Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ARZ: (Erz) Yeryüzü, toprak, zemin, dünya.
Aşağı ve alçak.
Memleket, ülke.
Küre.
İklim.
Davarın ayağının altı.
ARZ-I A'ŞÂRİYE: Öşür (onda bir vergi) veren memleket.
ARZ-I BELDE: Ast: Herhangi bir bölgenin üstünden geçen arz dairesi.
ARZ-I BELDE TA'YİNİ: Ast: Herhangi bir bölgede kutup yıldızı veya diğer yıldızlarla astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tayin etmek.
ARZ-I CENUBÎ: Cenub arzı. (Güney enlemi).
ARZ-I HARAC: Harac veya vergi veren memleket.
ARZ-I MUKADDES: Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.)
ARZ-I RUM: (Erzurum) Rum memleketi. Şimdiki Anadolu. Anadolunun şarkındaki bir vilâyet adı.
ARZ: f. Ardıç adı verilen bir ağaç.
ARZ: Bir büyüğe bir şeyi hürmetle vermek. Bir işi büyüğüne hürmetle anlatmak. İzâh etmek. Takdim etmek. Bir kimseye bir şeyi izhar etmek.
Kıymetli bir şeyi diğer bir şeyle değiştirmek.
Bir şeyin birden, âniden meydana gelmesi.
Altın ve paradan gayrı mal, metâ. Bir şeyin uzunluk mukabili olan genişliği.
Bir muamelede aldanmak.
Sağlam insanın hemen ölmesi.
Delirmek.
Coğ: Bir yerin yeryüzünde hatt-ı istivâdan (ekvatordan) olan uzaklığı.
Koz: Bir yıldızın mıntıkatulbürucdan olan uzaklığı.
ARZ-I CEMÂL: f. Güzelliğini göstermek. Arz-ı didar da denir.
ARZ-I ENDÂM: Boy-pos gösterme.
ARZ-I HÂCET: İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmek.
ARZ-I HÂL: Halini arzetme. İstida. Arzuhal.
ARZ-I HÜNER: Hüner gösterme, marifet izhar etme.
ARZ-I HÜRMET: Hürmetini bildirme. Saygısını gösterme.
ARZ-I İFTİKAR: Hacatını arzetme, ihtiyaçlarını meydana koyma.
ARZ-I NEFS: Hizmette ve fedakârlıkta nefsini ve kendini ileri sürme.
ARZ-I MAHZAR: Bir işin yapılması için, yüksek bir mevkiye halk tarafından topluca verilen dilekçe.
ARZ-I MİNNET: Minnet gösterme.
ARZ-I KUDRET: Kudret gösterme.
ARZ-I TÂZİMÂT: Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.
ARZA: şiddet.
Kuvvet.
ARZ: f. Sunma, gösterme, takdim etme.
ARZAN: Enine, genişliğine.
ARZANÎ: Enine, genişliğine olarak.
ARZ-GAH: f. Bir şey arzetmek için toplanma yeri.
ARZ-HANE: f. İstanbuldaki Topkapı sarayında bulunan Hırka-i Şerif odasının dışında kalan aralık oda.
ARZÎ: Genişliğine ait. Bir yerin enine ait.
ARZÎ: (Arziye) Toprağa ait ve müteallik. Yere ait, toprakla alâkalı.
Semavî olmayan. Beşerî olan.
ARZÎN: (Arz. C.) Arzlar.
ARZİYAT: Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.
ARZİZ: f. Kurşun, kalay.
ARZU: Meşhur halk hikâyelerinden olan Arzu ile Kamber hikâyesinin kadın kahramanı.
ARZU: f. İstek. Dilek. Meyil. Emel. Hahiş.
ARZU-YU BEKA: Ebedilik arzusu.
ARZU-YU HİLÂF: Muhalefet etme, karşı koyma arzusu.
ARZU-DÂR: f. Hevesli, talebli, istekli, arzulu.
ARZU-KEŞ: Yürekten isteyen, isteyici.
ARZU-MEND: İstekli.
ARZU-MENDÎ: f. Taleb, istek, arzu, heves.
ARZU-ŞİKESTEN: f. Arzunun olamaması, yerine gelmemesi. Hayâl kırıklığı, inkisar-ı hayâl.
ARZUHAL: (Arz-ı hâl) Bir iş için bir makam veya resmi daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe. İstida-nâme.
ARZU-KEŞ: Yürekten isteyen, isteyici.
İçerisinde 'ARZ' geçenler
ARZ-I A'ŞÂRİYE: Öşür (onda bir vergi) veren memleket.
ARZ-I BELDE: Ast: Herhangi bir bölgenin üstünden geçen arz dairesi.
ARZ-I BELDE TA'YİNİ: Ast: Herhangi bir bölgede kutup yıldızı veya diğer yıldızlarla astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tayin etmek.
ARZ-I CENUBÎ: Cenub arzı. (Güney enlemi).
ARZ-I HARAC: Harac veya vergi veren memleket.
ARZ-I MUKADDES: Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.)
ARZ-I RUM: (Erzurum) Rum memleketi. Şimdiki Anadolu. Anadolunun şarkındaki bir vilâyet adı.
ARZ-I CEMÂL: f. Güzelliğini göstermek. Arz-ı didar da denir.
ARZ-I ENDÂM: Boy-pos gösterme.
ARZ-I HÂCET: İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmek.
ARZ-I HÂL: Halini arzetme. İstida. Arzuhal.
ARZ-I HÜNER: Hüner gösterme, marifet izhar etme.
ARZ-I HÜRMET: Hürmetini bildirme. Saygısını gösterme.
ARZ-I İFTİKAR: Hacatını arzetme, ihtiyaçlarını meydana koyma.
ARZ-I NEFS: Hizmette ve fedakârlıkta nefsini ve kendini ileri sürme.
ARZ-I MAHZAR: Bir işin yapılması için, yüksek bir mevkiye halk tarafından topluca verilen dilekçe.
ARZ-I MİNNET: Minnet gösterme.
ARZ-I KUDRET: Kudret gösterme.
ARZ-I TÂZİMÂT: Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.
ARZA: şiddet. * Kuvvet.
ARZAN: Enine, genişliğine.
ARZANÎ: Enine, genişliğine olarak.
ARZ-GAH: f. Bir şey arzetmek için toplanma yeri.
ARZ-HANE: f. İstanbuldaki Topkapı sarayında bulunan Hırka-i Şerif odasının dışında kalan aralık oda.
ARZÎ: Genişliğine ait. Bir yerin enine ait.
ARZÎ: (Arziye) Toprağa ait ve müteallik. Yere ait, toprakla alâkalı. * Semavî olmayan. Beşerî olan.
ARZÎN: (Arz. C.) Arzlar.
ARZİYAT: Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.
ARZİZ: f. Kurşun, kalay.
ARZU: Meşhur halk hikâyelerinden olan Arzu ile Kamber hikâyesinin kadın kahramanı.
ARZU: f. İstek. Dilek. Meyil. Emel. Hahiş.
ARZU-YU BEKA: Ebedilik arzusu.
ARZU-YU HİLÂF: Muhalefet etme, karşı koyma arzusu.
ARZU-DÂR: f. Hevesli, talebli, istekli, arzulu.
ARZU-KEŞ: Yürekten isteyen, isteyici.
ARZU-MEND: İstekli.
ARZU-MENDÎ: f. Taleb, istek, arzu, heves.
ARZU-ŞİKESTEN: f. Arzunun olamaması, yerine gelmemesi. Hayâl kırıklığı, inkisar-ı hayâl.
ARZUHAL: (Arz-ı hâl) Bir iş için bir makam veya resmi daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe. İstida-nâme.
ARZU-KEŞ: Yürekten isteyen, isteyici.
BENÂT-ÜL ARZ: Pınarlar, ırmaklar.
BEYN-ES SEMÂ VE-L ARZ: Yer ile gök arasında. Arz ile sema arasında.
BİLFARZ: Olduğunu kabul ederek. Farzolarak.
Bİ-LİSAN-İL-ARZ: Arzın diliyle. Yeryüzünün lisân-ı hâliyle.
BİSAT-I ARZ: Yeşillik, çimen.
CELALEDDİN-İ HARZEMŞAH: (Vefâtı M.: 1231) Mengü berdi (Allah verdi) ismi de verilir. Harzemşah soyunun 7nci ve son hükümdarıdır. Tarihte cesaret ve irfanı ile tanınmıştır. O zamanın deccalı olan Cengiz'in kahır ve şiddeti karşısında İrân ve Turân korku ve zillete düştüğünde Celâleddin, Cengiz'in ordularını müteaddit defalar mağlub etmiştir. Kendisine pederinden şehzadelikten başka bir şey kalmadığı halde Harzem'de, Hind'de, Irak'ta, Azerbeycan'da dört devletin meydana gelmesine muvaffak oldu. Küçük küçük kuvvetlerle üç milyon askere sâhib Tatar devletine karşı yirmiden ziyade zafer kazandı. Moğol taarruzlarından birisinde bir dağa çekildiği sırada bir çapulcu taifesi tarafından sırtından hançerlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)(Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken vüzerâsı ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam, muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. M.N.)
DÂBBET-ÜL ARZ: Hadis-i şerifle âhir zamanda olacağı haber verilen ve âhir zaman alâmetlerinden olan bir nevi mahluk. (Cenâb-ı Hakk'a itâat etmeyenleri içlerinden kemireceği ve yiyeceği bildirilen dehşetli bir mahluk tâifesi.)(Kur'ânda, gayet mücmel bir işaret ve lisân-ı hâlinden kısacık bir ifâde, bir tekellüm var. Tafsili ise; ben şimdilik, başka mes'eleler gibi kat'i bir kanaatla bilemiyorum. Yalnız bu kadar diyebilirim: $ Nasıl ki Kavm-i Fir'avne "Çekirge âfâtı ve bit belâsı" ve Kâbe tahribine çalışan Kavm-i Ebrehe'ye "Ebâbil kuşları" musallat olmuşlar. Öyle de: Süfyan'ın ve deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana ve "Ye'cüc ve Me'cüc"ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfür ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zir ü zeber edecek. Allahu a'lem, o dâbbe bir nev'dir. Çünki gayet büyük birtek şahıs olsa, her yerde herkese yetişmez. Demek dehşetli bir tâife-i hayvaniye olacak. Belki $ âyetinin işaretiyle, o hayvan, dâbbet-ül arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü'minler iman bereketiyle ve sefâhet ve su-i istimâlâttan tecennübleriyle kurtulmasına işâreten, âyet, iman hususunda o hayvanı konuşturmuş. Ş.)
DARZEM: Sütü az deve. * Çok ısırıcı olan yılan.
DARZEME: Çok ısırmak.
EDİM-İ ARZ: Yer yüzü.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ARZ-I A'ŞÂRİYE : Öşür (onda bir vergi) veren memleket.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...