Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ANİ: Ansızın, birdenbire. Bir anda. Hemen.
Son derece kızgın.
Olgunlaşmış, kemale erişmiş.
ANİ: (C: Anat-Unât) Mütevazi, alçak gönüllü.
Köle
Meşgul.
Iztırab çeken. Muztarib.
İşçi.
Müfettiş.
Tahsildar. (Müennesi: Aniye)
ANÎD: (İnad. dan) Çok inadçı.
Daima suyu akıp iyileşmeyen yara. (Bak: Anud)
ANÎDE: Kabile, ehl-i beyt.
ANİF: Sert, kaba.
ÂNİF: Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.
ÂNİF-ÜL BEYÂN: Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan.
ÂNİF-ÜZ ZİKR: Az önce bildirilen, biraz evvel tebliğ edilen.
ÂNİFE: Gençlik çağının başlangıcı.
ÂNİFEN: Yukarıda.
Az önce, biraz evvel.
ANİK: İnce, zarif, güzel. Acaib.
ANİK: Ense, boynun arkası.
ANİK: Çok nesne.
Devenin ancak dizini çekip yürüyebildiği kumlu yer.
ANİMİZM: Sosy: Ruhları İlâh sayan batıl bir din. Ruhlar cisimler gibi Allah'ın mahlukudur. Onun emirlerine tâbidir.
ANİN: f. Yağ çıkarmağa mahsus olan yayık.
ANİS: Şişman ve iri deve.
İhtiyar bekâr.
İhtiyar kız.
ANİSE: Cana yakın kız veya kadın.
ANİSE: f. Sıkı bağlanmış.
Koyulaşmış, katılaşmış şey. (Kan ve mürekkeb gibi akıcı maddeler.)
ANİYE: Son derece kızgın su.
ANİYE: (İnâ. C.) Yemek kapları, tabaklar, kap-kacaklar.
ANİZ: Iztırablı, muztarib.
İçerisinde 'ANİ' geçenler
ABDULKADİR-İ GEYLANÎ: (Bak: Geylânî)
ABDULKAHİR-İ CÜRCANÎ: (Bak: Cürcanî)
AFV-İ ANİL CERAHA: Huk: Kendisine cinayet yapılmış olan kimsenin, yaralanmadan dolayı malik olduğu kısas, diyet veya hükümet-i adl; yani, ehl-i vukufca tayin edilen diyet hakkını caniye bağışlamasıdır.
AFV-İ ANİLKAT': Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın, buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi.
AHKÂM-I KUR'ÂNİYE: f. Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri. (Bak: Hukuk)
ALÂNÎ: Açıkta, meydanda, herkesin gözü önünde.
ALÂNİYETEN: Herkesin önünde, açıkça, alânen.
ÂLEM-İ FÂNİ: Gelip geçici âlem, dünya.
ÂMİR-İ VİCDANÎ: Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran.
AMUD-U NURANÎ: Nurdan sütun, nurlu sütun.
ANCEHANİYE: Kibir, azamet.
ANÎD: (İnad. dan) Çok inadçı. * Daima suyu akıp iyileşmeyen yara. (Bak: Anud)
ANÎDE: Kabile, ehl-i beyt.
ANİF: Sert, kaba.
ÂNİF: Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.
ÂNİF-ÜL BEYÂN: Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan.
ÂNİF-ÜZ ZİKR: Az önce bildirilen, biraz evvel tebliğ edilen.
ÂNİFE: Gençlik çağının başlangıcı.
ÂNİFEN: Yukarıda. * Az önce, biraz evvel.
ANİK: İnce, zarif, güzel. Acaib.
ANİK: Ense, boynun arkası.
ANİK: Çok nesne. * Devenin ancak dizini çekip yürüyebildiği kumlu yer.
ANİMİZM: Sosy: Ruhları İlâh sayan batıl bir din. Ruhlar cisimler gibi Allah'ın mahlukudur. Onun emirlerine tâbidir.
ANİN: f. Yağ çıkarmağa mahsus olan yayık.
ANİS: Şişman ve iri deve. * İhtiyar bekâr. * İhtiyar kız.
ANİSE: Cana yakın kız veya kadın.
ANİSE: f. Sıkı bağlanmış. * Koyulaşmış, katılaşmış şey. (Kan ve mürekkeb gibi akıcı maddeler.)
ANİYE: Son derece kızgın su.
ANİYE: (İnâ. C.) Yemek kapları, tabaklar, kap-kacaklar.
ANİZ: Iztırablı, muztarib.
ARANİK: Su kuşlarından boynu uzun bir kuş.
ARMANÎ: f. Müteessif, kederli, üzüntülü. Pişman, nâdim.
ARZANÎ: Enine, genişliğine olarak.
ÂSÂNÎ: Suhulet, kolaylık.
ASBANÎ: f. Değirmencilik.
ASMANÎ: (C.: Asmâniyân) f. Gökyüzüne, aya, güneşe mensub. * Açık mavi.
ASMANÎ ÂHEN: f. Yıldırım.
ASR-I SÂNİ: İkinci asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
ASUMANÎ: Beşerî olmayan. Semavî olan. Göğe âit ve müteallik.
ATANİB: (İtnâbe. C.) Kısa ipler. * Uzun ipler. Sicimler. * Sâyebanlar.
AVANİ: Kapkacak, yemek takımları. * "Beni koru, hıfzeyle" meâlinde dua.
AVARIZ-I DİVANİYE: Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.
ÂYÂT-I KUR'ÂNİYE: Kur'ânın âyetleri.
BAG-BANÎ: f. Bahçıvanlık, bağcılık. Bağ bekçiliği.
BÂLÂHÂNÎ: f. Bir şeyi aşırı derecede yüksek gösterme, abartma, şişirme.
BALANİŞİN: f. Üstte, yukarıda oturan.
BANİ: Kurucu. Yapan. Yapıcı. Yaptırıcı. Binâ eden.
BÂRÂNÎ: f. Çivit mavisi renginde, Osmanlılar zamanında Selânik'te dokunan bir cins çuha. Yeniçeri ve Acemi oğlanlarına aralık ve ocak (erbain) aylarında verilen yağmurluk bârâniden yapılırdı. Yağmurluk, yağmurdan muhafaza eden şey. * Yağmurla ilgili.
BÂZERGANÎ: f. Tüccarlık, tâcirlik.
BECAYİŞ-İ MEKÂNÎ: f. Yer değiştirme. Mekân değişikliği.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ANÎD : (İnad. dan) Çok inadçı. * Daima suyu akıp iyileşmeyen yara. (Bak: Anud)
AN : En kısa bir zaman. Lahza. Dem. Cüz'i bir zaman.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...