Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ARAT: Bölge, mıntıka.
Avlu.
İçerisinde 'ARAT' geçenler
AKARAT: (Akar. C.) Gelir getiren yapılar ve mallar.
BAHARAT: Karanfil, tarçın, karabiber gibi sert kokulu şeyler.
BEŞARAT: (Beşaret. C.) Beşaretler. (Bak: Beşaret)
BEŞARAT: (Beşaret. C.) Beşaretler. (Bak: Beşaret)
DARAT: f. Debdebe, tantana, şan, gösteriş, çalım.
EMARAT: Emareler, nişanlar, işaretler, ip uçları.
EMARAT-I HASENE: İyi alâmetler.
FARAT: Öne çıkan, geçen. * Issız yerlerde konan nişan ve işaret. * Kervan halkından önce su yerine varıp sakalık eden kimse.
FIKARÂT: (Fıkra. C.) Kıssalar, fıkralar, küçük hikâyeler. * Fasıllar, bölümler, kısımlar. * Cümleler, parağraflar. * Omurga kemiklerindeki boğumlar.
FIKARÂT-I ANİFE: Mezkur cümleler, yukarıda geçmiş olan cümleler.
FIKARÂT-I KATANİYE: Tıb: Bel omurları.
FIKARÂT-I LATİFE: Hoş ve lâtif hikâyeler.
FIKARÂT-I MÜNTEHABE: Seçkin hikâyeler.
FIKARÂT-I RAKABİYE: Tıb: Boyun omurları.
GARAT: (Gâret. C.) Yağmalar. Çapulculuklar.
HABARAT: (Habâr. C.) İmzâlar. * Damgalar.
HAMARAT: Becerikli, elinden iş gelir, cerbezeli.
HARAT: Davarın memesinde olan bir hastalık. (Sütün parça parça, ufanmış gibi çıkmasına sebep olur)
HARATÎN-İ HASSA: Osmanlılar zamanında Topkapı Sarayı'ndaki bir sınıf san'atkârın adı idi. Bunlar demir ve ağaç eşyayı tesviye ederlerdi. Bugünkü tâbirle tornacı demekti. Bileziklerden çarklara ve silâh yivlerine kadar her çeşit şey yaparlardı. (O.T.D.S.)
HASARAT: (Hasâret. C.) Ziyan ve zararlar. Hasaretler.
HATARAT: Tehlikeler. Akla gelen fikirler.
HIYARAT: (Hıyâr. C.) İslâm hukukunda alışveriş meselelerine ait muhayyerlik hususları.
İBARAT: (İbare. C.) İbareler. Bir ifadeyi meydana getiren kelime ve cümleler.
İBARATÜNA ŞETTÂ: Bizim ibarelerimiz çeşit çeşittir, muhteliftir, dağınıktır.
İBŞARAT: (İbşâr. C.) Müjdelemeler, tebşir etmeler, sevinç verici haber bildirmeler.
İCARAT: Kiranın gelirleri. Gelirler.
İDRARAT: (Derr. C.) Gelirler. Vâridat. Tahsilat.
İHBARAT: Bildirilen haberler. İhbarlar. Bildirilen hadis-i şerifler.
İHTARAT: (İhtar. C.) İhtarlar, hatırlatmalar. * Dikkati çekmeler, tenbihler.
İHZARAT: (İhzar. C.) Hazırlıklar, hazırlanmalar.
İMARAT: (İmaret. C.) İmaretler, genel aşevleri.
İMPARATOR: Lât. Büyük kral. Birkaç devlete hükmünü geçiren büyük hükümdar. Tahta çıkan kadın olursa ona imparatoriçe denir.
İNZARAT: (İnzar. C.) İhtarlar, tenbihler.
İSTİHBARAT: Duyulup öğrenilenler. Alınan haberler. * Haber toplama merkezi.
İSTİHBARAT-I MEVSUKA: Sağlam ve inanılır doğru haberler.
İSTİHZARAT: (İstihzâr. C.) Hazırlıklar.
İSTİŞ'ARAT: (İstiş'ar. C.) Yazı ile bildirilmesini istemeler.
İSTİŞARAT: (İstişare. C.) İstişareler, danışmalar, meşveret etmeler.
İŞ'ARAT: (İş'ar. C.) Tebliğler, bildirmeler.
İŞARAT: İşaretler.
İŞARAT-ÜL İ'CÂZ: İ'caza dair işaretler.
İŞARAT-ÜL İ'CAZ Fİ MEZAN-İL ÎCAZ: Îcaz zannolunan yerlerdeki i'caza işaretler. * Risale-i Nur Külliyatından bir kitap ismidir.
İ'TİBARAT: (İ'tibar. C.) İ'tibarlar, şeref ve haysiyetler. * Var sayılan şeyler, faraziyeler.
İŞARAT-ÜL İ'CAZ Fİ MEZAN-İL ÎCAZ: Îcaz zannolunan yerlerdeki i'caza işaretler. * Risale-i Nur Külliyatından bir kitap ismidir.
KARATİS: (Kırtâs. C.) Kâğıtlar, sahifeler. Kâğıt tabakaları.
KATARAT: (Katre. C.) Katreler, su damlaları.
KATARAT-I BÂRÂN: Yağmur damlaları. Yağmur katreleri.
KATARAT-I SEMİNE: Kıymetli damlalar.
KATARAT-I ŞADÎ: Sevinç damlaları. Sevinçten dolayı akan gözyaşları.
KATARAT-I UYUN: Göz yaşları.
KİNNARAT: Bir nevi elbise. * Çalgılar, defler.
MAGARAT: (Magare. C.) Mağaralar.
MARATON: yun. Kırk kilometreden uzun bir yolda mukavemet için yapılan hız koşusu.
MEZARAT: (Mezar. C.) Kabirler. Mezarlar.
MİNARAT: (Minare. C.) Minareler.
MUHATARAT: (Muhatara. C.) Zararlar, ziyanlar, hasarlar. * Korkular. Tehlikeler.
MUHAZARÂT: (Muhazara. C.) Akılda tutulan faydalı bilgiler veya hikâyeler.
MUKANTARAT: (Mukantara. C.) Köprüler. Kemer şeklinde olan yapılar.
MUKATTARAT: (Mukattar. C.) Taktir edilmiş, damıtılmış sular.
MUVARAT: Bir şeyi örtüp gizleme.
MÜBARAT: Bir kimsenin iş ortağından veya karısından, anlaşarak ayrılması.
MÜCARAT: Yürümekte yarışma. Yürümekte yarış etme.
MÜDARAT: (Dery. den) Dost gibi görünme, yüze gülme.
MÜDEHHARÂT: İstif edilmiş, yığılmış ni'metler. Biriktirilmiş mallar.
MÜKÂRAT: Kiraya verme. Kira ile tutma.
MÜMARAT: Çekişme, tartışma. Mücâdele.
MÜNAZARAT: (Münazara. C.) Görüşler, fikirler. Münazaralar. * Bediüzzaman Said Nursî'nin bir eserinin adı.
MÜSTAHZARAT: (Müstahzar. C.) Hazırlanmış şeyler.
MÜŞARATA: şartlaşma.
MÜVARAT: Gizlenmek. * Örtmek, setretmek.
MÜŞARATA: Şartlaşma.
NAKARAT: (Nakra. C.) Durmadan tekrarlanan usandırıcı şeyler. * Edb: Şarkının belli yerlerinde tekrarlanan bestesi değişmeyen parça.
SARAT: Suyun çok durmaktan dolayı renginin ve kokusunun değişmesi.
SEYYARAT: (Seyyare. C.) Seyyareler, gezegenler.
ŞERARAT: Şerareler, kıvılcımlar.
ŞERARAT-I NEYYİRANE: f. Parlak kıvılcımlar, ışık saçan şerareler. * Mc: İslâmiyetin kuvvet ve hakkaniyetinden gelen parlaklık.
TARAT: f. Çapul, yağma, talan.
TARATUN: Fârisî dilince söyleşmek. Farsça konuşmak.
TEKRARAT: Tekrarlamalar. Aynı şeyi bir kaç defa yapma.
TEKRARAT-I KUR'ANİYE: Kur'anda birbirinin aynı olan veya birbirine benzer âyetlerin tekrar edilmiş olması. (Bak: Kur'an, Mumya)(Tekrarat-ı Kur'aniyedeki i'cazın bir lem'asını beyan zımnında "Altı Nokta"dan ibarettir.Birinci Nokta: Kur'an bir zikir kitabı, bir duâ kitabı, bir davet kitabı olduğuna nazaran surelerinde vukua gelen tekrar, belâgatça ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir. Çünkü zikir ve duâdan maksad sevaptır ve merhamet-i İlâhiyeyi celbetmektir. Malumdur ki: Bu gibi hususlarda fazlasıyla tekrar lâzımdır ki, o nisbette sevap kazanılsın ve merhamet celbedilsin. Hem de zikrin tekrarı kalbi tenvir eder. Duanın tekrarı bir takrirdir. Davet dahi, tekrarı nisbetinde te'siri, te'kidi vardır.İkinci Nokta : Kur'an bütün beşerin tabakatına hitap ve deva olduğu için zeki, gabi, takiyy, şaki, zâhid, gayr-ı zâhid bütün insan tabakaları şu hitab-ı İlâhiyeye mazhar ve bu eczahane-i Rahmaniyyeden ilâç almaya hakları vardır. Halbuki Kur'anı tamamen ve dâima okumak herkese müyesser değildir. Bunun için, lüzumlu olan maksadlar, hüccetler, bilhassa uzun surelerde tekrar edilmiştir ki, herbir sure hemen hemen bir küçük Kur'an hükmünde olsun ki herkes suhuletle istediği vakit istediği sureyi okumakla tam Kur'anın sevabını kazanabilsin. Evet $ olan âyet-i kerime bu hakikati isbat ediyor.Üçüncü Nokta: Cismanî ihtiyaçlar, vakitlerin ihtilâflariyle tebeddül eder. Noksan ve fazlalaşır. Meselâ : Havaya olan ihtiyaç her anda var. Suya olan ihtiyaç, midenin harareti zamanlarında olur. Gıdaya olan hâcet her günde olur. Ziyaya olan ihtiyaç alelekser haftada bir defa lâzımdır. Ve hâkeza..Kezâlik manevî ihtiyaçlar da vakitleri muhtelif ve mütefavittir. Her anda "Allah" kelimesine ihtiyaç vardır. Her vakit "Besmele"ye, her saatta "Lâ İlâhe İllallah"a ihtiyaç vardır. Ve hâkeza...Binaenaleyh âyetlerin, kelimelerin tekrarı, ihtiyaçların tekrarından ileri geliyor. Ve keza o gibi hükümlere olan ihtiyacın şiddetine işârettir.Dördüncü Nokta: Bilirsiniz ki: Kur'an bu metin din-i azimin esâsâtını ve İslâmiyetin erkânını te'sis ettiği gibi içtimaat-ı beşeriyyeyi tebdil eden bir kitaptır. Malumdur ki; müessis olan zat, vaz'ettiği esasları güzelce yerleştirmek için tekrarlara çok ihtiyacı olur. Evet tekrar edilen şey sâbit kalır, takarrür eder, unutulmaz. Ve keza, Kur'ân beşerin muhtelif tabakalarından kali veya hâli yapılan suallere lâzım olan cevapları veren umumi bir mürşid-i mucibdir. Malum ya, sual tekerrür ederse cevap da tekerrür eder.Beşinci Nokta: Bilirsiniz ki; Kur'an pek büyük mes'elelerden bahseder. Ve kalbleri iman ve tasdike davet eder. Ve çok ince hakikatlerden bahis açar. Akılları marifete, dikkate tahrik eder. Binaenaleyh o mesailin, o ince hakaikin kalblerde, efkârda tesbit ve takriri için suver-i muhtelifede türlü türlü üslublarla tekrara ihtiyaç vardır.Altıncı Nokta : Bilirsiniz ki, her âyet için bir zâhir var, bir bâtın var; bir had var, bir muttala' var. Ve herbir kıssa için çok vecihler, hükümler, faideler, maksadlar vardır. Binaenaleyh muayyen bir âyet, her yerde, öbür münasib bir vecih için, bir faide için zikredilebilir. Bu itibarla, zâhiren tekrar görünse bile hakikatta tekrar değildir. M.N.)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂRÂ : f. Süsleyen. Bezeyen.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...