Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ÂRİF: (İrfan. dan) Bilen, bilgide ileri olan. Aşinâ, vâkıf. Hakkı, hakkı ile bilen.
Sabırlı ve mütehammil.
Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan.
Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.
ÂRİF-İ BİLLAH: Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
ÂRİF-İ ESRAR: İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan.
ÂRİF-İ MÜNEVVER: Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim. Arif-i Billâh.
ARÎF: Çok irfanlı, çok tanınmış, meşhur âlim.
Bir işten iyi anlayan.
ÂRİFAN: f. Ermişler. Arifler.
ÂRİFANE: t. Arife yakışır surette. Bilene yakışır şekilde. İrfan sahibi olarak.
ARİFLERİN MEZAKLARI: Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar.
İçerisinde 'ARÎF' geçenler
ÂRİF-İ BİLLAH: Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
ÂRİF-İ ESRAR: İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan.
ÂRİF-İ MÜNEVVER: Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim. Arif-i Billâh.
ÂRİFAN: f. Ermişler. Arifler.
ÂRİFANE: t. Arife yakışır surette. Bilene yakışır şekilde. İrfan sahibi olarak.
ARİFLERİN MEZAKLARI: Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar.
AVARİF: Mârifetler. * Arifler. İşten anlar olanlar. * Güzel ahlâk.
BASAL-İ HARİF: Acı soğan.
CARİF: Yıkıp harap etmek.
DÂR-ÜL MAARİF: Sultan Mecid zamanında Valide Sultan'ın İstanbul'da Sultan Mahmud türbesi civarında yaptırmış olduğu mekteb.
FASL-I HARİF: Güz mevsimi.
GADARÎF: (Gudruf. C.) Kıkırdak kemikleri, kıkırdaklar.
GARÎF: (C: Guruf) Birbirine girmiş sık ve çok ağaç.
GATARİF(E): (Gıtrîf. C.) Başkanlar, başlar, reisler, önderler. * Soylu ve asaletli kimseler, itibarlı ve seçkin kişiler.
HARF-İ TÂRİF: Arabçada, elif lâm harflerinin ismin başına gelmesi hali. (Bak: Lâm-ı ta'rif)
HARİF: (Hırfet. den) Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost. * Herif, âdi insan.
HARİF: Güz mevsimi, sonbahar. * Meyve toplama zamanı.
HARİF: Yemiş toplayan.
HARİFANE: f. Esnafça. Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan.
HARİFE: (C.: Harâif) Ev için sonbahar hazırlığı.
HARİFÎ: Sonbaharla alâkalı.
KUTB-UL ÂRİFÎN: Ariflerin en ileri geleni, en büyüğü. Maddi, mânevi ve İlâhi ilim sahiblerinin başı. Ariflerin kutbu. (Bak: Aktâb)
MAARİF: Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. * Meharet. Üstadlık. Hüner. * Marifetler. Mâruflar. Kültürler. * Çehrenin manzarada zâhir olan yerleri. * Bir memleketin okullarını ve tahsil ihtiyacını idâre ve te'mine çalışan bakanlık.
MAARİF-İ MÜTENEVVİA: Çeşit çeşit bilgiler.
MAARİF-İ UMUMİYE NEZARETİ: Maarif vekâleti. Milli Eğitim Bakanlığı.
MAARİF-MEND: (C.: Maarifmendân) f. Bilgili, bilgi sahibi. Kültürlü.
MAARİF-MENDÂN: (Maarifmend. C.) Bilgi sahibi kimseler, bilgililer.
MAARİF-PERVER: f. Maarifin yayılıp intişar etmesine çalışan. Maârife ait şeyleri muhafaza eden.
MASARİF: (Masraf. C.) Sarfiyatlar, masraflar. (Masârifât da denir.)
MASARİF-İ UMUMİYE: Umumi masraflar.
MASARİF: (Masruf. C.) Harcananlar, sarfolunanlar.
MASARİFAT: (Masârif. C.) Masraflar, giderler. Harcanan paralar.
MEVSİM-İ HARİF: Sonbahar, güz devresi.
MUNSARİF: (Sarf. dan) Geri dönen, çekilip giden. * Gr: Esre ve tenvin kabul eden isim.
MUSTARIF: Çıkarı ve menfaati için her yana başvuran.
MÜNHARİF: (Harf. den) İnhiraf eden, yoldan çıkmış. Eğilmiş, çarpık. Usulünden çıkmış, sağlam olmayan. * Tecviddeki mânâsı için "İnhirâf"a bakınız. * Geo: Dört kenarlı, fakat hiçbir kenarı birbirine müsâvi ve müvâzi (eşit ve paralel) olmayan şekil. Sadece iki kenarı birbirine müvâzi (paralel) olursa, ona şibih-i münharif denir.
MÜNHARİF-ÜL MİZAC: Rahatsız, keyifsiz.
MÜTEARİF: (Örf. den) Bilinen, bilinir, meşhur. * Birbirine tanıyan, tanışan.
MÜTEARİFE: Herkesin bildiği. Tanınmış. Meşhur. Doğruluğu âşikâr. * Man: İsbatı icab etmeyen söz.
NİHAL-İ ZARİF: İnce, güzel dal.
SARİF: (Sarf. dan) Değiştiren. * Harcayan, sarf eden.
SARİF: Kapı gıcırtısı. * Diş gıcırtısı. * Makara sesi.
SARİFE: (C.: Savârif) Değişiklik. Değişme.
SAVARİF: (Sârife. C.) Değişmeler. Değişiklikler.
SAVARİF-İ DEHR: Dünya değişiklikleri.
SAYARİF: (Sayrefî. C.) Sarraflar. * Kurnaz ve işini bilir kimseler.
ŞARİF: (C.: Şürüf) Yaşlı deve.
ŞİBH-İ MÜNHARİF: Geo: Yamuk. Yalnız iki kenarı paralel olan dörtgen.
TAKLİL-İ MASÂRİF: Masrafların azaltılması.
TECAHÜL-İ ÂRİFANE: Edb: Bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi gösterme. Bilen bir kimsenin, bilmez gibi davranması.
ZARİF(E): Zarafetli. İnce ve nâzik tavırlı. Güzel. Şık. İnce nükteli. * İnce nükteli ve güzel tâbirlerle konuşan.
ZARİF-ÜT TAB': İnce, zarif tabiatlı, güzel huylu.
ZARİFANE: f. Zariflikle, incelikle, zarif olana yakışır surette.
ZARİFE: Fazla ve lüzumsuz söz.
ZEHARİF: (Zuhruf. C.) Yalancı süsler, yaldızlar, gösterişler. * Sahte süsler.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂRİF-İ BİLLAH : Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
ARIK : Uykusuz kimse, uykusuz olma halindeki.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...