| Kelime | Anlam |
|---|
| ÂRSIZ: | Bî-ar, utanmaz, arsız. |
| ARS: | İki duvar arasında olan duvar. |
| ARS: | Şimşekli ve yıldırımlı bulut. |
| ARSA: | (C: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası. Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer. |
| ARSA-İ ÂLEM: | Alem arsası, dünya meydanı. |
| ARSA-İ KÂR-ZÂR: | Muharebe alanı, savaş meydanı. |
| ARSAT: | Semer ağaçlarına çakılan ağaç mıh. |
| İçerisinde 'ARS' geçenler |
|---|
| ÂRSIZ: | Bî-ar, utanmaz, arsız. |
| ARSA: | (C: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası. Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer. |
| ARSA-İ ÂLEM: | Alem arsası, dünya meydanı. |
| ARSA-İ KÂR-ZÂR: | Muharebe alanı, savaş meydanı. |
| ARSAT: | Semer ağaçlarına çakılan ağaç mıh. |
| DARS: | Dişiyle tutup ısırmak. |
| FARS: | (Fers) İran'lı. * Şark kavimleri. |
| FARS: | Yarmak. * Yırtmak. * Kesmek. |
| ÇARSU: | f. Dört taraf. Dört tarafı olan şey. * Çarşı, pazar. |
| GARS: | Ağaç fidanı dikmek. * Dikilmiş fidan. |
| GARS-I EŞCAR: | Ağaç dikimi. |
| GARS-I YEMİN: | Sağ el ile dikilen fidan. * Bir kimsenin yanından, fidan gibi ayrılmayan kişi. |
| GARSAN: | Karnı aç kimse. |
| HARS: | Yarmak, yırtmak. |
| HARS: | Koruma. Muhafaza etmek. Hırz mânasınadır. |
| HARS: | (C.: Hırâs) Küp. |
| HARS: | Tahmin etmek. * Yalan söylemek. * Acıkmak. |
| HARS: | Tarla sürmek. * Maarif. * Mal toplamak, kazanmak. * Teftiş ve tedbir eylemek. |
| HARS-I IRKÎ: | Milli maarif, ırkî hars. |
| HARSA': | Dilsiz kadın. * Gürlemeyen bulut. * Belâ. (Müz: Ahrâs) |
| HARSEK: | Küçük cisim. |
| HARSİNÎ: | Tunç. |
| İSTİHKAK-I HARS: | Huk: Bir yerde ziraatçılık yapma hakkına sahib olma. |
| ISKARSO: | İtl. Yelkenleri doldurur dik rüzgâr. * Geminin götürü olarak kiralanması. |
| KARS: | İki parmağıyla çimdiklemek. * Karıncanın ısırması. |
| KARS: | Şiddetli soğuk. |
| KARS: | Küçük ibrik. |
| KARSA (KARİSÂ): | Bir hurma cinsi. |
| KARSA': | Deve kuşunun erkeği. |
| KARSAA: | Buruşup büzülmek. * Yazıyı sık yazmak. |
| KÂRSAZ: | f. Becerikli, elinden iş gelen. |
| KARSEL: | Kısa boylu adam. (Müe: Karsele) |
| MARSUS: | (Bak: Mersus) |
| PARS: | f. Dine bağlı kimse. * Nâmuslu, iffetli, temiz ve doğru insan. * Fars milleti, İran kavmi. |
| PARSAL: | f. Geçen yıl, bıldır. |
| PARSE: | f. Dilencilik. |
| PARSEL: | Fr. Bir maksatla ayrılarak sınırlandırılmış arazi parçası. |
| PARSENG: | f. Teraziyi denkleştirmek için kefesine konulan şey. |
| SARSAR: | Gürültü ile gelen pek soğuk rüzgâr, yel. Kasırga. * Ağustos böceği. |
| SARSARA: | Doğan sesi. * Horoz sesi. |
| SARSARANİ: | (C.: Sarsaraniyyât) Bir deve cinsi. * Bir cins balık. |
| TARSİ': | (Göz) yaramaz olmak. |
| TARSİ': | Bezemek, süslemek. * Sevinç, neşât. |
| TARSİF: | Birbirine bitiştirip kuvvetlendirme, sağlamlaştırma. |
| TARSİG: | Vüs'at vermek, genişlik vermek. |
| TARSİN: | Sağlamlaştırmak. Bir şeyi tahkik etmek. * Bilmek. * Metanet ve cesaret vermek. |
| TARSİNÂT: | (Tarsin. C.) Sağlamlaştırmalar. |
| TARSİS: | (Rasas. dan) Kurşunla perçinleme, kurşunlaştırma, sağlamlaştırma. * Kadının sadece gözleri görünecek şekilde örtünmesi. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ÂRSIZ : | Bî-ar, utanmaz, arsız. |
| ÂR : | Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya. |