Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ARD: f. Buğday ve diğer tahıllardan öğütülen un.
Buğdayı değirmen taşına akıtan oluk.
ARDA: Vaktiyle bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek.
Nişan almak için dikilen değnek.
ARDA: Çıkrıkçı kalemi.
ARD-BİZ: f. Elek, un eleği.
Elekle un eleyen kişi.
ARDHALE: f. Bulamaç adı verilen yemek.
ARDİN: f. Deneme, imtihan, tecrübe.
ARDİYYE: Ticaret eşyasının saklandığı yer.
Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret.
ARDTÛLE: f. Bulamaç denilen yemek.
İçerisinde 'ARD' geçenler
ARDA: Vaktiyle bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek. * Nişan almak için dikilen değnek.
ARDA: Çıkrıkçı kalemi.
ARD-BİZ: f. Elek, un eleği. * Elekle un eleyen kişi.
ARDHALE: f. Bulamaç adı verilen yemek.
ARDİN: f. Deneme, imtihan, tecrübe.
ARDİYYE: Ticaret eşyasının saklandığı yer. * Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret.
ARDTÛLE: f. Bulamaç denilen yemek.
ATARDAMAR: Tıb: Kanın, kalbden vücudun her tarafına (akciğerlere de) gitmesine yarayan damar. Şiryan.
BOMBARDIMAN: Fr. Bomba, top gibi ağır silahlarla yapılan hücum.
GARDE: (C: Megârid) Mantar.
GARDİYAN: Fr. Kolcu, nöbetçi, muhafız.
HARDAL: Çok küçük tohumları olan ve yaprakları yenen bir nebat ismi. Döğülerek macun haline getirilir ve sofrada iştah açmak için kullanılır.
HARDALE: Hardal tanesi. * Nesneyi ufak edip kesmek.
HARDAN: Kızgın, hiddetli, gadaplı. * Kast ve men'edici, engel olan.
HEZARDASTEN: (Hezârdestân) f. Bülbül.
HOVARDA: Sefih, çapkın. Malını mülkünü zevk u safa yolunda harcayan, sefâhette sarfeden.
JARDİNİYER: Fr. Salonlara süs için konulan ve içine çiçek ekilmek üzere bir sandığı bulunan bir mobilya.
KARARDÂDE: f. Durgun hâle gelmiş. * İstikrar bulmuş. Kararlaşmış. Karar verilmiş.
KÂRD: f. Bıçak.
KÂRDAN: f. İşten anlar, iş bilir.
KÂRDAR: f. İşi elinde tutan.
KARDED: Kaba mekan. Düz arz.
KÂRDİDE: (C.: Kâr-didegân) f. Uyanık, tecrübeli, iş bilir, görgülü.
KARDİNAL: Fr. Katolik mezhebinde en büyük pâye.
NARDA: f. Lâyık değil.
NARDAN: f. Gözyaşı damlaları. * Nar tâneleri. * Mangal.
NARDENK: f. Erik, nar, elma, kızılcık gibi meyvelerden çıkarılan ekşimsi pekmez.
NARDEŞİR: Tavla oyunu.
NEFS-İ MARDİYE (MARZİYYE): Kusurlarını bilen, kendisinden râzı olunan nefis. Rabbinin indinde makbul olan nefis.
PARDUZ: f. Eskici, yamacı.
SARD: Nüfuz etmek, sözü geçer olmak. * Katıksız, saf, hâlis. * Soğuk.
SARDAH (SIRDÂH): Düz yer. * Sahrâ, çöl.
TARD: Sürme, kovma, uzaklaştırma. * Mektebden veya vazifeden uzaklaştırma. Hizmetten çıkarma.
TARDETMEK: Kovmak, def etmek, uzaklaştırmak.
TARDİN: Kaftana yen etmek.
TARDİYE: Allah râzı olsun demek. (Bak: Tarziye)
TARDİYE: Red olundurmak.
VARDİYA: İtl. Gemilerde beklenen nöbet. * Nöbet yeri. Nöbet beklenilen yer.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ARDA : Vaktiyle bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek. * Nişan almak için dikilen değnek.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...