Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ÂSİR: Bir efsaneyi rivayet eden.
ASÎR: Üsâre. Özsu.
Bir maddenin sıkılmış suyu.
Suyu alınmak için sıkılmış şey.
ÂSİR: Ayağı kayan.
ASİR: Ağır. Zor. Güç. Müşkül. Düşvâr.
ASİR: Karmakarışık.
Bitişik komşu.
ASİR(E): Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.
ASİRE: Üzerine bir yıl geçtiği hâlde hâmile olmayan dişi deve.
ASİRE: (C.: Asirât) Hayvanın ayağının arasına takılan köstek.
ASÎRE: Cibre, posa.
İçerisinde 'ASÎR' geçenler
ADEM-İ BASİRET: Basiretsizlik, görüşsüzlük.
ASİR(E): Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.
ASİRE: Üzerine bir yıl geçtiği hâlde hâmile olmayan dişi deve.
ASİRE: (C.: Asirât) Hayvanın ayağının arasına takılan köstek.
ASÎRE: Cibre, posa.
BASİR: Basiret sâhibi ve anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. * İt, köpek, kelp.
BASİR: Kararmış. * Ekşi yüzlü ve katı yürekli kimse.
BASİRANE: f. Görerek. Bilerek. Basiret sahibine yakışır halde.
BASİRET: Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat. * İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet. * Bir evin iki tarafının arası. * Yer üstündeki kan. (Bak: Süveydâ-i kalb)
BASİRET-İ KALB: Gönül uyanıklığı. Kalb basireti.
BASİRET-KÂR: f. Basiretli, ferâsetli, önceden gören.
BASİRET-KÂRÎ: Basiretlilik, önceden görmeklik.
BEVASİR: (Bâsur. C.) Mayasıllar, basurlar.
CASİR: (Cesaret. den) Cesaret eden, cesur, cesaretli.
DÜMASİR: (Demser) İnişi yumuşak olan yer. * Etli, büyük deve.
EASİR: (İ'sâr. C.) Şiddetli fırtınalar, kasırgalar.
EKASİRE: (Kisrâ. C.) Kisralar, şahlar. Eski Acem padişahları.
GASÎRE: Cemaat, topluluk.
HANASÎR: Helâk olmak.
HANASİRE: Hıyânet ehli, hâinler.
HASÎR: Bir şey söyler veya okurken dili tutulan kimse. Kekeme insan. * Hasır.
HÂSİR: Hasarete uğrayan. Zarara, ziyana uğrayan.
HASÎR: Feri gitmiş, donuklaşmış göz. * Hasret çeken. Meramına nail olamayan. * Yorulmuş. * Açılmış. * Zayıf.
HASÎR: Hüsranda olan. Sapıtan, dalâlete giden. Azgın. * Eli boş. Müdafaasız. Çaresiz.
HÂSİREN: Ziyana uğrayarak, zarar gördüğü halde.
HÂSİRÎN: (Hâsir. C.) Zarar görmüş olanlar, ziyana uğramış kimseler.
HÂSİRUN: Zarar ve ziyana uğrayanlar. Eli boş kalanlar.
KÂSİR: Çok olan, kesir, bol olan.
KASÎR: (Kasr. dan) Kısa, boynuz, ufak boylu.
KASÎR-ÜL AKL: Aklı kısa, aklı ermez.
KASÎR-ÜL BÂ': Kısa boylu, beceriksiz, zavallı.
KASÎR-ÜL BASAR: Dar görüşlü, basireti kısa. * Miyop.
KASÎR-ÜL HİMME: Himmeti az veya kısa olan.
KASÎR-ÜL KAME: Kısa boylu. Boyu kısa olan.
KÂSİR: (Kesr. den) Kıran, kırıcı. * Tavşancıl kuşu.
KÂSİR-ÜL ESNAM: Putları kıran. (Hz. İbrahim'in A.S. lâkabıdır)
KASİRE: Evinde hapsedilip dışarı çıkartılmayan kadın.
KAYASİRE: (Kayser. C.) Kayserler. Eski Bizans ve Roma İmparatorlarının lâkapları.
MAKASİR: (Maksure. C.) Bir hânedeki en mahrem taraflar. Bir evin en mahrem tarafları. * Câmilerde etrâfı parmaklıklarla çevrili yüksek yer.
MASÎR: (C.: Masâyi) (Sayruret. den) Sürüp giden. * Karargâh. * Suyun aktığı yer. * Rücu etmek, dönüp gitmek. * Dönüp varılacak yer.
MEASİR: (Me'sere. den) Güzel eserler. Nişanlar. İzler.
MEASİR-İ BERGÜZİDE: Seçme güzel eserler, izler, nişanlar.
MENASİR: (Minser. C.) Yırtıcı kuşların gagaları. * Taşçı kalemleri.
MEYASİR: (Meysere. C.) Ordunun sol kanatları. Sol cenahlar. * Zenginlikler, servetler.
MEYASİR: (Meysur. C.) Kolaylaştırılmış şeyler.
MEYASİR: Acem merkepleri. (Atlas ve ipek ile süslenen eşeklerdir.)
MÜCASİR: (Cesaret. den) Cesaret eden.
MÜTEASİR: (Usr. dan) Güçleşen, zorlaşan, teâsür eden.
MÜTECASİR: (C.: Mütecasirîn) (Cesaret. den.) Küstah, cür'et gösteren, tecasür eden.
MÜTECASİRÂNE: f. Cür'et göstererek, küstahçasına.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ASİR(E) : Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.
ASİ : Uygun, elverişli.
AS : Mersin ağacı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...