Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ANK: Kapı, bâb.
Güzel, hoş, gökçek olmak.
ANKA: İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır.
Uzun boyunlu kadın.
Arabdan bir kimsenin lakabı.
Zahmet, meşakkat.
ANKA-YI MAĞRİB: Zümrüd-ü Anka kuşu.
ANKA-MEŞREBANE: Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.
ANKAS: Erkek tilki yavrusu.
ANKE: Sağlam olan nesne.
Ahmak.
ANKEB: Erkek örümcek.
ANKEBET: (C.: Anâkıb) Dişi örümcek.
ANKEBUT: Örümcek.(Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Ebubekir-i Sıddık (R.A.) ile küffarın tazyikinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gar-ı Hira'nın kapısında iki nöbetçi gibi, iki güvercinin gelip beklemeleri ve örümcek dahi perdedar gibi harika bir tarzda kalın bir ağla mağara kapısını örtmesidir ki: Örümcek zayıf ağı ile rüesa-yı Kureyş'e galebe etmiştir. Ayet diyor ki: En zaif bir hayvana mağlup olacaklarını o müşrikler faraza bilseler, bu cinayete ve bu suikaste teşebbüs etmiyeceklerdi... R.N.) (Bak: Beyt-i Ankebut)
ANKEBUT SURESİ: Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)
ANKEBUTİYE: Örümcekler.
ANKUR: Her nesnenin aslı.
ANKÛT: Örümcek. Evcil, al kumru.
ANKA-MEŞREBANE: Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.
İçerisinde 'ANK' geçenler
ANKA: İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır. * Uzun boyunlu kadın. * Arabdan bir kimsenin lakabı. * Zahmet, meşakkat.
ANKA-YI MAĞRİB: Zümrüd-ü Anka kuşu.
ANKA-MEŞREBANE: Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.
ANKAS: Erkek tilki yavrusu.
ANKE: Sağlam olan nesne. * Ahmak.
ANKEB: Erkek örümcek.
ANKEBET: (C.: Anâkıb) Dişi örümcek.
ANKEBUT: Örümcek.(Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Ebubekir-i Sıddık (R.A.) ile küffarın tazyikinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gar-ı Hira'nın kapısında iki nöbetçi gibi, iki güvercinin gelip beklemeleri ve örümcek dahi perdedar gibi harika bir tarzda kalın bir ağla mağara kapısını örtmesidir ki: Örümcek zayıf ağı ile rüesa-yı Kureyş'e galebe etmiştir. Ayet diyor ki: En zaif bir hayvana mağlup olacaklarını o müşrikler faraza bilseler, bu cinayete ve bu suikaste teşebbüs etmiyeceklerdi... R.N.) (Bak: Beyt-i Ankebut)
ANKEBUT SURESİ: Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)
ANKEBUTİYE: Örümcekler.
ANKUR: Her nesnenin aslı.
ANKÛT: Örümcek. Evcil, al kumru.
ANKA-MEŞREBANE: Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.
BA-ANKİ: Şu sûretle ki, o şartla ki.
BANKA: İtl. Faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.Faiz dinimizde günahtır. Bankalar dar gelirlilerin paralarını faiz karşılığı toplar, zenginlere daha yüksek faizle verir. Bunlar dar gelirlilerin tasarruf ettikleri paralarla bir iş yeri açar, bir mal üretir ve bu malın fiatına, ödedikleri faizi de ekliyerek paranın asıl sahibine satarlar. Böylece bankada faiz karşılığı para yatıran dar gelirliler, kendi paralarıyla üretilen bu malları satın almakla kendi aldıkları faizden daha fazlasını yani zenginin bankaya ödediği faizi ödemiş olurlar. Hem bankacıyı, hem banka ile iş yapan ticaret erbabını kendi paralarıyla çalışmadan zengin etmiş, fiatlarını yükseltmesine ve dar gelirlilerin zulme uğramasına âlet olmuş olurlar.İslâma uygun olan; iş ortaklığıdır. İş adamı paralarını kullandığı insanları, paraları ölçüsünde işine ortak yapmalı, kârını da zararını da buna göre bölüşmelidir. Böyle olursa hem fiatlar yükselmez, hem de bir kısım insanlar zenginleşirken, diğerleri fakirleşmez.
BANKER: Fr. Çok zengin kimse. Büyük sarraf.
BANKET: Bir otomobili uçtan uca kaplayan ve tek parçadan ibaret olan oturacak yer. * Karayollarında asfaltın her iki yanındaki balastlı kısım.
BANKINOT: (Banknot) ing. Kâğıt para.
BANKİZ: Kutub bölgelerinde deniz suyunun donmasıyla meydana gelen buzların tamamı. Bunlar ençok Kuzey Buz Denizinde görülürler.
BE-ŞART-I ANKİ: f. Bu şartla ki. Şu şartla ki.
BEYT-ÜL ANKEBÛT: Örümcek yuvası. * Mc: Derme çatma yapılmış ev. * Dayanıksız ve kuvvetsiz şey.(İnkılâb-ı siyasî cihetiyle dininden havf eden adamın dinde hissesi; beyt-ül ankebût gibi zayıf düşmüş cehalettir, onu korkutur... Takliddir, onu telâşa düşürttürür. Zira itimad-ı nefsin fıkdanı ve aczin vücudu cihetiyle, saadetini yalnız hükümetin cebinden zannettiğinden; kalbini, aklını da hükümetin kesesinden tahayyül eder, korkar. M.N.)
CANKURTARAN: t. Ölüm tehlikesinde olanları kurtarmak için kullanılan vasıta. * Hasta ve yaralıları hastahaneye taşıyan otomobil. Ambulans.
DÂM-I ANKEBUT: f. Örümcek ağı. Örümcek tuzağı.
DANK: (Dunuk) Darlık, dıyk.
DANKA': Dar, sıkıntı. Zararlı, zarara sebeb olan.
DEMANKEŞ: f. Zaman, müddet, vakit, an.
DEMANKEŞ: f. Zaman, müddet, vakit, an.
GASBEN ANK: Sana rağmen.
GÜLBANK: (Gülbang) f. Bir cemaat tarafından birlikte söylenen duâ, ilâhi, tekbir.
GÜLBANK-İ MUHAMMEDÎ (A.S.M.): Ezan.
HANK: (Hınk) Boğmak. Boğazını sıkıp öldürmek. Boğazı sıkılıp boğulmak.
HANK: Muhkem etmek, sağlamlaştırmak. * Bir şeyi çiğneyip damağıyla ezmek. * Davarın ağzına gem vurmak veya urgan koymak.
HANKAH: (Bak: Hangâh)
HANKAN: Boğmak suretiyle, boğarak.
İNANKEŞ: f. Dizgin çeken, hasaplı giden.
İTMİNANKÂRANE: f. İtminan göstermek suretiyle.
KANKAL: Büyük kile.
KANKANE: Yol göstermek.
KANKARİS: Börek.
KÂNKEN: f. Madenci. Maden kazıcısı.
LÜAB-I ANKEBUT: Örümcek ağı.
MANKEN: Fr. Elbiseleri prova veya teşhir etmek için terzilerin ve hazır elbise satıcılarının kullandığı tahtadan, kartondan, madenden vb. insan şekli.
NANKÖR: f. Gördüğü iyiliği unutan, nimeti inkâr eden. Nimetin şükrünü eda etmeyen, gafil.
TABANKEŞ: f. Yaya yürüyen piyade.
TANKER: ing. Akaryakıt taşıyan gemi veya kamyon.
TÂR-I ANKEBUT: Örümcek ağı.
TABANKEŞ: f. Yaya yürüyen piyade.
YANKESİCİ: Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice birşey çalan hırsız.
ZANK: Dar yer. Dar şey. * Darlık, sıkıntı.
ZANKÂ': (Bak: Dankâ')
ZİYANKÂR: f. Zarar veren, ziyancı. Zarar ve ziyan edici.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ANKA : İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır. * Uzun boyunlu kadın. * Arabdan bir kimsenin lakabı. * Zahmet, meşakkat.
AN : En kısa bir zaman. Lahza. Dem. Cüz'i bir zaman.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...