Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
AS: Mersin ağacı.
AS: Sansar cinsinden siyah kuyruklu, beyaz tüylü kakum denilen bir hayvan, çok kıymetli olan postu için avlanır.
AS: f. Değirmen. (Bak: Asya)
ASA: Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.
ASA': Yaş olan şey kuruyup katılaşmak.
ASA: Değnek. Baston, sopa.
ASA-YI İNKÂR: İnkâr değneği. Kabul etmeme.
ASÂ-YI MUSÂ: Hz. Mûsânın (A.S.) Asâsı.
Kafir sihirbâzları Cenab-ı Hakkın izniyle mağlub eden ve taşa vurduğunda hemen Cenab-ı Hakkın izni ile su çıkaran Hz. Mûsânın (A.S.) mucizeli değneği. Bu mucizeye teşbih olarak, her bir zerrede ve her şeyde Allahın (C.C.) varlığını, birliğini ve kudsi sıfatlarını isbat ederek imân âb-ı hayatını gösteren ve bununla kâfirleri mağlub eden, ehl-i mekteb ve ehl-i felsefeye çok lüzumu bulunan Risale-i Nur külliyatından bir eserin adı.(... Kur'andan tavr-ı kalbe ilham edilen Asâ-yı Musa gibi, mânevi bir asâ ihsan edilmiştir. Bu asâ ile, kitab-ı kâinatın herhangi bir zerresine vurulursa, derhâl mâ-i hayat çıkar. Çünki, müessir ancak eserde görünebilir. Mânevi asansör hükmünde olan murâkabeler ile mâ-i hayatı bulmak pek müşküldür. Vesaite lüzum gösteren ehl-i nazar ise, etraf-ı âlemi arşa kadar gezmeleri lâzımdır. Ve o uzun mesâfede hücum eden vesveselere, vehimlere, şeytanlara mağlub olup caddeden çıkmamak için, pekçok bürhanlar, alâmetler, nişanlar lâzımdır ki yolu şaşırtmasınlar. M.N.)
ASA: f. (Gibi) manasına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Teşbih edatıdır.)
ASA: f. Esneme.
Vakar, ciddilik.
Süs, zinet.
ASÂ: (Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. (Kâde) $ fiiline benzer. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.
ASÂB: Geyik, gazâl.
ASAB: Sinir. Damar.
ASABE: Kuvvet, şiddet.
Bir tek sinir.
Baba tarafından akraba olanlar.
Bir kimseye yardım ve takviye eden akrabası takımı.
Fık: Eshab-ı Feraiz, hisselerini aldıktan sonra geri kalanı, terekeyi alan kimse. (Babası ve evladı olmayan kimseye vâris olan.)
ASABİ': (Usbu'. C.) Parmaklar.
ASABÎ: Sinirli. Öfkeli.
ASABİYY-ÜL-MİZAC: Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan.
ASABİYYET: Sinirlilik. Fart-ı gayret. İmân ve İslâmiyeti, kendi akrabasını, vatanını, din veya milliyetini müdâfaa etmek gayreti. Hamiyyet.
ASABİYYET-İ CAHİLİYYE: İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise, nur-u imândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.)
ASABİYET-İ KAVMİYE: Vatanperverlik. Menfi milliyetçilik, Asabiyet-i câhiliye, asabiyet-i milliye, asabiyet-i nev'iyye gibi tabirler de aynı mânayı ifâde eder. (Bak: Asabiyet-i Câhiliyye).
ASABİYYETEN: Asabi olarak. Sâde kendi milliyetini, soyunu sevmekle.
ÂSAD: (Esed. C.) Esedler, arslanlar.
ASAF: Süleyman Peygamberin (A.S.) veziri. Vezir.
Bir ot ismi.
ASAFÂNE: f. Bir vezire yakışır surette ve hâlde.
ASAFİR: (Usfur. C.) Serçe kuşları.
ASAF-REY: Düşüncesi Asaf'ınki gibi akıllıca olan vezir.
ASAGİR: (Asgar. C.) Şeref ve itibar bakımından küçük olanlar. Çok küçük şeyler.
ASAGİR Ü EKÂBİR: f. İtibar ve mevkice küçükler ve büyükler.
ASAH: (Bak: Esahh)
ASAHİB: (Ashab. C.) Sahibler, sahib olanlar. Ashablar.
ASAİB: Cemaatler, tayfalar.
Başa sarılan sargılar, nesneler.
ASAK: Darlık.
Hurma budağının yaramazı.
ASAK: Ucuzluk.
ASAKİR: (Asker. C.) Askerler. Erler.
ASÂKİR-İ BAHRİYYE: Bahriyeliler. Deniz askerleri.
ASÂKİR-İ BERRİYYE $: Kara askerleri.
ASÂKİR-İ MUNTAZAMA: Ordu askeri.
ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN: Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu.
ASAL: (Asil. C.) İkindi ve akşam arası mânasına, öğleden geceye kadar olan müddet.
Zamanlar ve vakitler.
ASAL: Ahlâk. Karakter.
Alâmet, işaret, belirti.
ASAL: f. Temel, kök.
ASAL: (C: Asâl) Davarın kuyruğu devrik olmak.
Bağırsak.
ASALAK: Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve onlara zarar veren hayvan veya bitki. Parazit.
Mc: Başkalarının sırtından geçinen kimse.
ASALE: Bal peteği, petek.
ASALE: Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan.
ASALET: Temiz soyluluk. Soy sop temizliği. Köklülük.
Rüsuh.
Metanet. Necabet. Zâdegânlık.
Kendi işi için bizzat ve kendisi nâmına hareket.
Edb: Yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.
ASALETEN: Vekil olmayış. Kendi işini kendi namına bizzat kendisi yapmak üzere. Kendi nâmına olmak üzere.
ASALETLÛ: Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.
ASALİT: Koyu, sahin.
ASAM: (İsm. C.) Günahlar.
İçerisinde 'AS' geçenler
ABBAS: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmın amcalarındandır ve Mekke'nin fethinde Müslüman olmuştur. * Arslan, gazanfer.
ABBASÎ: Resul-i Ekrem'in (A. S.M.) amcası Hz. Abbas'ın neslinden gelen veya aynı sülâleden gelenlerin kurdukları devlete mensup olan.
ABDULLAH İBN-İ ABBAS (R.A): Ashab-ı Kiram'ın fakih ve müctehidlerindendir. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) amcasının oğludur. Ashâb-ı Kirâm arasında mümtaz bir mevki'e hâizdir. Sahih-i Buhari'de mezkûr olduğu üzere Resul-i Ekrem (A.S.M.), Abdullah hakkında : "İlâhi onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret!" diye dua buyurmuştu. Bu âli duaya mazhariyetinden dolayı zamanın en bilgin şahsiyeti olmuştu. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hadislerini ezberlemekte, tefsir, hadis, fıkıh ve ferâiz gibi yüksek ilimlerde eşsizdir. Hz. Ömer ve Osman'ın (Radiyallahü anhüma) hilâfetleri zamanında müftülük vazifesini ifâ ediyordu. Kur'anın tefsirindeki müstesna kudretinden dolayı Habr-ül-ümme, Tercemân-ül-Kur'an, Sultan-ül-Müfessirin gibi yüksek lâkablarla Ashab ve Tabiin arasında şöhret buldu. 1640 hadis rivâyet etmiştir. Hicretin 68. yılında 70 yaşında olduğu hâlde Tâif'de ebedî hayata kavuşmuştur. (R.A.)
ABERASYON: Fr. Sapma.
ABRAŞ: Alaca benekli at. * Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı.
AB-ŞİNAS: f. Sudan anlıyan. * Gemi kılavuzu.
ACASA: Deve sürüsü.
ÂDÂB-I MUAŞERET: Beraber yaşayışta, hoş ve İslâmca yaşama ve geçinme usulleri. Peygamberin (A.S.M.) sünnetine uygun olan hareket. İnsanlara karşı edebli olma, insanca ve İslâmca yaşama âdâbı. Adâba dair sünnet-i peygamberiyeye uymak.(... İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muâmele etmektir. M.)
ADAPTASYON: Fr. Tatbik etme işi. Bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması. Bir canlının, yaşadığı muhite uyması işi. * Yabancı dilde yazılmış bir eseri yerli adlar ile ve yerli hayata uydurarak çevirme.
A'DAS: (Ades. C.) Mercimekler.
ADEM-İ BASİRET: Basiretsizlik, görüşsüzlük.
ADGÂS: (Dags. C.) Desteler, demetler. * Karışık rüyalar. * Karışık söylentiler.
ADGÂSU AHLÂM: Karışık rüyâlar. Tâbire değmeyen rüyâlar.
ADRAS: (Dırs. C.) Arka dişler, dişler.
AGAŞTE: f. Bulaşmış.
AGRAS: (Gars. C.) Taze fidanlar, yeni dikilmiş ağaçlar.
AGTAŞ: Karanlık. * Zayıf gözlü.
AGVAS: (Gavs. C.) Yardım istemek için bağırmalar. İmdat istemeler.
ÂHÂD-I NÂS: Avam, halktan birisi.
AHASS: Asılsız, kötü kimse.
AHASS: (Bak: Ehass)
AHBAS: (Habs. C.) Su bentleri, havuzlar. * Hapisler, zindanlar. * Gayr-ı meşru vakıf yerler.
AHDAS: (Hades. C.) Yeni hâdiseler, fena şeyler. Dertler, musibetler. * Gençler.
AHEN-ÂŞİYÂN: f. Dikiş yüksüğü.
AHFAS: (Hıfs. C.) İşkembeler, kırkbayırlar.
AHKÂM-I FER'İYYE VE AHKÂM-I ASLİYYE: (Bak: Şeriat)
AHLÂK-I HASENE: Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (A.S.M.) ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkı.(Diyorsun ki: Teklif, saadet içindir. Halbuki ekser-i nâsın şekâvetine sebeb, tekliftir. Teklif olmasaydı, bu kadar tefavüt-ü şekavet de olmazdı?C- Cenab-ı Hak, verdiği cüz'-i ihtiyâri ile ef'al-i ihtiyariye âlemini kesbiyle teşkil etmeğe insanı mükellef kıldığı gibi, ruh-u beşerde vedia olarak ekilen gayr-i mütenâhi tohumları sulamak ve neşv ü nemalandırmak için de beşeri teklif ile mükellef kılmıştır. Eğer teklif olmasaydı, ruhlardaki o tohumlar neşv ü nemâ bulamazdı. Evet, nev'-i beşerin ahvaline dikkatle bakılırsa görülür ki; ruhun mânen terakkisini, vicdanın tekâmülünü, akıl ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkih eden, yani aşılayan, şeriatlardır; vücud veren, tekliftir; hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir; ilham eden, dinlerdir. Eğer bu noktalar olmasaydı, insan hayvan olarak kalacaktı ve insandaki bu kadar kemâlât-ı vicdaniye ve ahlak-ı hasene tamamen yok olurlardı. Fakat insanların bir kısmı, arzu ve ihtiyariyle teklifi kabul etmiştir. Bu kısım, saadet-i şahsiyeyi elde ettiği gibi nev'in saadetine de sebep olmuştur. Amma insanların büyük bir kısmı, ihtiyarı ile küfrü kabul ve tekâlif-i İlahiyyeyi reddetmişlerse de teklifin bazı nevilerinden süzülen terbiyevi, ahlâki vesaire güzel şeyleri aldıklarından, teklifin o nevilerini zımnen ve ıztıraren kabul etmiş bulunurlar. İşte bu itibarla, kâfirin her sıfatı ve her hâli kâfir değildir. İ.İ)(Hadsiz salât ve selâm ol Peygamberimiz Muhammed Mustafa (A.S.M.) üzerine olsun ki, demiş: $Yani; benim, insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi'setim ve gelmemin ehemmiyetli bir hikmeti, ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır. H.)
AHLAS: En hâlis, daha temiz.
AHMAS: (C: Ehâmis) İnce belli.* Ayak altında yere değmeyen yer.
AHMAS: (Hums. C.) Beşte birler, humslar.
AHMAS-ÜL KADEM: Ayak tabanı.
AHNAS: (Hıns. C.) Yeminden dönmeler. Yalan yeminler.
AHRAS: (Hâris. C.) Bekçiler, muhafızlar, koruyucular.
AHRAS: Dilsiz.
AHSAS: Hisler. Duygular.
AHSEN-ÜL KASAS: İbret verici vakıaların en güzel şekilde nakledilişi. Kıssaların en güzeli. * Sure-i Yusuf (A.S.).
AHTER-ŞİNAS: f. Yıldız ilmi ile uğraşan. Müneccim.
AHVAS: (C.: Ehâvis, Huves) Bir gözü birinden küçük olan.
AHZ-I ASKER: Askere alma. * Askere alınma.
AKAS: Çirkin kokulu olma.
A'KAS: Boynuzu kulağı ardında bitmiş veya boynuzu kulağı ardına gelmiş nesne.
AKASIR: (Akser. C.) Pek kısalar.
AKASİ: (Aksa. C.) Çok uzaklar.
AKFAS: (Kafas. C.) Hamal küfeleri. * Kafesler.
AKL-I MAAŞ: Aklın en alt tabakası. Dünyada geçim işini düşünen akıl.
AKRAS: (Kurs. C.) Yuvarlaklar, daireler, çemberler.
AKSAM-I SELASE: Üç kısım. * Gr: İsim, fiil, harf bölümleri.
AKVAS: (Kavs. C.) Kavisler, yaylar. * Virajlar, büklümler.
ÂL-İ ABBAS: Emevilerden sonra 749 senesinden 1258 senesine kadar süren Abbasi hükümdar ailesi.
ALÂ-MELE'İN NAS: Herkesin önünde. Halkın huzurunda.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ASA : Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...