Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ALU: | f. Erik, şeftali. Tuğla fırını. |
| ALU-BÂLU: | f. Vişne. |
| ALU-YU BUHARA: | Türkistan eriği. |
| ALUD: | (Alude) f. Karışmış, karışık, mülevves. Bulaşmış. |
| ALUDE-DÂMÂN: | f. Eteği bulaşık, iffetsiz kadın. |
| ALUDE-GÂN: | f. (Alude. C.) Suçlular, kabahatliler. Bulaşıklar, bulaşmışlar. |
| ALUDE-GÎ: | f. Dalmış, garkolmuş. Bulaşıklık. |
| ALUFE: | (Ulüf. C.) Hayvan yemi. |
| ALU-GÜRDE: | f. Caneriği. |
| ALUK: | Arzu. Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve. Devenin otladığı ot. Süt. |
| ALUS: | f. Naz veya kırgınlık sebebiyle göz ucuyla bakmak. |
| ALUSÎ: | f. Nazlanarak göz ucu ile bakan kimse. |
| İçerisinde 'ALU' geçenler | |
| ACZ-ALUD: | f. Âcizlik, kuvvetsizlik, güçsüzlük. |
| ALU-BÂLU: | f. Vişne. |
| ALU-YU BUHARA: | Türkistan eriği. |
| ALUD: | (Alude) f. Karışmış, karışık, mülevves. Bulaşmış. |
| ALUDE-DÂMÂN: | f. Eteği bulaşık, iffetsiz kadın. |
| ALUDE-GÂN: | f. (Alude. C.) Suçlular, kabahatliler. Bulaşıklar, bulaşmışlar. |
| ALUDE-GÎ: | f. Dalmış, garkolmuş. Bulaşıklık. |
| ALUFE: | (Ulüf. C.) Hayvan yemi. |
| ALU-GÜRDE: | f. Caneriği. |
| ALUK: | Arzu. * Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve. * Devenin otladığı ot. * Süt. |
| ALUS: | f. Naz veya kırgınlık sebebiyle göz ucuyla bakmak. |
| ALUSÎ: | f. Nazlanarak göz ucu ile bakan kimse. |
| BÂLÛ: | f. Ana baba bir olan kardeş. * Siğil, sivilce. |
| BÂLÛAT: | Su dökecek çukur. * Lağım kuyusu. |
| BALÛDE: | f. Boy atmış, büyümüş. |
| BERÂY-I MALÛMAT: | Mâlûmat için. |
| BERF-ÂLUD: | f. Kar içinde, kara batmış. |
| BÜKÂ-ÂLÛD: | f. Ağlatıcı, gözyaşı döktürücü. |
| CALÛT: | (Bak: Yûşâ A.S.) |
| CEMALULLAH: | Allah'ın cemâli.CEMAM : Rahat olmak. Dinlenip yorgunluğu gidermek. İstirahat etmek. |
| CERBEZE-ÂLÛD: | Cerbezeli. Cerbeze ile olan faaliyet. |
| DUD-ALUD: | f. Dumanlı. |
| EŞK-ALUD: | f. Gözü yaşlı. |
| EŞK-ALUD: | f. Gözü yaşlı. |
| GALUTA: | (C: Gulutât) Kişiyi zora düşüren meseleler. |
| GAMM-ALUD: | f. Kederli, gamlı, hüzünlü, kaygı veren. |
| GARAZ-ALUD: | f. Garezi, hususi bir maksadı olan. |
| GERD-ÂLÛD: | f. Toz toprak içinde. |
| GERD-ÂLÛDE: | f. Toza toprağa bulaşmış, tozlu topraklı. * Mc: Maddiyatı olan kimse, paralı, zengin. |
| GİRD-ALUD: | f. Toz toprak içinde kalmış, toza bulanmış. |
| GUBAR-ÂLUD: | f. Tozlanmış, toza bulanmış. tozlu. |
| HAB-ALUD: | Uykulu. Uyku karışık. |
| HALALUŞ: | f. Kavga, döğüş, şamata, gürültü. |
| HALUB(E): | Sağılan şey. |
| HALUF: | Sütün veya yemeğin bozulması. |
| HALUK: | İyi huylu. Güzel ahlâklı. İslâma yakışır ahlâkta olan. İnsâniyyetli. |
| HALUM: | Yaş peynir gibi olan koyu yoğurt. |
| HEMALUŞ: | Kara balçık. |
| HIŞM-ÂLUD: | (Hışm-gîn, Hışmîn, Hışm-nâk) Kızgın, öfkeli. |
| HUMAR-ÂLUD: | f. Süzgün ve baygın göz. * Kendinden geçmiş, şaşkın. |
| HUN-ALUD(E): | f. Kana bulanmış. |
| HÜZN-ALUD: | f. Kederli. Hüzünlü. Gamlı. |
| IYALULLAH: | Halk, insanlar. |
| JENG-ÂLUD: | Paslı. |
| KALÛ: | (A, uzun okunur) Dediler. Onlar söylediler (meâlinde fiil). |
| KALÛ BELÂ: | Cenab-ı Hak ruhları yaratıp, onlara Rabbiniz değil miyim, meâlinde: "Elestü Bi-Rabbiküm" buyurduğunda, ruhlar: "Evet Rabbimizsin" meâlindeki Kalu Belâ diye cevap verdiklerini bildiren Kur'andaki bir tâbirdir. (Bak: Bezm-i elest) |
| KÂLUC: | f. Küçük parmak. * Güvercin kuşu. |
| KÂLUS: | f. Ahmak, ebleh, akılsız. |
| KALUS: | (C.: Kulus-Kalâyıs) Ayakları uzun genç deve. * Yüksek. * Murdarlıklar akan çay. Kirli ırmak. |
| KÂLUSANE: | f. Akılsızcasına, ahmakçasına. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ALU-BÂLU : | f. Vişne. |
| ÂL : | Yüksek. Âlî. Yüce. Bülend. |