Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
AMİR: Şen, mamur.
AMİR: Mâmur eden, harâbelikten kurtaran, şenlendiren.
İmâr olunmuş.
Devlete âit, mirî.
ÂMİR(E): Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren.
Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse. (Bak: İhcâc)
ÂMİR-İ MUTLAK: Kayıtsız şartsız herşeye hâkim olan.
ÂMİR-İ MÜSTAKİL: Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan.
ÂMİR-İ VİCDANÎ: Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran.
AMİRAL: Emir-ül bahr, Emir-ül-mâ. Bahriye kumandanı, kaptan. Deniz generali.
ÂMİRANE: f. Emredercesine. Amir imiş gibi.
Emreden büyük kimseye yakışır şekilde.
ÂMİRİYYET: Kumandanlık hâli.
Amir, emredici olmak.(Evet, bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, her şeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrât ordusundan ve nebatât fırkalarından ve hayvanât taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan Cünud-u Rabbaniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvini emirlerin, âmirane hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedâhetle bir Hâkimiyet-i Mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler. ş.)
ÂMİRZİŞ: f. Allah'ın afvetmesi, bağışlaması.
Bağışlama, afvetme.
ÂMİRZ-KÂR: f. Bağışlayan, affeden Allah.
Affeden, bağışlayan.
İçerisinde 'AMİR' geçenler
AHAMİRE: Acem milletinden bir tâife.
ÂMİR(E): Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren. * Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse. (Bak: İhcâc)
ÂMİR-İ MUTLAK: Kayıtsız şartsız herşeye hâkim olan.
ÂMİR-İ MÜSTAKİL: Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan.
ÂMİR-İ VİCDANÎ: Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran.
AMİRAL: Emir-ül bahr, Emir-ül-mâ. Bahriye kumandanı, kaptan. Deniz generali.
ÂMİRANE: f. Emredercesine. Amir imiş gibi. * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde.
ÂMİRİYYET: Kumandanlık hâli. * Amir, emredici olmak.(Evet, bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, her şeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrât ordusundan ve nebatât fırkalarından ve hayvanât taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan Cünud-u Rabbaniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvini emirlerin, âmirane hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedâhetle bir Hâkimiyet-i Mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler. ş.)
ÂMİRZİŞ: f. Allah'ın afvetmesi, bağışlaması. * Bağışlama, afvetme.
ÂMİRZ-KÂR: f. Bağışlayan, affeden Allah. * Affeden, bağışlayan.
ARÂZİ-İ GAMİRE: Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler.
BİLÂD-I ÂMİRE: İmar edilmiş, yapılmış beldeler. * Devlet idaresindeki yerler.
CERRAHHÂNE-İ ÂMİRE: Geçen asırda yeni usullerle cerrahlık yapılan Osmanlı tıp müessesesi, cerrahhânesi.
DAMİR: (C.: Damâr) Kalb. * Niyyet.
DAMİR: Zayıf, ince.
ECAMİRE: Taifeler, kabileler, kavimler.
EHEVATININ MA-Fİ'Z-ZAMİRLERİ: Kardeşlerinin içinde gizli olan şeyler.
EVAMİR: Emirler, emredilenler, vazifeler. (Bak: Emr)
EVAMİR-İ TEKVİNİYE: Tekvine âit emirler.(Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelân-ı nümuv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim", doğru söyler. Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım", Biiznillâh olur, doğru söyler. Bir avuç su, meyelân-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım", metin demir onu yalan çıkaramaz, sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir. M.) (Bak: Emr-i tekvinî)
GAMİR: Ekilmemiş, terkedilmiş ıssız yer. * Faydalanılmamış şey. * Mamur olmayan harap yer.
GAMİR: Kurumamış yeşil ot.
GAZAMİR: Malı çok olan, zengin.
HAKK-I ÂMİRİYYET: Âmirlik hakkı.
HAMÎR: (Hımâr. C.) Eşekler. Hımarlar.
HAMÎR(E): Eyer yapmada kullanılan tüysüz beyaz deri.
HAMÎR: Hamur.
HAMÎR-İ MÂYE: Mayanın hamuru.
HAMÎRE: Hamur içine katılan maya.
HAMÎR-GÂR: f. Hamurcu, hamur yoğurucu.
HAZİNE-İ ÂMİRE: Tar: Para işlerini yönetmek üzere kurulmuş olan müesseselerden birinin adı. Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrelerinde para işleri "Beytülmal" denilen ve "Defterdar" adı verilen bir memurun idaresinde iken, sonraları teşkil olunan yeni idarelere göre çeşitli adlar verilmiştir. Hazine-i âmire, devlet kasası yerinde de kullanılırdı.
İCL-İ SAMİRÎ: Musa (A.S.) zamanında Samirî'nin yaptığı buzağı heykeli. (Bak: Samirî)
ISTABL-I ÂMİRE: Saray ahırı.
MA-Fİ-Z ZAMİR: Kalbde ve gönülde olan.
MATAMÎR: (Matmure. C.) Mezarlar, kabirler. * Bazı şeyleri saklamak için kullanılan toprakaltı yerler.
MATBAA-İ ÂMİRE: Devlet matbaası.
MATBAH-I ÂMİRE: Saray mutfağı.
MECAMİR: (Micmer. C) İçlerinde tütsü yakılan kaplar, buhurdanlar.
MENVÎ-İ ZAMİR: İçindeki niyet ve maksat.
MERAMİR: Çok etli, şişman kişi.
MESAMİR: (Mismar. C.) Mıhlar, çiviler.
MEZAMİR: (Mızmar. C.) Koşu meydanları.
MEZAMİR: Zebur kitabının sureleri. * Düdükler.
MUGAMİR: Nefsini tehlikeye koyan kişi.
MUKAMİR: Kumarbaz. Kumar oynatan.
MUNFASIL ZAMİR: Gr: Başka kelimeye bitişik olmayan zamir. Ene, Ente: Ben, sen.. gibi.
MÜTEKAMİR: Birbiriyle kumar oynayan. Kumar arkadaşı.
RUŞENZAMİR: Hakikatları bilen. Kalbi, gönlü hakikatlara vakıf olan.
SAMİR: Gece toplantıları.
SAMİR: Yemişli, meyvalı ağaç.
SAMİRÎ: Hz. Musa Peygamber zamanında Yahudileri şirke sevk eden. Hz. Musa'nın (A.S.) bulunmadığı yerde kavmini yaptığı buzağı heykeline taptırmağa çalışan bir yahudi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂMİR(E) : Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren. * Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse. (Bak: İhcâc)
AMİ : Senevî, yıllık. * Avamca. İleri gelenden olmayan. Câhil. Havassa âit olmayan. Avama âit ve müteallik.
AMA' : Dağbaşlarında olan duman.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...