalağı şeklindeki cismanî et parçasına taalluk eden letaif-i Rabbaniyedir. Bütün kuvvetin mebdeidir. Dimağ ise; bütün hislerin mebdeidir.)(Kalb, imanın mahalli olduğu gibi, en evvel Sâni'i arayan ve isteyen ve Sâni'in vücudunu delâili ile ilân eden, kalb ile vicdandır. Zira kalb, hayat malzemesini düşünürken, en büyük bir acze mâruz kaldığını hisseder etmez, derhal bir nokta-i istinadı; kezalik, emellerin tenmiyesi (nemâlandırmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramağa başlar. Bu noktalar ise, iman ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem' ve basara hakk-ı takaddümü vardır.Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir latife-i Rabbaniyyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdan; ma'kes-i efkârı, dimağdır. Binaenaleyh, o latife-i Rabbaniyyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki; o latife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet, nasıl ki bütün aktar-ı bedene mâ-ül hayatı neşreden o cism-i sanevberî bir makine-i hayattır; ve maddî hayat onun işlemesi ile kaimdir. Sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar. Kezalik o latife-i Rabbaniye a'mâl ve ahvâl ve mâneviyatın hey'et-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesi ile mâhiyeti, meyyit-i gayr-i müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır. İ.İ.) (Bak: Hiss-i sâdis)
KALB-İ ÂHENİN: Demir gibi metin ve sağlam olan kalb.
KALB-İ HABİDE: Uyumuş kalb.
KALB-İ HARÂB: Harab olmuş gönül.
KALB-İ MECRUH: Yaralı kalb.
KALB-İ METRUK: Terkedilmiş kalb, bırakılmış gönül.
KALB-İ MUNTAZAM: Edb: Harfleri ters okunduğu zamanda da bir mâna çıkan kelimedir. Meselâ: "Reşat, taşer" gibi.
KALB-İ MUZTARİB: Iztırab çeken kalb.
KALB-İ NÂ-ŞÂD: Hüzünlü gönül, kederli kalb.
KALB-İ SELİM: Temiz gönül.
KALBEN: İçten, kalbden, yürekten, gönülden. Samimi olarak. Kendi kendine.
KALBGÂH: f. Ordunun sağ ve sol kanadlarının ortası. Merkez bölümü. * Canevi.
KALBÎ: İçten. Yürekten. Kalbe ait ve müteâllik. Samimiyetle. Riyâsızca.
KALBOLMA: t. Başka hâle gelme. Değişme.
KÂLBÜD: f. Kalıp, şekil. * Gövde, beden, insan veya hayvan cesedi.
KALBZEN: f. Kalpazan. Sahte para basan. * Yalancı.
KARABET-İ KALB: Kalb yakınlığı, gönül yakınlığı.
KALB-İ NÂ-ŞÂD: Hüzünlü gönül, kederli kalb.
LEV'A-İ KALB: İç yanıklığı, gönül acısı.
METANET-İ KALBİYE: Kalb sağlamlığı.
MÜBTEHİC-ÜL KALB: Kalbi mesrur olan. Sevinçli, memnun.
MÜNKESİR-ÜL KALB: Kalbi kırılmış. İncitilmiş, gücenmiş.
NALBANT: (Na'l-bend) f. Nal takan.
NAVEK-İ KALBÎ: İçten, kalbden çekilen âh.
RABT-I KALB: Kalb bağlama, gönül bağlama.
RAKİK-ÜL KALB: Yufka kalbli, çok merhametli, ince duygulu.
RİKKAT-İ KALB: Kalb rikkati, kalb yufkalığı.
SAFİYY-ÜL KALB: Kalbi temiz.
SAFVET-İ KALB: Fikir ve niyetinde hiçbir garazı ve kötü gâyesi olmamak, temiz kalbli olmak.
SALB: Asmak. Darağacına çekmek. Çarmıha germek. * Kemikten yağ çıkarmak.
SALBEN: Asarak, asmakla öldürmek suretiyle.
SALBETMEK: Asarak öldürmek.
SAMİM-ÜL KALB: Kalbin içi.
SEKTE-İ KALB: Kalbin durması. Kalbin sekteye uğraması.
SELİM-ÜL KALB: Temiz kalbli.
SEVAD-ÜL KALB: Kalbin ortasında var olduğu farzedilen kara leke. (Bak: Süveyda-ül kalb)
SEVDA-ÜL KALB: Kalbdeki siyah nokta. (Bak: Süveyda)
SÜVEYDA-ÜL KALB: (Sevâd-ül kalb, Sevdâ-ül kalb) Kalbin ortasında varlığı kabul edilen siyah nokta. Kalbdeki gizli günah. Buna Habbet-ül kalb, Esved-ül kalb de denir. Kalbdeki basiret mahalli diye bilinir. Eskiden bir kısım muhakkikler, kalbin mezkur mahalline; Mahall-i ulum-u diniyye demişler. Ekseriyyetle mahall-i idrak ve basiret olarak kabul edilir. Bir kısım âlimler de "Kalbin dahili olan akıldan ibarettir" demişler. (Kamus)Kalbdeki bu mezkûr nokta: Kâfirler ve Allaha isyan edenler için şekavet ve günah, mü'minler için ise: Basiret ve idrak mahalli olarak bilinir.
TASFİYE-İ KALB: Kalbini temizleme, yüreğini temizleme.
ZAHR-I KALB: Kuvve-i hâfıza. Ezber kuvveti. Ezbere.
ZİKR-İ KALBÎ: Kalb ile yapılan, sessiz zikir.
ZİYA-YI KALB: Kalbin ziyası, nuru, ışığı. Kalbin iman nuruyla ziyalanması, uyanması, gafletten halâs olması.
ZÜHD-Ü KALB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ALBASTI : Ateşli bir lohusalık hastalığı, lohusa humması.
ÂL : Yüksek. Âlî. Yüce. Bülend.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...