Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ARK: | Ulaşmak. |
| ARK: | Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol, cedvel, hark. |
| ARKA: | Çadıra diktikleri direk. Duvar içinde kerpiç ve taş arasına konulan ağaç. |
| ARKAN: | Terleme. |
| ARKEOLOJİ: | (Bak: Atikiyyat) |
| ARKES: | Cem'etmek, toplamak. |
| ARKÎ: | Balık avcısı. |
| ARKUB: | Ökçe siniri. Yalan ve kötü söz. |
| İçerisinde 'ARK' geçenler | |
| AKSÂ-YI ŞARK: | Uzak Doğu. Çin, Japonya gibi yerler. |
| ARKA: | Çadıra diktikleri direk. * Duvar içinde kerpiç ve taş arasına konulan ağaç. |
| ARKAN: | Terleme. |
| ARKEOLOJİ: | (Bak: Atikiyyat) |
| ARKES: | Cem'etmek, toplamak. |
| ARKÎ: | Balık avcısı. |
| ARKUB: | Ökçe siniri. * Yalan ve kötü söz. |
| BİSMARK: | (Bak: Prens Bismark) |
| ELSİNE-İ ŞARKİYE: | Doğu dilleri. |
| FARK: | Ayrılık, başkalık. Ayırma, ayrılma, seçilme, * Başın tepesi, baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. |
| FARK-I FÂHİŞ: | Çok fazla, haddini çok aşan fark. |
| FARK-I TÂMM: | Tas: Dünya ile olan alâkaları tamamen terkederek, ehadiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. |
| FARKADAN: | (Bak: Ferkadan) |
| ÇARK: | f. (Çarh-Çerh) Dönen pervaneli tekerlek. * Vapur, değirmen ve dolap çarkı. * Bir makinenin dönen tekerleği, çok zaman bu tekerlek makineyi çalıştırır. Her çeşit tekerlekli makine. * Dönerek işleyen âlet. * Koz: Birbiri içinde dönen feleklerden mürekkeb kâinat, felek, eflâk. * Baht. Talih. şans. |
| ÇARK-I FELEK: | Bir makine veya dolaba benzetilen gökyüzü. * Mc: Tâlih, baht. * Yakıldığı zaman dönerek ateşler püskürten bir çeşit donanma fişeği. * Bir nevi sarmaşıklı nebat çiçeği. |
| GARK: | Batmak, suda boğulmak. |
| GARKA: | Bir içim miktarı süt. * Suya batmış. |
| GARK-AB: | f. Suya batmış olan, boğulmuş. |
| GARKAD: | Bir dikenli ağaç. * Medine-i Münevvere'de olan kabristana "Baki-ul Garkad" denir. |
| GARKAN: | Batarak, boğularak. |
| HARK: | Yakmak. Yanmak. Yangın. |
| HARK-I KEBİR: | Büyük yangın. * Cihan Harbi. (daha ziyade ihrak olarak kullanılır) |
| HARK: | Yarma. Yırtma. * Su akacak yarık yer. |
| HARKA': | Kulağı delik koyun. * Çeşitli yönlerden esen rüzgâr. |
| HARKAFA: | (C.: Harâkıf) Kalça kemiği. Uyluk kemiğinin baş tarafı. |
| HARKAHE: | Koyuncuların kara evi. |
| HARKEKET: | (C.: Harâkîk) Uyluk başı. |
| HARKÜRRE: | f. Eşek yavrusu, sıpa. |
| HARK VE İLTİYAM: | Yarmak ve yapıştırmak. Yırtılmak ve iyileşmek. |
| HATARKÂR: | f. Hatarlı, korkulu. |
| KARK: | Tavuk gıdaklaması. |
| KARKAF: | şarap, hamr. |
| KARKAL: | (C: Karâkıl) Kadın gömleği. * Yeleksiz elbise. |
| KARKAR: | Kilim veya halı ucu. * Hışımla gürleyerek çağır demek. |
| KARKAR: | (C: Karâkır) Düz açık yer. |
| KARKARA: | Karın gurultusu. * Kumru kuşunun ötmesi. * Kahkaha ile gülmek. * Su içerken bardağın guruldayıp ötmesi. |
| KARKİSYUN (KARKİSYA): | Kebâbe dedikleri devâ. |
| LARKÎ: | Keçiboynuzu. |
| NARKOTİK: | yun. Afyon, morfin gibi uyuşturucu maddelerin genel adı. |
| PRENS BİSMARK: | (1815 - 1898) Meşhur Alman siyasilerinden ve Alman birliği için çalışanlardan birisidir. İslamiyeti ve Hz. Peygamber'i (A.S.M.) medh ü sena ederek hayranlığını bildiren bir mütefekkirdir. |
| ŞARK: | Doğu. Güneşin doğduğu taraf. * Güneş ve güneşin aydınlığı. * Yarmak. * Parıldamak. * Avrupa kültürünün dışında kalan müslüman ülkeleri. |
| ŞARK-I CENUBÎ: | Güneydoğu. |
| ŞARK-I ŞİMALÎ: | Kuzeydoğu. |
| ŞARKÎ: | Şark ile alâkalı. Ciheti şarka, doğuya doğru olan. |
| ŞARKİYAT: | Şark dilleri veya ilimleri hakkında inceleme yapan ilim şubesi. |
| ŞARKİYYUN: | Doğulular, şarklılar. |
| ŞARK MUSİKİSİ: | (Bak: Musikî) |
| ŞİMAL-İ ŞARKÎ: | Kuzeydoğu. |
| TARK: | Vurmak. * Dövmek. * Yünü ve pamuğu ağaçla vurmak. * Bulanık su. * İçine deve bevlettiğinden dolayı pislenmiş olan yağmur suyu. * Vücuttaki gevşeklik. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ARKA : | Çadıra diktikleri direk. * Duvar içinde kerpiç ve taş arasına konulan ağaç. |
| ÂR : | Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya. |