Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
AMİ: Senevî, yıllık.
Avamca. İleri gelenden olmayan. Câhil. Havassa âit olmayan. Avama âit ve müteallik.
ÂMİD: Diyarbakır'ın önceki adı.
AMİD: Çok hasta.
Aşk hastası.
Başlıca nokta.
Önder, şef, komutan. Rehber.
Haraç alan kimse.
AMİG(E): f. Karışık.
Hakikat.
Mc: Çiftleşme.
AMİH: Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış.
AMİHTE: f. Karışmış, karışık.
AMİHTE-GÎ: f. Karışmış olma.
AMİJE: f. Şair.
Karışmış, karışık.
AMİK: Hicaz vilâyetinde ulu bir ağaç.
AMİK(A): Dibi çok aşağıda, derin.
Mc: İnceden inceye pek ziyade araştırma ve düşünceden sonra anlaşılabilen derin ve ince mes'ele.
AMİL: Arzusu, isteği olan.
ÂMİL: Yapan. İşleyen.
Sebep.
Vergi tahsiline memur kimse.
Mütevelli.
Vâli.
Gr: İraba te'sir eden yüz şeyden altmışı. (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir).
ÂMİLE: (C.: Avâmil) (Amel. den) Bacak, ayak.
ÂMİLETÂN: İki ayak, çift bacak.
AMÎM: Herkese mahsus. Umuma âit.
(C.: Umem) Tam, tamam.
AMÎM-ÜL İHSAN: Bağışı, bahşişi, ihsanı bol ve umumi olan.
AMİN: Yâ Rabbi! Öyle olsun, kabul eyle! (meâlinde olup, duânın sonunda söylenir). İncil'de iki yerde geçer. Tevrat'ta da geçer. İbranice ve Süryanicede de vardır. Hakikat, çok doğru, tamam mânâsındadır.
AMİN: Kim. Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen kimyevi maddelerin cins adı.
AMİN: İlerlemeyen. Yerinde sâbit ikamet eden.
ÂMİN: (Emn. den) Gönlü müsterih, kalbinde korku bulunmayan.
Emniyet ver.
AMİN ALAYI: Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasim.
ÂMİNE: Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın.
Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha)
AMİNEN: Emniyet ve huzur içinde, selâmetle, emin olarak. Sağlam olarak.
AMİN-HAN: (C.: Aminhânân) f. Amin diyen.
AMİR: Şen, mamur.
AMİR: Mâmur eden, harâbelikten kurtaran, şenlendiren.
İmâr olunmuş.
Devlete âit, mirî.
ÂMİR(E): Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren.
Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse. (Bak: İhcâc)
ÂMİR-İ MUTLAK: Kayıtsız şartsız herşeye hâkim olan.
ÂMİR-İ MÜSTAKİL: Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan.
ÂMİR-İ VİCDANÎ: Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran.
AMİRAL: Emir-ül bahr, Emir-ül-mâ. Bahriye kumandanı, kaptan. Deniz generali.
ÂMİRANE: f. Emredercesine. Amir imiş gibi.
Emreden büyük kimseye yakışır şekilde.
ÂMİRİYYET: Kumandanlık hâli.
Amir, emredici olmak.(Evet, bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, her şeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrât ordusundan ve nebatât fırkalarından ve hayvanât taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan Cünud-u Rabbaniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvini emirlerin, âmirane hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedâhetle bir Hâkimiyet-i Mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler. ş.)
ÂMİRZİŞ: f. Allah'ın afvetmesi, bağışlaması.
Bağışlama, afvetme.
ÂMİRZ-KÂR: f. Bağışlayan, affeden Allah.
Affeden, bağışlayan.
AMİS: Sirkeyle ıslanmış çiğ et.
AMİT: Yünü, üstüne yumak edip sarmak.
AMİT: (C.: Amâmit) Zarif, çeri, değerli kimse.
ÂMİYANE: f. Âdice. Bayağıca. Cahillere yakışır surette.
ÂMİYY: Avama ait, avamca.
ÂMİZ(E): f. Karışık, karışmış. (Âmihten) $ mastarından imtizaç etmek, karıştırmak mânasındadır.
ÂMİZE-MU(Y): f. Saçı sakalı kırlaşmış olan adam. Kır sakallı kimse.
ÂMİZE-MUYÎ: f. Kır saçlı ve kır sakallı kimse.
ÂMİZ-GÂR: f. Uygun, münâsib, yaraşır.
ÂMİZİŞ: f. Uysallık, imtizaç, uyuşma.
İçerisinde 'AMİ' geçenler
ABDULHAMİD LL: (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh)
ABİDAT-I İSLÂMİYE: İslâm medeniyeti anıtları.
AHAMİRE: Acem milletinden bir tâife.
AHLÂK-I HAMİDE: Beğenilen güzel ahlâk.(Hz. Muhammed (A.S.M.) bütün ahlâk-ı hamidede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye malik idi...... Onda içtima etmiş ahlâk-ı hamidedir ki her bir haslette en yüksek tabakada olduğuna dost ve düşman ittifak ediyorlar. M.)
ALAY İMAMI: Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askere imamlık vazifesini yapan subay.
ÂMİD: Diyarbakır'ın önceki adı.
AMİD: Çok hasta. * Aşk hastası. * Başlıca nokta. * Önder, şef, komutan. Rehber. * Haraç alan kimse.
AMİG(E): f. Karışık. * Hakikat. * Mc: Çiftleşme.
AMİH: Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış.
AMİHTE: f. Karışmış, karışık.
AMİHTE-GÎ: f. Karışmış olma.
AMİJE: f. Şair. * Karışmış, karışık.
AMİK: Hicaz vilâyetinde ulu bir ağaç.
AMİK(A): Dibi çok aşağıda, derin. * Mc: İnceden inceye pek ziyade araştırma ve düşünceden sonra anlaşılabilen derin ve ince mes'ele.
AMİL: Arzusu, isteği olan.
ÂMİL: Yapan. İşleyen. *Sebep. * Vergi tahsiline memur kimse. * Mütevelli. * Vâli. *Gr: İraba te'sir eden yüz şeyden altmışı. (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir).
ÂMİLE: (C.: Avâmil) (Amel. den) Bacak, ayak.
ÂMİLETÂN: İki ayak, çift bacak.
AMÎM: Herkese mahsus. Umuma âit. * (C.: Umem) Tam, tamam.
AMÎM-ÜL İHSAN: Bağışı, bahşişi, ihsanı bol ve umumi olan.
AMİN: Yâ Rabbi! Öyle olsun, kabul eyle! (meâlinde olup, duânın sonunda söylenir). İncil'de iki yerde geçer. Tevrat'ta da geçer. İbranice ve Süryanicede de vardır. Hakikat, çok doğru, tamam mânâsındadır.
AMİN: Kim. Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen kimyevi maddelerin cins adı.
AMİN: İlerlemeyen. Yerinde sâbit ikamet eden.
ÂMİN: (Emn. den) Gönlü müsterih, kalbinde korku bulunmayan. * Emniyet ver.
AMİN ALAYI: Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasim.
ÂMİNE: Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın. * Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha)
AMİNEN: Emniyet ve huzur içinde, selâmetle, emin olarak. Sağlam olarak.
AMİN-HAN: (C.: Aminhânân) f. Amin diyen.
AMİR: Şen, mamur.
AMİR: Mâmur eden, harâbelikten kurtaran, şenlendiren. * İmâr olunmuş. * Devlete âit, mirî.
ÂMİR(E): Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren. * Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse. (Bak: İhcâc)
ÂMİR-İ MUTLAK: Kayıtsız şartsız herşeye hâkim olan.
ÂMİR-İ MÜSTAKİL: Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan.
ÂMİR-İ VİCDANÎ: Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran.
AMİRAL: Emir-ül bahr, Emir-ül-mâ. Bahriye kumandanı, kaptan. Deniz generali.
ÂMİRANE: f. Emredercesine. Amir imiş gibi. * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde.
ÂMİRİYYET: Kumandanlık hâli. * Amir, emredici olmak.(Evet, bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, her şeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrât ordusundan ve nebatât fırkalarından ve hayvanât taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan Cünud-u Rabbaniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvini emirlerin, âmirane hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedâhetle bir Hâkimiyet-i Mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler. ş.)
ÂMİRZİŞ: f. Allah'ın afvetmesi, bağışlaması. * Bağışlama, afvetme.
ÂMİRZ-KÂR: f. Bağışlayan, affeden Allah. * Affeden, bağışlayan.
AMİS: Sirkeyle ıslanmış çiğ et.
AMİT: Yünü, üstüne yumak edip sarmak.
AMİT: (C.: Amâmit) Zarif, çeri, değerli kimse.
ÂMİYANE: f. Âdice. Bayağıca. Cahillere yakışır surette.
ÂMİYY: Avama ait, avamca.
ÂMİZ(E): f. Karışık, karışmış. (Âmihten) $ mastarından imtizaç etmek, karıştırmak mânasındadır.
ÂMİZE-MU(Y): f. Saçı sakalı kırlaşmış olan adam. Kır sakallı kimse.
ÂMİZE-MUYÎ: f. Kır saçlı ve kır sakallı kimse.
ÂMİZ-GÂR: f. Uygun, münâsib, yaraşır.
ÂMİZİŞ: f. Uysallık, imtizaç, uyuşma.
AN-SAMİM-İL KALB: Derûn ve kalbden, riyâdan âri ve hâli olarak. Kalbin samimiyyeti ile.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂMİD : Diyarbakır'ın önceki adı.
AMA' : Dağbaşlarında olan duman.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...