Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ARR: Uyuz hastalığı.
ARRA': Sıtma tutmak, titremek.
ARRADE: (C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konurdu.
Dişi çekirge.
ARRAF: Falcı, kâhin, müneccim.
Hekim.
Göçebe Arab aşiretlerinin örfe vâkıf umumi bilgileri. (Müe: Arrâfe)
ARRAS: Gürleyen, şimşek çakan.
şimşekli.
ARRE: Câriye.
Uyuz hastalığı.
İçerisinde 'ARR' geçenler
ADARR: En zararlı.
AGARR: Çok sıcak gün. * Kendini beğenmiş. * Asil, âlicenâb. * Beyaz.
AGARR-ÜL EYYÂM: En sıcak gün.
AHARR: Daha sıcak, en sıcak.
ARRA': Sıtma tutmak, titremek.
ARRADE: (C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konurdu. * Dişi çekirge.
ARRAF: Falcı, kâhin, müneccim. * Hekim. * Göçebe Arab aşiretlerinin örfe vâkıf umumi bilgileri. (Müe: Arrâfe)
ARRAS: Gürleyen, şimşek çakan. * şimşekli.
ARRE: Câriye. * Uyuz hastalığı.
A'SÂB-I MUHARRİKE: Hissi, duyguyu vücuttaki haber merkezine bildiren sinirler. Hareket ettirici sinirler.
AZARR: (Zarar. dan) Çok zararlı.
BARR: (C.: Berere) İyilik ve ihsan edici, muhsin.
BEYZAT-ÜL HARR: Şiddetli sıcaklık.
CARR: Çeken, çekici. Sürükleyici. * Harf-ı cer.
CARRE: Komşu kadını. * Yularından çekilen deve.
CİNAS-I MUHARREF: Edb: Yalnız harflerde beraberlik, harekelerde ayrılık bulunan cinâs. (merd, mürd gibi.)
DARR: Süt, leben. * Nüzul. * Hayır ve amel çokluğu.
DARR: Zarar, ziyan.
DARR: Zararlı, zararı olan.
DARRA: Şiddet, mihnet. Belâ. Naks. Ziyan. Sıkıntı. Kötürümlük.
DARRAB: Akça kesici, dârp edici, para basan.
DARRE: Bir miktar süt.
EARR: Hörgücü küçük deve.
EBU-L ALA-İ MAARRÎ: (Mi: 973 - 1057) Kör olmasına rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şairlerinden biridir ki, kasideleriyle meşhurdur.
EGARR: Çok parlak ve kıymetli. Beyaz şey. * İşi güzel ve hatırlı olan kimse, aziz ve şerefli. (Müennesi daha çok müsta'meldir: Şeriat-ı Garrâ gibi.)
EKALİM-İ HÂRRE: Sıcak iklimler, ülkeler.
GARR: Aldatmak. * Hırsa düşmek. * Alnında dirhemden büyücek beyazlık bulunan at.
GARR: Beyhude ve bâtıl şey. * Gafil adam. * Aldatan. * Kuyu kazan.
GARRA: Parlak. Beyaz. Güzel. Şa'şaalı. * Kur'an'ın kudsi nurlarının parladığı Medine-i Münevvere'nin bir ismidir.
GARRAN: f. Kükreyen, haykıran. Homurdanan.
GARRE: Gafil kişi, gaflette bulunan kimse.
GARRENDE: f. Kükreyerek vahşileşen arslan ve benzeri yırtıcı hayvan.
GITARRES: (C: Gatâris) Zâlim, mütekebbir, kibirli kimse.
GURRE-İ GARRA: Bir günlük hilâl.
GURRE-İ MUHARREM: Arabi aylardan olan Muharrem ayının birinci günü ve gecesi.
HARR: Hararet, sıcaklık. Sıcak.
HARR-I ŞEDİD: Şiddetli hararet, fazla sıcaklık.
HARR: Yarmak.
HARR(E): Hararetli. Kızgın. Çok sıcak. Yakıcı.
HARRA: (Hurur) Yüksekten aşağı düşmek.
HARRAKA: Eskiden düşman gemilerini veya düşman şehirlerini ateşlemek için, yakıcı âletlerle donatılmış olan harp gemisi.
HARRAN: Susuz.
HARRARE: Gürleyerek, çağlayarak akan su.
HARRAS: (Harâset. den) Çiftçi, ekinci. Toprağı işleyip ekin eken.
HARRAS: Yalancı.
HARRAS: Küp yapan.
HARRAT: Doğramacı, çıkrıkçı. Tornacı.
HARRAZ: Terzi.
HARRE: (C.: Hurer) Değirmenin buğday konulan deliği.
HARRE: (C.: Hırâr-Hırârât-Harrun) Kara taşlı yer.
HARRUB: "Keçiboynuzu" adı verilen bir yemiş cinsi.
HATVE-İ TEKARRÜB: Yaklaşma adımı.
İSTİARE-İ MUSARRAHA: (Açık istiare) Teşbihin iki temel unsurundan yalnız kendisine benzetilen ile yapılan istiare.Meselâ: Büyük âlimlere; ayaklı kütüphane veya yaşlı kimselere hayatının son baharında denilmesi gibi.
KARR: Durma. * Karar verme. * Su dökmek. * Kulağına söylemek. * Mahfe.
KARRA': (C.: Karrâun) Güzel okuyan.
KARRA': Ağaçkakan kuşu.
KARRA: Bir kimsenin kulağına söylemek. * Soğuk su dökmek.
KARRAUN: (Karrâ. C.) Güzel okuyanlar.
KARRE: Soğukluk, soğuk.
KAVSARRA: Kamıştan yapılan hurma sepeti. * Şeker yükü.
KUVVE-İ MUTASARRIFA: Mütehayyile vasıtasıyla zihinde hazırlanan şeyleri tertib kuvveti.
MAFSAL-I MÜTEHARRİK: Tıb: Oynar eklem.
MAKARR: (Karar. dan) Karar yeri. Karargâh. Kararlı yer. Merkez. Pâyitaht.
MAKARR-I HÜKÜMET: Hükümet merkezi. Pâyitaht.
MAKARR-I İDARE: İdare merkezi. Pâyitaht. Hükümet merkezi.
MAKARR-I SALTANAT: Saltanat merkezi. Hükümetin idare edildiği baş şehir.
MAKSAD VE MÜSTEKARRIN TEMEYYÜZÜ: Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
MÂRR: Geçen, geçmiş, yürüyen.
MÂRR-ÜL BEYAN: Beyânı yukarıda geçmiş olan.
MÂRR-ÜZ ZİKR: Yukarıda zikri geçmiş olan, yukarda bahsedilmiş olan.
MÂRRE: Fık: Herkesin gittiği umumi yoldan yürüyen.
MÂRRÎN: (Mâr. dan) Geçenler.
MÂRRİN Ü ÂBİRÎN: Gelip geçenler. Gelen giden.
MAZARR: Zararlar, ziyanlar. Mazarrât.
MAZARRA: Meşakkat, zahmet. * Ziyân.
MAZARRAT: Zararlar. Ziyanlar. Mazârr.
MEARRE: Keffaret, diyet. * Elem, meşakkat, dert, günah.
MEMALİK-İ HÂRRE: Sıcak memleketler. İklimi çok sıcak olan mıntıkalar.
MESARR: (Meserret. C.) Sevinçler, meserretler. Sürurlar. Zevkler.
MEŞHUN-U MESÂRR: Sevinçler ve zevklerle dolu.
MEYYİT-İ MÜTEHARRİK: Hareket halindeki ölü. * Mc: Sağ olup, gayret sahibi olmayanlara söylenir.
MEZARRE: Isırmak.
MINTIKA-İ HARRE: Sıcak mıntıka. Ekvator iklimi olan yerler. Hatt-ı istiva mıntıkası.
MİHSARRE: Bir kimsenin elinde tuttuğu sopa veya değnek.
MİYAH-I HÂRRE: Kaplıca suları gibi olan sıcak sular.
MUARRA: Fenalıktan uzak. Boş. Beri. Yüksek. Temiz. Çıplak.
MUARREB: Arablaştırılmış. Arablaşmış.
MUARREF: Târif edilmiş, anlatılıp bildirilmiş. Bildik. Belli. Bilinen. * Gr: Harf-i târifli kelime. * Mat: Sınırlı. Hududlu.
MUARRES: Çömlek koyacak yer. Gecenin geç vakitlerinde inilecek yer.
MUARRIK: (Arak. dan) Tıb: Terletici ilâç.
MUARRIZ: Dokunaklı söz söyliyen.
MUARRİF: Târif edici. Anlatıcı. İzah edip bildirici. Tanıtan. Tercüman.
MUARRİFÂN: (Tesniye şeklindedir) İki tarif edici. * f. Tarif ediciler. Muarrifler.
MUARRİYE: Hekim bıçağı.
MUFARRİT: (Fart. dan) Kusur yapan, eksik işleyen. Aşırı giden.
MUGARRAK: (Gark. dan) Suya daldırılmış. * Gümüşle süslü.
MUGARRİD: Pek güzel öten kuş. * Yüksek sesle nefse hoş gelen şarkılar söyliyen.
MUHARRAK: (Harik. den) Yakışmış, yanmış. Tahrik olunmuş.
MUHARRECE: Boynunda tasması olan köpek.
MUHARREF: (Harf. den) Tahrif edilmiş. Değiştirilmiş. kalem karıştırılmış. Bozuk. İfsâd ederek tahrib edilmiş.
MUHARREFAT: (Muharref. C.) Tahrif edilmiş ve değiştirilmiş şeyler.
MUHARREM: Arabi ayların başı, birincisi. * Haram edilmiş olan. * Bu muharrem ayında Müslümanlıktan evvel Arablar arasında muharebe yasaktı. Bundan dolayı bu isim verilmiştir. * Haram kılınmış, tahrim olunmuş. (Bak: Eşhür-ü hurum)
MUHARREMÂT: Haramlar. Haram edilen şeyler. Dinimizce helâl olmayan şeyler.
MUHARRER: Tahrir olunmuş. * Yazılmış. Yazılı.(Muharrer : İyice azadlanmış, tam hürriyetine kavuşturulmuş demektir ki; ibadette muhlis veya mâbed hâdimi yahut da dünyadan azade mânalarıyla da tefsir edilmiştir. E.T.)
MUHARRERÂT: Yazılı şeyler. Yazılmış kâğıtlar. Mektuplar.
MUHARRERÂT-I RESMİYE: Resmi mektublar veya yazılar.
MUHARRİB: Tahrib eden. Harâb eden. Yıkan. Bozan. Perişan eden.
MUHARRİBÎN: (Muharrib. C.) Yıkıp yok edenler. Harab edenler.
MUHARRİC: (Bak: Tahric)
MUHARRİF: Tahrif eden. Bozan. Silen. Hilecilik yapan.
MUHARRİK: (Hark. dan) Tahrik eden, çok yakan. * Çok susatan, çok harâret veren. * Yakıp yıkan.
MUHARRİK: Harekete getiren. Hareket veren. Tahrik eden. Teşvik eden. Ayaklandıran.
MUHARRİKE: Hareket veren duygu.
MUHARRİR: Yazan. Tahrir eden. Kâtib. Kitab te'lif eden. Gazetede yazı yazan.
MUHARRİRÎN: (Muharrir. C.) Muharirler, yazarlar. Eser sâhipleri, müellifler.
MUHARRİS: Hırslandıran. Tamah ve hırsı artıran.
MUHARRİSÂNE: f. Hırslandırırcasına.
MUHARRİŞ: Tırmalayan, azdıran, tahriş eden.
MUHARRİT: İshâl verici bir ilâç.
MUHARRİZ: Kışkırtan. Teşvik ve tahriz eden.
MUKARR: (Karâr. dan) İkrâr olunmuş. "Vardır, öyledir evet." denilmiş.
MUKARRE: Göz yaşının durması.
MUKARREB: (Kurb. dan) Yakınlaşmış. Yakınlaştırılmış. Yakın. * Büyük zât veya padişah gibi kimselere hizmette yaklaşmış olan.
MUKARREBUN (MUKARREBÎN): Büyük meleklerden bir zümre. * Takva ve ubudiyyet ile evliya derecesine gelmiş, Cenab-ı Hakk'ın indinde çok kıymetli ve mübarek büyük zâtlar. * Yakınlaşmış olanlar.
MUKARREN: Bağlanmış nesne.
MUKARRER: Kararlaşmış. Takrir edilmiş. Karar verilmiş. Kat'i. Şek ve şüpheden beri olan. Muhakkak ve müsellem olan. Anlatılmış. Bildirilmiş.
MUKARRERÂT: Kararlaştırılan şeyler, kararlar.
MUKARRİ': Azarlıyan, paylıyan, başa kakan.
MUKARRİB: Takrib eden. Yaklaştıran.
MUKARRİB-ÜL VÜCUD: Vücudunu yakın eden, yaklaştıran.
MUKARRİH: (C.: Mukarrihât) Yara açan ilâç.
MUKARRİHAT: (Mukarrih. C.) Yara açmakta kullanılan etkili ilâçlar.
MUKARRİN: Birlikte bulunduran.
MUKARRİR: (Karar. dan) Yerleştiren. Takrir eden. Sabit kılan. * Tekrar eden. Dersi tekrar ederek anlatan müderris.
MUKARRİZ: (C.: Mukarrizin) (Karz. dan) Medheden, öven. Bir eseri medheden.
MUKARRİZÎN: (Mukarriz. C.) Medhedenler, övenler. Medih yollu yazı yazanlar. Bir eseri medhedenler.
MUKARRÜN-BİH: Başka birisine âit olduğu, birisi tarafından haber verilen hak. İkrâr olunan hak.
MUKAVELAT MUHARRİRİ: Noter. Kâtib-i adl.
MUSARRA': Edb: İki mısra'ı da kafiyeli olan beyit. Bir mısra'ı kafiyeli olana "Müfred" denir.Musarra' beyte, gazel veya kasidenin baş tarafında bulunursa; matla; terci' ve terkib-i bentlerin arasında bulunursa; vâsıta tâbir olunur.
MUSARRAH: Açıklanmış, izah edilmiş. * Aşikâr, açık, açıkça, belli.
MUSARRAHAN: Açık olarak. Sarih bir tarzda.
MUTARRA: Tarâvetli. Tâze.
MUTARRAZ: Zinetlendirilmiş. Süslendirilmiş. Dikiş ve nakışla kıymetlendirilmiş.
MUTARRED: Cemaatı usandıracak derecede okumayı uzatan imâm.
MUTARRIZ: Elbiseye kenar işleyen. * Damga vuran.
MUTARRİD: Bir düziye, devamlı, aynı şekilde olan.
MUTARRİDEN: Bir düziye, bir teviye.
MUTASARRIF: Tasarruf hakkı ve salâhiyyeti olan. Tasarruf eden. Bir işi kendi isteğine göre idâre eden. Bir malın sahibi. * Eskiden, vilâyetten küçük olan Sancağın en büyük idâre âmiri.
MUTASARRIFİYET: Tasarruf etme hakkı. Mutasarrıflık. * Mutasarrıfın vazifesi.
MUTASARRIM: (C.: Mutasarrımin) Kahramanlık ve yiğitlik gösteren.
MUTATARRİB: (C.: Mutatarribin) Coşan, şevke gelen, sevinen.
MUTATARRİBANE: f. Coşarak, sevinerek, şevke gelerek.
MUTATARRİBÎN: (Mutatarrib. C.) Şevke gelip sevinenler. Coşup sıçrayanlar.
MUTATARRİF: Bir yana çekilen.
MUTATARRİK: Yol bulan, geçen.
MUTAZARRI': Tazarru eden. Alçak gönüllülük eden. * Bir şeye gizlice varıp yaklaşan. * Can ve gönülden tezellül ile yalvaran. * Noksan ve kusurlarını bilerek kibirden, büyüklenmekten çekinip tevazu eden.
MUTAZARRIÂNE: f. Kendi kusurlarını bilerek, ihtiyacını anlayarak, tevazu ile niyaz ederek, yalvararak.
MUTAZARRIF: (C.: Mutazarrıfîn) (Zarf. dan) Zarafet taslayan, tazarruf eden.
MUTAZARRIFÎN: (Mutazarrıf. C.) (Zarf. dan) Zariflik taslayanlar, tazarruf edenler.
MUTAZARRİÎN: (Mutazarrı'. C.) Yalvaranlar, tazarru' edenler, yalvarıp yakaranlar.
MUTAZARRIR: Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş olan.
MUZARREB: Kaba dikişli kaftan.
MUZARRİS: Her şeyi tecrübe eden kimse.
MUZTARRÎN: Çaresizler. Sıkıntı içinde olanlar.(Arkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır. Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük bir şey, en küçük bir şeye musahhar ve muti olur. Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir mâsumun duâsı hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeğe başlar. Demek duâlara cevap veren Zât, bütün mahlukata hakimdir. Öyle ise, bütün mahlukata dahi Hâliktir. ... M.N.)
MÜCARRE: Bir kimsenin hakkını süründürme. İşini sürüncemede bırakma.
MÜDARRE: El değirmeni.
MÜSARRE: Sürurlaşmak, sevindirmek.
MÜSTAKARR: (Karar. dan) Karar bulan, bir yerde sabit ve sakin olan. Kararlı. * Karargâh. Durulan yer.
MÜSTEKARR: (Bak: Müstakarr)
MÜTEARRIK: Terleyen, taarruk eden.
MÜTEARRIZ: (Arz. dan) Başkasının hakkına tecavüz eden, hududuna geçen, * Saldıran, sataşan, taarruz eden.
MÜTEARRİ: (Uryet. den) Bir şeyden alâkasını kesen. * Soyunan, taarri eden, çıplak.
MÜTEARRİBE: (Arab. dan) Aslında Arap olmayıp sonradan Araplaşmış kimse.
MÜTEARRİC: Bir tarafa meyleden, bir yana eğilen.
MÜTEARRİF: Bir şeyi araştırarak bilen. İrfan sahibi.
MÜTEARRİS: Karısına sevgisini bildiren.
MÜTEGARRİB: (C.: Mütegarribîn) (Gurbet. den) Gurbete çıkan.
MÜTEGARRİBÎN: (Mütegarrib. C.) Gurbete çıkanlar.
MÜTEGARRİR: Gururlanan, güvenilmeyecek şeye güvenen.
MÜTEHARRİM: (C.: Müteharimîn) İhtiyar gibi görünen. Kendini ihtiyar gösteren, yaşlı gösteren.
MÜTEHARRIK: Yırtılan, taharruk eden.
MÜTEHARRİŞ: Tırmalanan, tırmıklanmış olan, tırmık yiyen.
MÜTEHARRİ: Taharri eden, araştıran.
MÜTEHARRİK: Harekete geçen, kımıldanan. Yerinde durmayıp hareket eden. Devir ve hareket eden.
MÜTEHARRİYANE: f. Taharri edip araştırana yakışır şekilde.
MÜTEHARRİZ: Korunan, sakınan.
MÜTEKARRİB(E): (C.: Mütekarribîn) (Kurb. dan) Yaklaşan, yaklaşmağa çalışan, yakın olan, takarrüb eden.
MÜTEKARRİBÎN: (Mütekarrib. C.) Takarrüb edenler, yaklaşanlar, yakın olanlar.
MÜTEKARRİH: (Karh. dan) Yaralı, çıbanlı. Cerahatli yara veya çıban.
MÜTEKARRİR: (Karar. dan) Kararlaşan, takarrür eden. Yerleşip kuvvet bulan.
MÜVARRE: El değirmeni.
MAKSAD VE MÜSTEKARRIN TEMEYYÜZ: Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
MEŞHUN-U MESÂRR: Sevinçler ve zevklerle dolu.
SARR: Sevindiren, sürura sebeb olan.
SARR: Kesenin ağzını bağlamak. * Hıfzetmek. * Cem'etmek, toplamak. * Yukarı kaldırmak. * Zammetmek, artırmak.
SARRAF: Sarfeden. Para işleri ile uğraşan. * Cevherci, kuyumcu. Cevherin kıymetini san'atı ile azaltan veya çoğaltan.
SARRAFÂN: (Sarraf. C.) Sarraflar.
SARRAM: Ham deri satıcısı.
SARRAR: Orak kuşu denilen ve yaz sıcaklarında öten bir hayvan.
SARRE: Kapı, kalem ve semer cızıldaması. * Çağırıp söylemek. * Sayha, yüksek ses.
SERMUHARRİR: f. Baş muharrir. Baş yazar.
ŞERİAT-I GARRÂ: Parlak ve nurlu şeriat. İslâmiyet.
TAARR: Ari olmak, temiz ve pâk olmak, beri olmak. Döşeğinde dönüp ızdırap çekmek.
TAARRUK: (Arak. dan) Terleme. * Kemikten et kazımak. * Ağaç kabuğunu soymak.
TAARRÜB: Araplaşma. Arap kılığına girme.
TAARRUS: (C.: Taarrusât) Kocanın, karısına karşı sevgisini göstermesi.
TAARRUZ: Bir şey veya bir kimse üzerine şiddetle saldırma. Çatma. Düşmana hücum etme. Sataşma. İlişme.
TAARRÜF: Karşılıklı anlaşma, tanışma. * Bir şeyi herkesin bilmesi. * Kendini hünerleriyle tanıttırma.
TAARRÜM: Kemikten et soymak.
TADARR: Birbirine zarar etmek.
TADARRU': İnlemek.
TADARRUS: Diş kamaşması.
TAHARRİ: (Hary. dan) Aramak. Araştırmak. İncelemek. Araştırılmak.
TAHARRİ-İ HAKİKAT: Hakikatı, doğruyu araştırmak, aramak.
TAHARRİYÂT: Araştırmalar. Aramalar. Aratmalar.
TAHARRUK: Yırtılma. Koparılma. Sökülme. Yarılma.
TAHARRÜC: Zahmetli yerden uzaklaşmak. * Günah işlemek.
TAHARRÜC: Günahtan içtinab etmek, günahtan çekinmek.
TAHARRÜF: Sapmak. İnhiraf etmek.
TAHARRÜK: (Bak: Teharrük)
TAHARRÜM: (Haram. dan) Haramdan sakınma. Kaçınma, sakınma, çekinme.
TAHARRÜM: Yarılmak.
TAHARRÜS: Sakınmak, korunmak.
TAHARRÜS: Ekin ekmek.
TAHARRÜŞ: (C.: Taharrüşât) Tırmalanma.
TAHARRÜZ: Sakınma, çekinme, korunma.
TAKARR: Birbiriyle kararlaşmak.
TAKARRUH: (Karh. dan) Yara derinleşip büyüme. * Yara çıban olma.
TAKARRÜB: Yakınlaşmak. Yaklaşmak. * Zamanı gelmek. Vakti yakın olmak.
TAKARRÜM: Tatlı tatlı yeme.
TAKARRÜR: Kararı verilmek.* Yerleşmek. Kararlaşmak.
TAKARRÜŞ: Kesbetmek, almak, kazanmak.
TARR: Kesmek. * Keskinletmek. * Yapmak. * (Bıyık) gelmek. * Çolak olmak. * Düşmek.
TARRAKA: Gümbürtü.
TARRAR: Yankesici, hilekâr.
TARRİYAN: Sepet. * Büyük tabak.
TASARRUF: İdare ile kullanmak. Sarfetmek. Tutum. Sâhib olmak. İdare etmek. Sâhiblik. Kullanma hakkı. * (Para veya mal) artırma. * Bir şeye karışıp müdahale etme.
TASARRUFAN: Tasarruf ve tutum gayesiyle. İktisad maksadıyla.
TASARRUFÂT: (Tasarruf. C.) Tasarruflar.
TASARRUH: Şiddetle çağırmak.
TASARRUM: Cesaretlenme, yiğitlenme. * Kesilmek.
TATARRUB: şevke gelme, coşma, neşelenme, keyiflenme.
TATARRUF: (Taraf. dan) Bir yana veya bir tarafa çekilme.
TATARRUK: Yol bulma. Yol bulup girme.
TAZARRU': Bir şeye gizlice yaklaşmak. * Kendi kusurlarını bilip kibirden vaz geçip tevâzu ile yalvarmak.
TAZARRU'EN VE HUFYETEN: Gizlenip saklanarak.
TAZARRUF: Zarafet. * Zariflik taslama. İncelik göstermek. Külfetle zarif olmak.
TAZARRU'KÂRANE: f. Tazarru ederek. Tazarru etmek suretiyle.
TAZARRUR: (Zarar. dan) Zarar ve ziyâna uğrama.
TEARRİ: (Uryet. den) Soyunma. Çıplaklaşma.
TEARRÜF: Bir şeyi araştırarak öğrenme.
TEDARRU': Cübbe veya zırh giymek.
TEGARRÜB: (Gurbet. den) Gurbete çıkma.
TEGARRÜD: (C.: Tegarrüdât) Kuşun hoş ve nağmeli bir şekilde ötmesi.
TEGARRÜR: Gururlanma, kibirlenme. * Kaynamak. * Galeyan.
TEHARRUB: Ağaç kurdunun ağacı kemirerek oyması.
TEHARRÜK: Hareketlenmek, kımıldamak. Hareket etmek.
TEKARRÜR: (Bak: Takarrür)
TAKARRÜŞ: Kesbetmek, almak, kazanmak.
YARRES: f. İmdada yetişen.
YED-İ TASARRUF: Sahibolma, sâhiblik.
ZAARRE: Kişinin ahlâk ve huyunun kötü olması.
ZARR: Zarar.
ZÂRR: Zarar veren, zararlı.
ZARR: Soğuktan dolayı suyun donması.
ZARRÂ': (Darrâ') Şiddet. Keder, mihnet, sıkıntı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ARRA' : Sıtma tutmak, titremek.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...